Zaman davasının 4. duruşmasında tutuklu yargılanan 6 gazeteciden 2’sinin tahliyesine hükmedildi; dava 7-8 Haziran’a ertelendi 

Kapatılan Zaman gazetesinin 11 eski köşe yazarı ve editörünün “Anayasayı ihlal,” “örgüt üyeliği,” “propaganda” ve “örgüte yardım” suçlamalarıyla yargılandıkları davanın dördüncü celsesi 10-11 Mayıs tarihlerinde İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü.

Mahkeme iki gün süren duruşmanın sonunda açıkladığı ara kararında gazetenin tutuklu köşe yazarı Ali Bulaç ve Sorumlu Yazı İşleri Müdürü Mehmet Özdemir’in adlî kontrol şartıyla tahliyelerine, Mart ayında cezaevinden tahliye edilerek ev hapsine konulan Şahin Alpay’ın ise ev hapsinin kaldırılmasına hükmetti. Mahkeme davanın bir sonraki duruşmasını 7-8 Haziran tarihlerine erteledi.

Kararın ardından dava kapsamında yargılanan gazetecilerden dördü tutuklu olarak yargılanmaya devam edecek: Bu isimler kapatılan Zaman gazetesi yazarları Ahmet Turan Alkan, Mümtazer Türköne ile Ankara temsilcisi Mustafa Ünal ve gece editörü İbrahim Karayeğen.

Şahin Alpay, 590 günü aşkın tutukluluğun ardından Anayasa Mahkemesi (AYM) kararı uyarınca Silivri Cezaevi’nden tahliye edildiği 16 Mart tarihinden bu yana ev hapsinde bulunuyordu. Yazarlar İhsan Dağı, Lale Sarıibrahimoğlu, Nuriye Ural, avukat ve kapatılan Today’s Zaman ve Bugün gazetelerinde köşe yazarı Orhan Kemal Cengiz ise davanın tutuksuz sanıkları.

Çağlayan’daki İstanbul Adliyesi’nde görülen duruşmayı P24’ün yanı sıra Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü (RSF), Article 19, Uluslararası Af Örgütü, Yurttaş Hakları Savunucuları (CRD) ve İnsan Hakları İzleme Örgütü’nden (HRW) temsilciler ile Türkiye’deki AB delegasyonu temsilcileri mahkeme salonunda izledi.

Duruşmanın ilk gününde Mümtazer Türköne ve Orhan Kemal Cengiz esas hakkındaki mütalaaya karşı savunmalarını yaptı.

Türköne’den usule ilişkin itiraz 

İlk güne Türköne’nin mahkemeye usul yönünden yaptığı itiraz damgasını vurdu.

Savcının “Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs” suçundan ağırlaştırılmış müebbet, “silahlı terör örgütüne üye olmak” suçundan ise 15 yıla kadar hapisle  cezalandırılmasını talep ettiği Türköne, esas hakkındaki savunmasına geçmeden önce, mahkemeye usul hakkında itirazda bulundu.

Türköne, savcının 5 Nisan’da görülen üçüncü duruşmada mahkemede sunduğu esas hakkımdaki mütalaa ile mütalaanın CD’de sunulan son versiyonu arasında farklılıklar bulunduğunu belirterek savcı hakkında Hakimler ve Savcılar Kurulu’na (HSK) suç duyurusunda bulunmak istediğini söyledi.

Teslim edilen CD’lerde delil olarak sunulan yazıların bir kısmının savcının mütalaasından sonra toplanmış olduğunu kaydeden Türköne, sözlerine şöyle devam etti: “Mahkeme ara kararında 30-40 yazı talep ediyor ama bin kadar yazı toplanıyor. Deliller arasında mahkemenin talep etmediği makaleler var. Makale diyorum, zira biz sadece yazdığımız makalelerden yargılanıyoruz. Savcı bu bin kadar makaleyi tarayıp alıntılar yaparak mütalaasını hazırlamış. Duruşma savcısı Cem Üstündağ hakkında Hâkimler ve Savcılar Kurulu’na suç duyurusunda bulunmak istiyorum.”

Savcının esas hakkındaki mütalaasının çok sayıda kanunu ihlâl ettiğini belirten Türköne, savcıya dosyadan el çektirilmesini ve hakkında soruşturma açılmasını talep etti.

“Savcının mütalaaya iddianamede olmayan, mahkemeye sunulmamış belgeleri katması CMK’ya aykırıdır” diyen Türköne, bu durumun “Mutfakta biri mi var?” kuşkusu yarattığını söyledi.

Türköne sözlerini şöyle sürdürdü: “Bu uygulama, Şahin Alpay hakkındaki AYM ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının benzerinin diğer sanıklar için de çıkabileceği ve tahliye sonucunu vereceği endişesiyle yapılmış izlenimi veriyor. Mehmet Altan’ın durumundaki gibi hüküm tesis edildiği için AYM ve AİHM kararının gerektirdiği tahliyenin uygulanamamasının bizler için de geçerli olması istenmiştir. Savcının hüküm verme konusundaki aceleciliği adil yargılama hakkı ihlali kuşkusu uyandırmaktadır.”

AYM ve AİHM’in gazete yazılarının suç delili olarak yer aldığı durumlarda yazıların tam metninin verilmesi kararının bu davada da uygulanması gerektiğinin altını çiz,en Türköne, buna karşılık savcının yazılardan kısa alıntılarla yetindiği ya da sadece yazı tarihlerini verdiğini belirtti.

“Duruşma savcısı suç unsuru olmayan delilleri tekrar kullanarak Anayasa’ya meydan okumuştur” diyen Türköne, “AYM ‘gazete makalelerinden tutuklama yapılamaz’ derken, savcı makalelerden hüküm istemektedir. Mütalaa ihlâlin kasten devam ettirildiğini göstermektedir. Artık her yerde referans gösterilecek AİHM’in Şahin Alpay kararı, bu anlamda [ihlâle ilişkin] bir delil teşkil etmektedir” dedi.

Duruşmaya verilen öğle arasından sonra mahkeme heyeti, “mahkemenin mütalaa ile bağlı olmadığı” gerekçesiyle Türköne’nin savcıya davadan el çektirilmesi talebinin ve usul ile ilgili itirazının reddine karar verdi.

Esas hakkındaki savunmasına başlarken Türköne’nin savunmada “hangi mütalaaya itibar edeceği” yönündeki sorusu üzerine ise heyet başkanı, “UYAP’a yüklenen iddianameyi okuduysanız onu esas alarak savunma yapın” dedi.

Esas hakkındaki savunmalar 

Türköne, savunmasında yazılarıyla ilgili iddiaları yanıtlarken iddianamede ve mütalaada alıntılanan bölümlerin yazıların ana fikriyle uyuşmadığını örneklerle anlattı. Aleyhine suç delili olarak gösterilen yazılarının bir kısmının diğer köşe yazarlarıyla polemiklerden müteşekkil olduğunu belirten Türköne, yazılarından bölümler okuyarak yazılarında kullandığı ifadelere açıklık getirdi.

Türköne, “Herhalde bu yazılar AİHM’in önüne gittiğinde alıntılanan bölümle yetinmeyip yazıların aslı neymiş diye bakacaklardır. Suç unsuru olarak iddianameye konulan yazılarımın tamamı benim lehime delil olarak kullanılabilir” dedi.

İddianamede yer verilen yazılarındaki eleştirilerden daha ağır eleştiriler yapanların hiçbirinin darbe suçundan yargılanmadığının altını çizen Türköne, yazılarından dolayı herhangi bir pişmanlık duymadığını belirterek, “Bunlar demokrasinin vazgeçilmezleri” dedi.

Türköne, iddialara dayanak olarak gösterilen yedi makalesi ile ilgili savunmasını hazırlamak için mahkemeden ek süre talep ederek, esas hakkında savunmasını bitirmediğinin kayda geçmesini istedi.

Türköne’nin ardından söz alan avukatı Elvan Kılıç ise, mütalaada yer alan deliller arasında bir eylem olarak cebir ve şiddet kullanıldığına dair bir ima bulunmadığının altını çizdi. Kılıç, gazete yazıları hakkında dava açmak için zaman aşımı süresinin dört ayla sınırlı olduğunu belirterek, dört yıl önce yazılmış makalelerin yargılama konusu yapılamayacağını kaydetti.

Kılıç, Türköne’nin AYM ve AİHM’in Şahin Alpay kararları ışığında serbest bırakılması gerektiğini belirtti.

Ardından savunması için söz alan Orhan Kemal Cengiz ise yazıları değil, avukatlık faaliyeti nedeniyle yargılandığını belirterek, “Savcı ilk mütalaasıyla ölümü gösterdi, sonra tadilatla sıtmaya razı etti. Ama ben o sıtmaya da razı değilim” dedi.

Savcının daha önce “darbe” ve “örgüt üyeliği” suçlamalarıyla müebbet hapis ve 15 yıla kadar hapis cezası talep ettiği Cengiz dahil dört sanık hakkındaki suçlamaları 24 Nisan tarihinde mahkemeye sunduğu ek mütalaada değiştirdiği öğrenilmişti. Ek mütalaada savcı, Cengiz hakkında “zincirleme şekilde terör örgütü propagandası” suçundan 13 yıla kadar hapis cezası talep etmişti.

İddianamede bir fiil bulunmadığını belirten Cengiz, isminin iddianameye eklenmiş olmasının tek nedeninin Zaman gazetesine kayyum atanmasına dair davayı AYM’ye götürmesi olduğunu kaydederek, “Ahmet Altan ve Mehmet Altan’ın davalarını da AYM’ye ben götürdüm. Bundan dolayı kriminalize edilmem kabul edilemez” diye konuştu.

Cengiz, heyet başkanının Türköne’nin savunmasına ilişkin sorusuna verdiği yanıta atıfla, “İddianamenin esas alınacağını söylediniz. İddianamede hakkımda herhangi bir fiil yok, bu yüzden beraatimi talep ediyorum” dedi.

“Bu durumda sadece makale ve tweetlerimle yargılanıyorum. Öyleyse basın kanununun dava aşımı hükmü uygulanmalı ve dava benim açımdan düşmeli” diyen Cengiz, “Bugün gazetesine yazdığım için yargılanıyorsam, neden bu davada benden başka Bugün yazarı yok?” diye ekledi. Cengiz: “Radikal kapandı kapanacaktı, Bugün gazetesinden iyi bir teklif aldım. Onlara, ‘Siz dahil herkesi eleştirebilir miyim’ diye sordum. Delil sayılmasını kabul etmiyorum” dedi.

Cengiz savunmasını beraatini talep ederek tamamladı.

Cengiz’in avukatı Ali Koç da, “Dava şartı olan süreler geçmiştir. Terörle Mücadele Kanunu 7/2 maddesi kapsamında bu yazıların sadece eser sahipleri değil, yazı işleri müdürleri de yargılanmalıdır” diyerek, Orhan Kemal Cengiz’in beraatini, aksi takdirde davanın Basın Kanunu’nun 26. maddesi gereği zaman aşımı nedeniyle düşürülmesini talep etti.

Savunmaların ardından heyet ilk oturumu sona erdirdi.

Duruşmanın ikinci günü 

Duruşmanın ikinci günü, ilk olarak savcının hakkında “Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs” ve “örgüt üyeliği” suçlamalarıyla ağırlaştırılmış müebbet ve 15 yıla kadar hapis cezası talep ettiği Ali Bulaç söz aldı. Bulaç, kendisine gönderilen CD’lerdeki mütalaada savcının atıfta bulunduğu bazı yazılara erişemediğinden savunması için ek süre talep etti. Sağlık sorunları olduğunu ifade eden Bulaç, cezaevinde gerekli sağlık hizmetine erişemediğini söyleyerek tahliyesini talep etti.

Bulaç’ın ardından Mehmet Özdemir savunması için söz aldı.

Zaman gazetesinin sorumlu yazı işleri müdürlüğü görevinde bulunmuş olmasının “yöneticilik” olmadığını, karar ve imza yetkisinin bulunmadığını belirten Özdemir, Temmuz 2015 ile Mart 2016 tarihleri arasında bu görevde bulunduğunu ancak mütalaada baştan beri bu görevi yürüttüğü izlenimi verildiğini ve bunun kritik bir bilgi eksikliği olduğunu ifade etti.

Savcının 24 Nisan’da mahkemeye sunduğu ek mütalaaya atfen Özdemir şunları söyledi: “Örgüt üyeliğinden tutuklanmışken iddianamede ‘darbeye teşebbüs’ suçu eklenmiş. Mütalaada gösterilen tek delil sorumlu müdür olmam. 25 Nisan’da suç vasfı değiştirildi ve şimdi örgüt yöneticiliğinden yargılanıyorum. Bu ölümü gösterip, bitkisel hayata razı etmeye benziyor. Bir yargılamada atılı suçlar nasıl bu kadar çok değişebilir? Önceki duruşmada dosyaları ayrılan sanıklar arasında Feza Gazetecilik’te yönetim kurulu üyeliği yapanlar vardı, oysa örgüt üyeliğinden yargılandılar. Burada hangi kriterler uygulanıyor?”

Sorumlu müdürlük görevine 17-25 Aralık soruşturmalarından 1,5 yıl sonra başladığını ifade eden Özdemir, suçlamalarda bu dönemde yayımlanan haberlerden sorumlu tutulduğunu belirterek, üzerine atılan suçların düşürülmesi gerektiğini belirtti.

Sorumlu müdürlük görevinin Bakırköy Cumhuriyet Savcılığı tarafından onaylandığını hatırlatan Özdemir, “O tarihte örgüt yöneticisi olsaydım böyle bir onay verilmezdi” diyerek, tüm suçlardan beraatini talep etti.

Özdemir’in ardından, tutuklu yargılanan ve savcının yine “darbe” ve “örgüt üyeliği” suçlamalarıyla müebbet ve ayrıca 15 yıla kadar hapis cezası talep ettiği Ankara temsilcisi Mustafa Ünal nihai savunması için söz aldı.

Kendisine karşı kara propaganda yapıldığını savunan Ünal, 26 yıl boyunca çalıştığı Zaman gazetesinin meşru ve devlet tarafından denetlenen bir yayın organı olduğunu ifade etti.

Heyetin tahliye taleplerini okuduğuna ve dosyaya baktığına inanmadığını kaydeden Ünal, adîl yargılanmadığını ifade etti.

Anayasa Mahkemesi ve AİHM’in Şahin Alpay kararlarına da değinen Ünal, “74 yaşındaki Şahin Alpay’ı bile iki AYM kararının ardından zorla serbest bıraktınız, onda da ev hapsine mahkûm ettiniz. Gazetecilerden bu korku nedir? AYM’nin iki ve AİHM’in bir kararı davayı yerle yeksan etti” dedi.

Ünal, savunmasına şöyle devam etti: “Bu davanın üzerinde bir el var. Ben Ankara gazetecisiyim, bu eli görüyorum. Mahkeme neden birden hızlandı? Daha delilleri tartışmadan mütalaa önümüze kondu. Gazetelerden bu davaların Haziran’a kadar bitmesinin istendiğini okuduk. Mütalaa iki buçuk sayfaya sığdırılmış, delilimsi kanaatlerle müebbet talep ediyor. Dağınık, savruk, gayriciddi ve aynı zamanda pervasız bir mütalaa.” 

Kendisine verilen mütalaanın bulunduğu CD’lerde suçlamalara dayanak olarak gösterilen yazılarının tam metinlerinin bulunmadığının da altını çizen Ünal, 22 aydır bu yazı başlıklarıyla tutuklu bulunduğunu belirtti.

Ünal, mütalaada sadece yazı başlıklarına bakarak ağır iddialarda bulunulması ve bir ayetin suç delili olarak gösterilmesi nedeniyle HSK’na 10 gün önce gönderdiği bir dilekçeyle savcıdan şikayetçi olduğunu kaydetti.

Hakkındaki “örgüt üyeliği” suçlamasına ilişkin olarak Yargıtay kararlarındaki kriterler ve AYM ve AİHM kararlarını hatırlatan Ünal, “Benim yazılarımı yazdığım tarihlerde, üyesi olmakla itham edildiğim FETÖ-PDY adı verilen bir örgütün varlığından devletin hiçbir belgesinde söz edilmemiştir. Zaman gazetesiyle ilgili de hiçbir örgüt bağlantısı dile getirilmemiştir. Zaman gazetesi hakkında hiçbir yargı kararı yoktur” diye konuştu.

Ünal “AYM’nin Şahin Alpay kararı gazeteci ve yazarları, haliyle beni de ilgilendiren bir karardır. Beraatimi ve tahliyemi gerektirir. Anayasa’nın 153. maddesini hatırlatıyorum” dedi.

Davanın, iddianame ve mütalaanın Anayasa ile teminat altına alınan düşünce özgürlüğüne, basın ve ifade özgürlüklerine bir saldırı olduğunu ifade eden Ünal, “Beni tutuklayarak ve hukuksuz yargılayarak suç işliyorsunuz,” dedi.

Ünal’ın ardından söz alan avukatı Ömer Çavdar da isnat edilen suçların unsurlarının oluşmadığını söyleyerek Ünal’ın beraatini ve tahliyesini talep etti.

Sonrasında söz alan ve savcının hakkında müebbet ve 15 yıla kadar hapis cezası talep ettiği  Ahmet Turan Alkan ise savunması için ek süre talep ederek tahliyesini ve beraatini istedi. Alkan’ın avukatı Faruk Zorba da, Anayasa Mahkemesi’nin mevcut kararları gereği müvekkilinin tahliyesini talep etti.

Ardından gazetenin gece editörü İbrahim Karayeğen söz alarak tahliyesini ve beraatini talep etti. Savcı 24 Nisan tarihli ek mütalaasında Karayeğen hakkındaki suçlamayı da değiştirerek, Karayeğen’in “silahlı terör örgütü yöneticiliği” suçundan 22,5 yıla kadar hapisle cezalandırılmasını istemişti. Karayeğen’in avukatı Bilal Canbaz da Anayasa Mahkemesi kararlarına atıfta bulunarak müvekkilinin tahliyesini talep etti.

Heyetin ara kararından önce son sözü alan Ali Bulaç’ın avukatı Mehmet Ali 

Devecioğlu ise, “Müvekkilim esas hakkındaki savunmasını yapmadı ama suç vasfının değişme ihtimali vardır” diyerek Bulaç’ın tahliyesini talep etti.