Cumhuriyet gazeteci ve yöneticilerine 8 yıl 1 ay 15 güne varan hapis cezaları verilirken tutuklu bulunan Akın Atalay tahliye edildi

Cumhuriyet davasının 25 Nisan günü sona eren karar duruşmasında 14 gazete çalışan ve yöneticisi hakkında 8 yıl 1 ay 15 güne varan hapis cezaları verildi.

Davayı gören İstanbul 27. Ağır Ceza Mahkemesi, Cumhuriyet gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Murat Sabuncu, muhabir Ahmet Şık ve 77 yaşındaki köşe yazarı Aydın Engin hakkında “terör örgütüne yardım” suçlamasıyla 7 yıl 6’şar ay hapis cezası verilmesine hükmetti. Mahkeme, dava kapsamında tutuklu bulunan Cumhuriyet Vakfı İcra Kurulu Başkanı Akın Atalay’ın ise aynı suçlamadan 8 yıl, 1 ay, 15 gün hapis cezasına çarptırılmasına ve tahliye edilmesine karar verdi.

Mahkeme, 82 yaşındaki Cumhuriyet Vakfı Başkanı Orhan Erinç ve Cumhuriyet yazarı Hikmet Çetinkaya’nın 6 yıl 3’er ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına hükmederken Cumhuriyet avukatlarından Bülent Utku hakkında da 4 yıl 6 ay hapis cezası verdi. 

Dava sonunda yazar ve okur temsilcisi Güray Öz, karikatürist Musa Kart, yazar Hakan Kara ve Cumhuriyet Vakfı Yönetim Kurulu üyeleri Önder Çelik ve Mustafa Kemal Güngör hakkında da yine “terör örgütüne yardım” suçundan 3 yıl 9’ar ay hapis cezası verildi.

Yazar Kadri Gürsel 2 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırılırken, muhasebe çalışanı Emre İper hakkında 3 yıl 1 ay 15 gün hapis cezası verildi.

Mahkeme tüm sanıkların “görev nedeniyle güveni kötüye kullanmak” suçlamasından beraatlerine karar verirken, Turhan Günay, Bülent Yener ve Günseli Özaltay’ın hem bu suçlamadan hem de “terör örgütüne yardım” suçlamasından beraat ettirilmelerine hükmetti. Turhan Günay tahliye edilmesi öncesinde tam 272 gün Silivri Cezaevi’nde tutuklu kalmıştı.

Cumhuriyet çalışanı olmamasına rağmen davaya sanık olarak dahil edilen öğretmen Ahmet Kemal Aydoğdu hakkında ise 10 yıl hapis cezası verildi. Mahkeme, halen tutuklu bulunan Aydoğdu’nun tutukluluğunun devamına karar verdi. 

Mahkûmiyet alan tüm tutuksuz sanıklara adlî kontrol uygulanmasına karar verildi. Mahkûmiyet ve beraat kararları oybirliğiyle alınırken, sadece Kadri Gürsel’in mahkûmiyetine oy çokluğuyla hükmedildi.

Davada ayrıca haklarında yakalama kararı bulunan Can Dündar ve İlhan Tanır’ın dosyalarının ayrılmasına karar verildi.

Avukat beyanları 

Duruşmanın sabah oturumunda ilk olarak Cumhuriyet Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Akın Atalay’ın avukatı Duygun Yarsuvat söz aldı. Davayı siyasi bir dava olarak niteleyen Yarsuvat, “Ceza hukuku prensipleriyle  halledebileceğimiz hiçbir şey bu iddianamede yer almamaktadır. Cumhuriyet gazetesini susturmak için hukuk bu davaya alet edilmiştir,” diye konuştu.

Davaya rapor sunan bilirkişileri de eleştiren Yarsuvat, bilirkişilerin açık kaynaklardan topladıkları bilgilerle rapor hazırladıklarını söyledi. Bilirkişilerden birinin attığı tweetlerle Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan hayranı olduğunu da ortaya koyduğunu söyleyen Yarsuvat, “Bu bilirkişinin hiçbir akademik sıfatı, çalışması yoktur. Tek bir vasfı vardır ki Bilal Erdoğan’ın vakfına üyedir. Attığı tweetlerle siyasal iktidarı desteklediğini göstermektedir,” diye konuştu.

Cumhuriyet gazeteci ve yöneticilerinin yargılandığı ve “üye olmadan örgüte yardım etme” suçunu düzenleyen Türk Ceza Kanunu’nun 220/7 maddesinde kastedilen yardımın maddi bir yardım olduğunu söyleyen Yarsuvat, “Muktediri tatmin etmek için Ceza Kanunu’nun maddelerini değiştiremeyiz,” dedi.

İddianamede yer alan vakıf gayrimenkullerinin düşük fiyatlara satıldığı suçlamasına da değinen Yarsuvat, bununla sanıklar hakkında kamuoyu önünde “para yiyen adamlar” intibası yaratılmaya çalışıldığını söyledi. 

Savcının değişik tanık ifadeleriyle “yayın politikası değişti” iddiasını kanıtlamaya çalıştığını söyleyen Yarsuvat, “‘Ben öyle duymuştum’ diyen tanıkların beyanlarıyla birini suçlamak mümkün müdür? Çalışanını işten çıkardığı ya da yayın politikasını değiştirdiği için terör örgütüne yardım etmekle suçlayan bir zihniyet ceza hukukuna yakışmaz,” diye konuştu.

Akın Atalay ve Cumhuriyet Genel Yayın Yönetmeni Murat Sabuncu’nun Fethullah Gülen grubuna bağlı olduğu bilinen Gazeteci ve Yazarlar Vakfı’nca düzenlenen Abant Platformu toplantılarına katıldıkları için suçlandıklarını hatırlatan Yarsuvat, “Abant toplantılarına katılmaları suç mu? Burhan Kuzu, Cemil Çiçek, Fehmi Koru da katılmış. 1997’den beri yapılan bu toplantılar neden yasaklanmamış” diye sordu. 

Yarsuvat’ın savcının davadan ayrılmak istediğini ve bunun için girişimde bulunduğunu ancak bu talebinin reddedildiğini söylemesi üzerine savcı daha sonra söz alarak “görevden kurtulma” çabasının olmadığını, kendisine verilen görevi “Türk milleti ve kamu adına objektif bir biçimde” yürüttüğünü söyledi. 

Yarsuvat’tan sonra söz alan avukat Abbas Yalçın ise soruşturma dosyasında gizlilik kararı olmasına rağmen dosyadaki bilgilerin hükümete yakın basın organlarına sızdırıldığını söyledi. 

Avukat Tora Pekin ise davadan önce de Cumhuriyet gazetesinin tekzip ve erişim engelleme kararları ve açılan ceza davaları nedeniyle başını kaldıramaz durumda olduğunu, ancak gazete çalışanlarının üç ayrı terör örgütüne yardım suçlamasıyla karşı karşıya kalmasını kimsenin aklından geçirmediğini söyledi.

“Son iki gündür anlattıklarımızı aklımızda beraat fikri olmamasına rağmen anlatıyoruz. Çünkü bunlar arşivde kalacak ve arşiv yalan söylemez,” diyen Pekin, “Hukuka uygun yayınlarla hukuka aykırı bir iş yapmış olamazsınız. Tek bir haberde şiddeti öven ya da öneren tek bir kelime gösteremezsiniz, çünkü yok,” diye konuştu.

İddianame ve esas hakkında mütalaada suçlama konusu yapılan yayınlar arasında siyasal iktidarı eleştiren MİT tırları ve 17-25 Aralık ile ilgili yayınlar, Kürt sorunuyla ilgili yayınlar ve 15 Temmuz öncesi ve sonrası yayınların bulunduğunu anlatan Pekin, “Bunların konuşulması siyasal iktidarı rahatsız ediyor. Öyleyse suç… Savcılığın iddiasına göre Cumhuriyet ‘ulusalcı, devletçi ve gelenekçi’ bir gazete olduğu için Kürt sorunuyla ilgili eleştirel yayın yapamaz,” diye konuştu.

Pekin, basın yoluyla işlenen suçlarda dava açma süresinin dört ayla sınırlı olduğunu da hatırlatarak, “Bu süre gazeteciler baskı altında kalmasın diye getirilmiştir. Aksi takdirde herkesin attığı tweeti, yazdığı yazıyı yıllar sonra karşısına dava olarak çıkarabiliriz,” dedi.

Cumhuriyet’in bazı gazetelerle ortak manşet atmasının da suç olarak gösterildiğini söyleyen Pekin, “10 ayrı gazetenin defalarca aynı manşetle çıkması normal, bizim iki kez Zaman gazetesi ile pişti olmamız mı anormal” diye sordu.

Pekin’den sonra söz alan avukat Fikret İlkiz ise savcılığın Cumhuriyet’in 2013 yılından 15 Temmuz 2016 darbe girişimine kadar “aktif” olarak terör örgütlerine yardım ettiğini iddia ettiğini belirterek, “Madem bunu o zaman anladınız, neden bizi yargılamadınız?” diye sordu.

“Bu davada gazetecilerin gazeteci olması, avukatların avukat olması suçtur. Bu gazetenin bizzat varlığı suçtur. Müvekkillerimin evinden suçlama konusu yapılabilecek hiçbir belgenin çıkmaması suçtur,” diyen İlkiz, gazetecilerin topluma düşman gibi gösterilmemesi gerektiğini söyledi.

Son sözler

Duruşmada karardan önce sanıkların son sözleri dinlenildi. Sanıkların son sözleri şöyleydi: 

Akın Atalay: Heyetin kararı ne olursa olsun bilinmesini isteriz ki Cumhuriyet gazetesi ve biz Cumhuriyetçiler kötülüğe karşı direnmekten asla vazgeçmeyeceğiz. Bu toplumda kötülüğün sıradanlaşmasına engel olmak için son nefesimize kadar mücadele edeceğiz. Bu dava vesilesiyle alenen beyan ve taahhüt ediyoruz.

Kadri Gürsel: Gazeteci olduğumuz için tutuklandık. Önümüze çürük, boş ve mesnetsiz bir iddianame geldi. Uzun tutukluluk bir infaza dönüştü. Adil yargılanma hakkımız ihlal edildi. Savunmamda mesleğimi savundum ve bana göre saçma olan iddialara cevap verdim. Şimdi siz zor bir karar vereceksiniz. Çünkü içinde hiçbir delil olmayan dosyalara bakarak karar vereceksiniz. Demek oluyor ki aklınıza ve vicdanınıza sığınarak karar vereceksiniz. Böyle yapacağınıza dair inancım var, bu inancım nedeniyle pişman olmak istemiyorum. Biz buradan başımız dik olarak gideceğiz ve mesleğimizi yapmaya devam edeceğiz. Ben ve tüm arkadaşlarım için beraat talep ediyorum.

Güray Öz: Bu davada gazetecilik yargılanıyor; ki bu zor bir iştir. Cumhuriyet gazetesini terör örgütüyle ve FETÖ’cülükle suçlamak insan aklıyla alay etmektir. Umarım böyle yapmazsınız. Çünkü bu aydınlara yakışmaz.

Murat Sabuncu: Özgürlük çok güzel bir şey, insan değerini kaybedince anlıyor. Cumhuriyet gazetesi de gazeteciler de her koşulda doğruları söyler ve hep böyle yaptık. Gazetecilik suç değildir.

Turhan Günay: Gazetecilik suç değildir.

Aydın Engin: Bana, “Sizde James Bond ruhu var” demiştiniz. Ben bunu iltifat olarak anlamıştım. Ama düşündüm ki, o majesteleri adına çalışıyordu, ben halk adına çalışıyorum. Burada halkın haber alma özgürlüğü yargılanıyor. Size de halkın haber alma hakkını savunmak düşüyor, zor bir görev, size yardımcı olamayacağım, tek başınıza yapacaksınız. Hoşçakalın.

Hikmet Çetinkaya: Fethullah Gülen’in kim olduğunu ve amacını Cumhuriyet gazetesinde yıllarca yazdım. Gülen’e yardım etmekle suçlanıyorum ve hepsini reddediyorum. Gazetecilik suç değildir. Asıl suç şeriat düzeni kurmak istemektir.

Orhan Erinç: Son sözümü avukatlarımız için söyleyeceğim. Onlara çok teşekkür ediyorum

Mustafa Kemal Güngör: Bir kişiye yapılan haksızlık tüm topluma yapılmış demektir. Aylardır yapılan bu haksızlığa son verin.

Ahmet Kemal Aydoğdu: En çok özlem duygusu ağır basıyor. Kızıma olan özlemime son verin.

Ahmet Şık: Bu daha başlangıç diyerek başlıyorum. Siyaset, bürokrasi ve medyanın kimi mensuplarından oluşan bir çetenin hayata geçirdiği bu komplonun amacı en başından beri belliydi. Tüm yaşamı boyunca hukuksuzlukların hak ihlallerinin karşısında duranlar adına ilk günden bu yana söylediğimizi tekrarlayarak bu çeteye ve benzerlerine hak ettiği yanıtı verelim o halde: Asıl siz teslim olun.