Cumhuriyet gazetesi köşe yazarı ve Cumhuriyet Vakfı Yönetim Kurulu üyesi Hakan Kara, 31 Ekim 2016 tarihinde gazetenin yazar ve yöneticilerine yönelik bir soruşturma kapsamında gözaltına alındı.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’ndan yapılan açıklamada, soruşturmanın Cumhuriyet Vakfı yöneticileri hakkında “PKK/KCK ve FETÖ/PDY terör örgütlerine müzahir olduklarına, yönetim kurulu toplantısında alınan vakıf üyeliğine seçim kararının usulsüz olduğuna ve 15 Temmuz darbe girişiminden kısa bir süre öncesinde darbeyi meşrulaştırıcı yayınlar yapıldığına dair iddia ve tespitler üzerine PKK/KCK ve FETÖ/PDY terör örgütlerine üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işlemek suçlarından” başlatıldığı bildirildi. Soruşturmaya gizlilik getirildi.

Kara ve kendisi gibi 31 Ekim’de gözaltına alınanlardan sekiz diğer kişi, İstanbul 9. Sulh Ceza Hâkimliği tarafından 5 Kasım 2016 tarihinde “terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüt adına faaliyette bulunmak” suçlamasıyla tutuklandı.

Daha sonra hazırlanan iddianamede Kara hakkında “silahlı terör örgütüne üye olamamakla birlikte örgüte yardım etme” ve “hizmet nedeniyle görevi kötüye kullanma” suçlarından 9.5 yıldan 29 yıla kadar hapis cezası talep edildi.

Hakkındaki suçlamalara delil olarak ise Kara’nın resmî olarak “FETÖ/PDY silahlı terör örgütü” olarak adlandırılan ve 15 Temmuz 2016 darbe girişiminin ardında olmakla suçlanan Fethullah Gülen grubunun gizli mesajlaşma programı olduğu söylenen ByLock kullanıcısı iki kişi ve Gülen grubuyla ilişkileri dolayısıyla terör soruşturmasına uğrayan iki kişiyle iletişim kaydının olması gösterildi.

Savcılık, Kara’nın 2013’ten sonra yönetime gelen ve Cumhuriyet gazetesinin “yayın politikasında radikal bir değişiklik” yapmakla suçlanan diğer şahıslarla birlikte hareket ettiğini ve Cumhuriyet gazetesinin yayın politikasından hukuken sorumlu olduğunu iddia etti.

Vakıf Yönetim Kurulu üyeliği ile ilgili olarak ise Kara’ya “borca batık şirkete karşılıksız borç verilmesi” ve bir gayrimenkul satışı dolayısıyla şirketin zarara uğratılması suçlamaları yöneltildi. Bu suçlamalarla alakalı olarak Kara hakkında 2 yıldan 14 yıla kadar hapis istendi.

 

Cumhuriyet gazeteci ve yöneticileri hakkında hazırlanan iddianamenin tam metnine buradan ulaşabilirsiniz. 

 

Kara, savcılıktaki ifadesinde suçlamalara cevap olarak Cumhuriyet Vakfı Yönetim Kurulu üyeliğine 2015 yılında getirildiğini ve kendisinin gazeteye herhangi bir haber konusunda talimat verme yetkisinin olmadığını söyledi.

Kara ve diğer Cumhuriyet yazar ve yöneticileri hakkında hem Anayasa Mahkemesi’ne hem de Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) başvuru yapıldı. Nisan ayında yargılanan 10 Cumhuriyet yazar ve yöneticisi adına başvuru yapan avukatlara gönderilen bildirimde AİHM, başvurunun hükümete tebliğ edildiğini ve hükümetten, başvuruya konu edilen insan hakları ihlalleri iddialarıyla ilgili olarak sorulan bir dizi soruya 2 Ekim’e kadar cevap vermesinin istendiğini belirtti.

Kara ve iddianamede sanık olarak geçen 11’i tutuklu toplam 19 kişinin yargılanmasına 24 Temmuz günü İstanbul 27. Ağır Ceza Mahkemesi’nde başlandı.

Duruşmanın ikinci gününde savunma yapan Kara’nın savunmasını buradan okuyabilirsiniz.

Beş günlük duruşma sonunda 28 Temmuz günü ara kararını açıklayan mahkeme aralarında Kara’nın da bulunduğu yedi tutuklu sanığın tahliyesine karar verdi. Mahkeme başkanı heyetin davayı yıl sonuna kadar tamamlamayı planladığını söyledi.

Kara’nın tutuksuz olarak yargılandığı davanın ikinci duruşması 11 Eylül’de Silivri cezaevi yerleşkesindeki duruşma salonunda görüldü. Tahliye kararı çıkmayan duruşmayla ilgili habere buradan ulaşılabilir.

Davada üçüncü duruşma ise 25 Eylül günü Çağlayan’da görüldü. Üç tanığın dinlendiği duruşmanın sonunda Cumhuriyet köşe yazarı Kadri Gürsel tahliye edildi.

Davanın 31 Ekim’de görülen dördüncü duruşmasında adlî bilişim uzmanı Tuncay Beşikçi ByLock kullanımıyla ilgili ifade verdi. Duruşmada mahkemeye soruşturma savcısınca gönderilen yeni bir belge sanık avukatlarının itirazına rağmen sunulurken yine tahliye kararı çıkmadı.

Davanın 25 ve 26 Aralık’ta görülmesi planlanan duruşması ise tutuklu sanıklardan Ahmet Şık’ın savunmasının “siyasi” olduğu gerekçesiyle kesilip Şık’ın salon dışına çıkarılmasıyla beklenenden kısa bir sürede sona erdi. Duruşmanın ilk günü mahkeme başkanının Şık’ı “duruşma düzenini bozma” gerekçesiyle salon dışına çıkarttırmasının ardından Cumhuriyet avukatları reddi hâkim talebinde bulundu. Mahkeme heyeti bunun üzerine duruşmada dinlenmesi beklenen iki tanığın dinlenmesinin mümkün olmayacağına karar verdi ve ara karara geçildi. Mahkeme ara kararında tüm tutuklu sanıkların tutukluluk hallerinin ve diğer sanıklara uygulanan adlî kontrol tedbirlerinin devam etmesine hükmederken, davayı 9 Mart 2018 gününe erteledi.

Bu tarihte Silivri’de görülen altıncı duruşmada mahkeme tutuklu üç gazeteci sanıktan Genel Yayın Yönetmeni Murat Sabuncu ve muhabir Ahmet Şık’ın tahliyesine karar verirken, İcra Kurulu Başkanı Akın Atalay’ın tutukluluk hâlinin devamına hükmetti.

İstanbul 27. Ağır Ceza Mahkemesi ara kararında dava dosyasının esas hakkında mütalaa için savcıya gönderileceğini açıkladı ve bir sonraki duruşmanın 16 Mart’ta yine Silivri’de görülmesini kararlaştırdı.

Davanın 16 Mart’ta görülen yedinci duruşmasında mütalaasını açıklayan savcı, aralarında Hakan Kara’nın da bulunduğu 13 Cumhuriyet gazetesi yazarı ve çalışanı hakkında “örgüte üye olmamakla birlikte örgüte yardım suçundan” 7,5 yıldan 15 yıla kadar hapis cezası talep etti.

Mahkeme, esas hakkında mütalaaya karşı savunmaların alınacağı bir sonraki duruşmanın 24-27 Nisan arasında dört gün boyunca Silivri’de görülmesine hükmetti.

Davanın 25 Nisan günü sona eren karar duruşmasında mahkeme 14 gazete çalışan ve yöneticisine 8 yıl 1 ay 15 güne varan hapis cezaları verdi.

Davayı gören İstanbul 27. Ağır Ceza Mahkemesi, yazar Hakan Kara’yı “terör örgütüne yardım” suçundan 3 yıl 9 ay hapis cezasına çarptırdı. Mahkeme tüm sanıkların “görev nedeniyle güveni kötüye kullanmak” suçlamasından beraatlerine karar verirken, mahkûmiyet alan tüm tutuksuz sanıklara adlî kontrol uygulanmasına karar verdi.

Davada haklarında yakalama kararı bulunan Can Dündar ve İlhan Tanır’ın dosyalarının ise ayrılmasına karar verildi.