Expression Interrupted

Türkiye’de ifade özgürlüğüne yönelik baskının öncelikli hedefi gazeteciler ve akademisyenler. Yüzlerce gazeteci ve akademisyen hakkında soruşturma açıldı, birçoğu tutuklandı. Bu site ifade özgürlüğünü kullandığı için soruşturma ve kovuşturmaya uğrayanlar hakkındaki yasal süreci takip etmektedir.

Hicran Urun

Hicran Urun

Özgürlükçü Demokrasi gazetesi editörü Hicran Urun, gazete ve basıldığı matbaaya yönelik soruşturma kapsamında 4 Nisan 2018 tarihinde İstanbul’daki evinde gözaltına alındı. Gazetenin editörleri Mehmet Ali Çelebi ve Reyhan Hacıoğlu ve gazetenin üç diğer çalışanı da aynı tarihte adreslerine düzenlenen baskınlarda gözaltına alındı. Soruşturmada gizlilik kararı olduğu belirtildi.

 

Gazetenin Beyoğlu’nda bulunan merkez binası ve basımının yapıldığı matbaaya 28 Mart 2018 tarihinde polis baskın düzenlemiş ve 25 kişiyi gözaltına almıştı. Güvenlik Şube Müdürlüğü ekipleri gazeteye Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF) tarafından kayyum atandığını bildirmişlerdi.

 

Urun, Çelebi ve Hacıoğlu, 10 Nisan 2018 günü adliyeye getirildi. Gazeteciler, savcılık tarafından ifadeleri alınmadan tutuklama talebiyle İstanbul 3. Sulh Ceza Hâkimliği'ne sevk edildi. Mahkeme, Urun, Çelebi ve Hacıoğlu ile bir gazete çalışanının “örgüt üyeliği” suçlamasıyla tutuklanmalarına karar verdi. Urun ve Hacıoğlu, Bakırköy Kadın Kapalı Cezaevi’ne gönderildi.

 

İddianame

 

Aralarında Urun’un da bulunduğu Özgürlükçü Demokrasi gazetesinin 6’sı tutuklu 14 çalışanı hakkındaki iddianame 22 Mayıs 2018 tarihinde hazırlandı.

 

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Terör ve Örgütlü Suçlar Soruşturma Bürosu tarafından hazırlanan 67 sayfalık iddianamede, aralarında gazetenin İmtiyaz Sahibi İhsan Yaşar ve Yazı İşleri Müdürü İshak Yasul’un da bulunduğu 14 gazeteciye “örgüt üyeliği,” “örgüt propagandası,” “terör örgütlerin açıklamalarını basmak veya yayınlamak” suçlamaları yöneltildi. İddianamede yayınlarda Türkiye’nin Afrin’de yürüttüğü operasyonla ilgili “devlet aleyhine yalan haberlerle olumsuz bir algı oluşturmak amacıyla rutin ve sistematik şekilde terör örgütü propagandası yapıldığı” ileri sürüldü.

 

Yargılama süreci

 

İddianameyi kabul eden İstanbul 23. Ağır Ceza Mahkemesi, davanın ilk duruşmasını 12 Eylül 2018 tarihinde gördü.

 

Savunmasında uluslararası basın kartı sahibi bir gazeteci olduğunu ifade eden Urun, kadın araştırmaları konusunda yüksek lisans yaptığını, ilgilendiği haber konularının kadın ve çocuk olduğunu belirtmesine karşın gazetedeki diğer haberlerle ilişkilendirildiğini söyledi. Heyet başkanının gazetecilere soru olarak yönelttiği haber başlıkları ile ilgili konuşan Urun, “Bu haberlerin başlıkları haberlerin öznelerinin ifadeleridir. Bunlar editörün ya da genel yayın yönetmeninin ifadeleri değildir. O ifadelere sadece yansıtılmıştır. İddianamenin tamamı haberlerden oluşuyor, yani burada gazetecilik yargılanıyor” diye konuştu. Taşınabilir müzik çalarında kayıtlı Kürtçe şarkıların iddianameye delil olarak konulduğunu da ifade eden Urun, iddiaları hukukî bulmadığını belirterek beraatini talep etti.

 

Mütalaa ve tahliye

 

Davanın 10 Nisan 2019 günü görülen duruşmasında esas hakkındaki mütalaasını sunan savcı, Urun’un da aralarında bulunduğu 6 gazete çalışanının “silahlı terör örgütüne üye olmak,” “terör örgütlerinin yayınlarını zincirleme şekilde basmak veya yayınlamak” ve “terör örgütü propagandası yapmak” suçlarından cezalandırılmalarını talep etti.

 

Ara kararını açıklayan İstanbul 23. Ağır Ceza Mahkemesi, Urun ve Yasul’un yurtdışına çıkış yasağı ve haftada bir imza yükümlülüğü ile tahliye edilmelerine karar verdi.

 

3 yıl 1 ay 15 gün hapis cezası

 

Özgürlükçü Demokrasi davasının karar duruşması 28 Haziran 2019 tarihinde görüldü. Mahkeme, gazeteciler Hicran Urun, Reyhan Hacıoğlu ve İshak Yasul’un “örgüte üye olmamakla birlikte yardım” suçundan ayrı ayrı 3 yıl 1 ay 15 gün hapis cezasına çarptırılmalarına verdi.

Cezaevi koşullarına ilişkin anketimize Hicran Urun tarafından verilen yanıtlara bu bağlantıdan erişebilirsiniz.

Yukarı