“Örgüt propagandası” suçlamasıyla yargılanan 14’ü tutuklu 22 Boğaziçi Üniversitesi öğrencisi ilk kez hâkim karşısına çıktı 

 

Boğaziçi Üniversitesi kampüsünde 19 Mart’ta Türkiye’nin Afrin operasyonuyla ilgili lokum dağıtılmasına karşı pankart açıp slogan attıkları gerekçesiyle “terör örgütü propagandası” iddiasıyla haklarında dava açılan 14’ü tutuklu 22 öğrenci 6 Haziran günü hâkim karşısına çıktı. Dava kapsamında iki buçuk aydır özgürlüklerinden mahrum olan 14 öğrenci, ilk duruşmada adlî kontrol tedbirleriyle tahliye edildi.

İstanbul 32. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmayı P24’ün yanı sıra, CHP milletvekilleri Sezgin Tanrıkulu, Zeynep Altıok ve Ali Şeker, HDP milletvekili Hüda Kaya ve HDP milletvekili adayları Ahmet Şık, Oya Ersoy ve Erkan Baş ve çok sayıda gazeteci, meslek örgütü ve sivil toplum kuruluşu takip etti.

İddianamede kendilerine yöneltilen suçlamalara ilişkin savunmalarını yapan öğrenciler, protestonun planlı bir şekilde gerçekleşmediğini ve atılan tüm sloganların barışçıl olduğunu söyledi. 

“Sloganlar propaganda değil, siyasi eleştiri”

Tutuklu yargılanan öğrencilerden Sevde Öztürk, protestolar esnasında kütüphanede bulunduğunu, sesleri duyunca merak ederek dışarı çıktığını anlattı. Öğrenci işleri dekanının da tansiyonu düşürmek için lokum dağıtan öğrencilerin açtığı masanın önüne geldiğini söyleyen Öztürk, “Savaştan ve ölümden rahatsız olanlar olarak bazı sloganlar atıldı. Ne kadar sert görünürlerse görünsünler bunlar siyasi eleştiri içeren sloganlardır” dedi. Öztürk sözlerini şöyle sürdürdü: “Yalnızca atılan bu barış içerikli sloganlardan dolayı örgüt üyesi olarak yaftalanmayı kabul etmiyorum. Bu sloganlar propaganda değil, siyasi eleştiridir. Hiçbir şekilde propaganda yaptığımı kabul etmiyorum.”

Tutuklu yargılanan öğrencilerden Kübra Sağır ise okul kulüplerinden birinin izinsiz masa açtığını duyduğunu söyledi. Masanın önünde kısa süreliğine gergin bir an yaşandığını anlatan Sağır, “Benim iştirak ettiğim sloganlar barış içerikliydi ve siyasi eleştiri niteliğindeydi. Pankartın nasıl geldiğini bilmiyorum ama kalabalıkta pankartı bir süreliğine tutmuş olabilirim” dedi. Öğrencilerin daha sonra olaysız dağıldığını da belirten Sağır, “Masa açan grubun çekip basına servis ettiği fotoğraflar nedeniyle üç aydır tutukluyum. Bir dönem kaybettim ve terörist olarak yaftalandım. Propaganda iddiasını kesinlikle kabul etmiyorum” ifadelerini kullandı.  

Mahkemeye ifade veren bir diğer tutuklu öğrenci Enes Karakaş ise kütüphaneye giderken bir kalabalık fark ettiğini ve bunun üzerine insanların arasına katıldığını söyledi. Lokum dağıtmak için açılan masanın izinsiz olduğunun anlaşılması üzerine grubun slogan atmaya başladığını söyleyen Karakaş “Bu sloganlar kesinlikle şiddeti öven sloganlar değildir. Sadece siyasi eleştiri içeriyorlardı. Herhangi bir terör örgütü propagandası da yoktu. Ben de bazılarına eşlik ettim. Temel niyet siyasi bir eleştiri yöneltmek ve normalde başkaları izinsiz masa açtığında sıkıntı çıkacakken, burada sorun çıkmamasının yarattığı eşitsizliği vurgulamaktı” dedi. 

Karakaş, hâkimin masayı açan grubu “çiftlikbank” benzetmesiyle eleştirip eleştirmediğini sorması üzerine “Karşı taraftan ‘sizin derdiniz bayrak ve milli değerler’ şeklinde karalayıcı bir beyanda bulunuldu. Ben de gelen eleştiriyi boşa düşürmek için ironik bir üslupla ‘çiftlikbank’ kıyaslaması yaptım. Çevremde bazı insanlar güldü. Tez canlı bir insanım ve böyle bir tepki verdim” ifadelerini kullandı. Masaya yeltenerek lokumları düşürmüş olabileceğine dair iddia hakkında ise Karakaş “Aslında gerginlik anında insanların arasına set çekmek için atıldım. Masaya yeltenmek gibi bir niyetim yoktu. Lokumun nasıl yere döküldüğünü görmedim. Hatta gerginlik anı sonra erdikten sonra lokumları yerde görünce hayıflandığımı hatırlıyorum. Sonuçta lokumun ne suçu vardı ki? Birisi yanlışlıkla çarpmış olabilir, özel güvenlik bile düşürmüş olabilir” ifadelerini kullandı. 

Öğrencilerden darp, tehdit ve psikolojik baskı beyanları

Duruşmasında savunma yapan çok sayıda öğrenci, özellikle gözaltına alındıktan sonra polisler tarafından darp edildiklerini ve tehdit ile psikolojik baskı gördüklerini söyledi. Tutuklu yargılanan öğrencilerden Yusuf Noyan Öztürk, Gayrettepe Karakolu’nda darp eden polislerin kendisine zorla ifade verdirdiğini söyledi. Öztürk polislerin hem kendisini hem de ailesini tehdit ettiğini anlattı. Tutuklu yargılanan sanıklardan İsmail Gürler de önce ekip aracında ardından da Vatan Emniyet Müdürlüğü’nde darp edildiğini söyledi.

Tutuklu öğrenciler ayrıca bir dönem kaybettiklerini vurgulayarak, 25 Haziran’da başlayacak olan yaz okulunda arayı kapatabilmek için tahliyelerini talep etti. Çift ana dal okuduğunu söyleyen Yusuf Noyan Öztürk, “Çok yoğun bir ders programım var. Bir dönem kaybettim ve bu dönem benim için çok önemli” dedi. Kimya bölümü öğrencisi Esen Deniz Üstündağ ise “Bir an önce eğitimime devam etmek istiyorum. 2.5 aylık tutukluluk bana iki sene kaybettirdi” diye konuştu. Matematik bölümü öğrencisi Deniz Yılmaz ise gözaltına alınmadan önce olasılıklarla ilgili bir çalışmasını öğretmenine sunduğunu belirterek “Eğer gözaltına alınmasaydım çalışmamı makale haline getirmeye başlayacaktık. Tutukluluk süreci hem çalışmalarımı hem de okul hayatımı sekteye uğrattı” ifadelerini kullandı. 

Avukatlar: İfade özgürlüğü koruması altında

Öğrencilerin avukatları ise ifadelerinde sanıkların suçlandıkları eylemlerin ifade özgürlüğünün koruması altında olduğunu vurguladı. Avukatlar ayrıca, Terörle Mücadele Kanunu’nun (TMK) 7/2 Maddesi’nde düzenlenen propaganda suçunun Yargıtay, Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihadında verilen kararlara göre oluşmadığını da vurguladı. 

Tüm sanıkları temsil eden avukat Metin Sezgin, “Bu etkinlik yalnızca öğrencilerin izinsiz masa açma eylemini gerçekleştiren kişilere yönelik eleştiri faaliyetidir. İddia makamı söz konusu protestonun içeriğinden rahatsız olmuştur, en hafif tabiriyle niyet okuma vardır” ifadelerini kullandı. Şükran Yaren Tuncer’in avukatı Aynur Tuncel Yazgan ise lokum kutusunun yere düşürülmesinin suçlamada önemli bir unsur olmasına dikkat çekerek “Videoların kopukluğu nedeniyle görüntülerde lokum kutusunun yere nasıl düştüğü anlaşılmıyor. Lokum kutusuna bir kutsallık mı atfediliyor bu yargılamada, lokum kutusunun yere düşürülmesiyle propaganda suçu mu işlenebiliyor” diye sordu. 

Deniz Yılmaz’ın avukatı Yıldız İmrek “faşizme karşı omuz omuza”, “Savaşa hayır, barış hemen şimdi” gibi bir sloganların terör örgütü propagandası sayılamayacağını vurguladı. İmrek “Buradan terör örgütünün övgüsü sonucu çıkarmak varsayımsal bir yöntemdir ve yasaktır. Kesin ve şüpheden uzak delillerle mahkûmiyet kararı verilebilir, savcılığın varsayıma dayalı iddiaları bu ilkeyle çelişiyor” dedi. Berke Ayodoğan’ın avukatı Levent Pişkin ise “barış propagandası” sebebiyle dolayı dünyanın hiçbir yerinde yargılama yapılmadığını vurguladı. Kendisinin de Boğaziçi Üniversitesi’nde yüksek lisans okuduğunu söyleyen Pişkin, “Benim de o gün dersim olsa büyük ihtimalle şu an sanıkların yanında olacaktım. Boğaziçi Üniversitesi herkesin fikrini özgürce ifade edebildiği bir üniversite” diye konuştu.

Sırayla söz alan avukatlar, tutuklu öğrencilerin tahliyesini ve tüm sanıkların beraatini talep etti. 

Avukatların savunmalarını tamamlamasının ardından mütalaasını veren duruşma savcısı, yalnızca 6 tutuklu öğrencinin – Agah Suat Atay, Sevde Öztürk, Berke Aydoğan, İsmail Gürler ve Tevger Uzay Tulay’ın tahliyesini talep etti. 

Mahkeme heyeti ise kararında tüm tutuklu öğrencilerin, adli kontrol hükümleri ve yurt dışı yasağı uygulanması şartıyla tahliyesine karar verdi. Mahkeme heyeti, tutuksuz yargılanan öğrencilerden yalnızca Kültigin Demirlioğlu’nun adlî kontrol hükümlerini kaldırdı. Davada bir sonraki duruşma 3 Ekim 2018 saat 10:30’da görülecek.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “okuma hakkı vermeyeceğiz” diye hedef gösterdiği öğrencilerden 16’sı protesto sırasında ve daha sonra düzenlenen operasyonlarla gözaltına alınmış, bu öğrencilerden 9’u, 3 Nisan günü sevk edildikleri mahkeme tarafından “terör örgütü propagandası yapmak” suçlamasıyla tutuklanmıştı. Bu tutuklamalarının ardından beş öğrenci daha tutuklanarak cezaevine sevk edilmişti.