Expression Interrupted

Türkiye’de ifade özgürlüğüne yönelik baskının öncelikli hedefi gazeteciler ve akademisyenler. Yüzlerce gazeteci ve akademisyen hakkında soruşturma açıldı, birçoğu tutuklandı. Bu site ifade özgürlüğünü kullandığı için soruşturma ve kovuşturmaya uğrayanlar hakkındaki yasal süreci takip etmektedir.

ANALİZ | Dezenformasyon yasası: Gazeteciler "bilgi yaymakla" suçlanıyor

ANALİZ | Dezenformasyon yasası: Gazeteciler

2022’de gazetecilere karşı kullanılmayacağı söylenerek yürürlüğe giren TCK 217/A, bugün gazetecilere yönelik gözaltı, tutuklama ve soruşturmaların en sık başvurulan araçlarından biri haline geldi

 

AYÇA SÖYLEMEZ

 

Türkiye’de 2022 yılında gazetecileri hedef almak için kullanılmayacağı vadedilerek çıkarılan ve kamuoyunda “dezenformasyon yasası” olarak bilinen Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) 217/A maddesi, gazetecilere yönelik soruşturma ve davalarda giderek daha sık kullanılan bir araç haline geldi. Madde kapsamında son olarak yolsuzluk haberleriyle tanınan BirGün muhabiri İsmail Arı tutuklanırken, yılın ilk aylarında gazeteciler Alican Uludağ ve Furkan Karabay da aynı suçlamayla gözaltına alındı.

 

TCK 217/A, “halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” suçunu düzenliyor. Ancak son dönemde gazetecilere yöneltilen soruşturmalarda, çoğu zaman hangi haberin hangi kısmının “yanıltıcı” olduğu açık biçimde ortaya konmazken buna rağmen gözaltı, tutuklama ya da adli kontrol tedbirleri uygulanabiliyor. Uygulama, gazetecilerin haberlerinden dolayı doğrudan cezai süreçlerle karşı karşıya bırakıldığı yeni bir baskı alanına işaret ediyor.

 

İsmail Arı: Bayram ziyaretinde gözaltı ve tutuklama

 

BirGün muhabiri İsmail Arı, 21 Mart gecesi saat 22.10’da bayram ziyareti için gittiği Tokat’ın Turhal ilçesinde gözaltına alındı. Arı, yaklaşık 450 kilometre yol kat edilerek sabah saatlerinde Ankara’ya getirildi. Arı’ya yöneltilen suçlamanın “halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” olduğu belirtildi.

 

Soruşturma önce bir video üzerine başlatıldı ancak sonradan yapılan eklemelerle genişledi. Arı’ya böylece toplam dört ayrı içerik soruldu.

 

Arı’ya yöneltilen ilk suçlama, ocak ayında katıldığı bir yayında Erdoğan ailesiyle ilişkili vakıflara kamu kaynaklarının tahsis edildiğine dair sözlerine ilişkindi. Emniyette verdiği ifadede Arı, söz konusu videonun yaklaşık üç ay önce çekildiğini, içerikte halkı yanıltıcı herhangi bir bilgi bulunmadığını savundu. Anlattıklarının büyük kısmının açık kaynak araştırmasıyla ulaşılabilecek bilgiler olduğunu belirten Arı, sözünü ettiği vakıfların yönetici ve mütevelli heyeti bilgilerinin internet sitelerinde kamuya açık olduğunu söyledi.

 

İkinci suçlama, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın mezun olduğu imam hatip lisesi için planlanan yeni yurt projesine ilişkin haberdi. Arı’nın haberinde, “korunması gerekli kültür varlığı” olarak kayıtlı yapıların bulunduğu alanda yeni yurt inşaatı planlandığı, söz konusu yapıların ise başka bir alana taşınmasının kararlaştırıldığı belirtiliyordu. Arı, söz konusu yapıların kültür varlığı olarak tescilli olduğunu, haberi hazırlarken uzmanlarla görüştüğünü ve uzmanların tescilli yapıların metruk olsa dahi yerinde yeniden inşa edilmesi gerektiğini söylediğini aktardı. Haberde yanlış ya da yanıltıcı bir unsur bulunmadığını belirtti.

 

Üçüncü suçlama, yargıdaki mülakat sistemi ve atamalara ilişkin açıklamalarını içeren bir video ile ilgiliydi. Arı, video paylaşımın yer aldığı BirGün TV hesabını kendisinin yönetmediğini, “Sarayın koridorlarındaki torpil çarkı” başlığının da kendisine ait olmadığını söyledi. Ancak hâkim ve savcıların mesleğe seçilme biçimine ilişkin değerlendirmelerinin kendisine ait olduğunu belirterek, bu ifadelerin basın ve ifade özgürlüğü kapsamında olduğunu savundu.

 

Dördüncü suçlama ise Arı’nın, Yunus Emre Vakfına ilişkin 630 milyon TL’lik usulsüzlük iddialarını konu alan paylaşımıyla ilgiliydi.

 

“Devlet bana teşekkür madalyası takmalıydı”

 

Arı, ifadesinde özellikle bu haberine ilişkin suçlamaya tepki gösterdi. Söz konusu haberi nedeniyle soruşturma geçirmesinin şaşırtıcı olduğunu belirten Arı, “Yunus Emre Vakfı soygunu ile ilgili devletin bana teşekkür madalyası takması gerekirken bu meselenin bir soruşturmaya daha konu edilmesi karşısında oldukça şaşkınım” dedi.

 

Arı, kamu vakfı statüsündeki Yunus Emre Vakfında naylon faturalarla usulsüzlük yapıldığını Türkiye’nin kendi haberiyle öğrendiğini, haberin ardından Vakıflar Genel Müdürlüğünün Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunduğunu ve daha sonra Ankara İl Emniyet Müdürlüğü Mali Suçlar Şube Müdürlüğü tarafından operasyon düzenlendiğini anlattı. Olayla ilgili iki ayrı iddianame hazırlandığını ve dava açıldığını da hatırlattı.

 

İfadesinin sonunda, kendisine gösterilen dört paylaşımın da saatlerce gözaltında tutulmasını gerektirecek nitelikte olmadığını söyleyen Arı, “Ben gazeteciyim ve gazetecilik mesleğim dışında hiçbir şey yapmadım” dedi.

 

Arı, ifadesinin ardından adliyeye sevk edildi. Savcılık ise Arı’nın ifadesini almadan, tutuklama talebiyle sulh ceza hâkimliğine sevk etti. Arı, çıkarıldığı hâkimlikçe tutuklandı.

 

Kerem Altıparmak: “Ortada doğrudan gazeteciliğin yargılanması var”

 

İsmail Arı’nın hâkimlik sorgusunda da bulunan hukukçu Dr. Kerem Altıparmak’a göre, 217/A maddesinin son dönemdeki uygulama biçimi, gazetecilerin doğrudan haberleri nedeniyle cezai süreçlere maruz bırakıldığını gösteriyor.

 

Altıparmak, soruşturmalarda en temel sorunun, gazetecilere hangi haberlerinin hangi kısmının “yanıltıcı” olduğunun açık biçimde söylenmemesi olduğunu vurguluyor. Ona göre, daha işin başında ceza muhakemesinin en temel şartı eksik bırakılıyor: somut suç isnadı.

 

Bir gazetecinin haberinin yanlış olduğu iddia ediliyorsa, önce bunun hangi bölümünün neden yanlış olduğunun ortaya konması gerektiğini söyleyen Altıparmak, mevcut dosyalarda bunun yapılmadığını belirtiyor. Bu nedenle, maddenin “kamu barışını bozmaya elverişlilik” ya da “halkta korku ya da panik yaratma saiki” gibi diğer unsurlarının oluşup oluşmadığını tartışmanın dahi çoğu zaman anlamını yitirdiğini ifade ediyor.

 

Altıparmak’a göre, soruşturma makamları ve hâkimlikler çoğu zaman “yanlış bilgi” iddiasını bile somutlaştırmadan işlem yapıyor. Böyle olunca gazeteciler, fiilen haberlerini ve gazetecilik faaliyetlerini savunmak zorunda bırakılıyor. Bu da, Altıparmak’ın ifadesiyle, “gazeteciliğin yargılanması” anlamına geliyor.

 

“DMM yargı mercii değil”

 

Altıparmak’ın dikkat çektiği bir başka nokta ise, bazı soruşturmalarda Dezenformasyonla Mücadele Merkezinin (DMM) açıklamalarının fiilen delil ya da referans gibi kullanılması.

 

Oysa Altıparmak’a göre, bir haber hakkında bir kamu kurumunun “yalanlama” ya da açıklama yayımlaması, tek başına cezai suç isnadı için yeterli olamaz. Ceza soruşturmasında yapılması gereken şey, gazeteciye açık biçimde “Şu haberindeki şu ifade şu nedenle gerçeğe aykırı kabul ediliyor” denilmesi ve buna ilişkin savunmasının alınmasıdır. Aksi halde gazetecinin neyle suçlandığı belirsiz kalır.

 

Altıparmak, “Dezenformasyonla Mücadele Merkezi yargı mercii değil” diyerek, suçun oluşup oluşmadığını değerlendirme yetkisinin ancak yargı organlarında olduğunu hatırlatıyor. Altıparmak’a göre, DMM açıklamalarının otomatik biçimde cezai sürecin parçası haline getirilmesi hem savunma hakkı hem de ceza muhakemesinin temel ilkeleri açısından ciddi bir sorun.

 

“Aleyhte delil bile ortaya konmuyor”

 

Altıparmak, Ceza Muhakemesi Kanunu uyarınca savcılığın hem lehe hem aleyhe delilleri toplamakla yükümlü olduğunu da hatırlatıyor. Ancak mevcut dosyalarda, çoğu zaman gazeteci aleyhine olduğu iddia edilen delillerin bile tam olarak ortaya konmadığını söylüyor.

 

“Aleyhe delili toplamak nedir? Haberin neresinin yalan olduğunu tespit edersin ve gazeteciden bunun açıklamasını istersin. Ancak dosyada böyle bir bilgi yok. Aynısı Alican Uludağ’ın soruşturması için de geçerli. Ona da haberleri soruldu,” diyen Altıparmak’a göre bu yapılmadan yürütülen soruşturmalar gazetecilerin haber yapma faaliyetini cezalandırma işlevi görüyor: “‘Gazetecilik yargılanıyor’ klişe bir söz oldu ancak bir gazetecinin önüne eyleminin suç oluşturduğuna dair somut bir şey koymadığınız zaman geriye gazeteciliği yargılamaktan başka bir şey kalmıyor. Bu durumda tam anlamıyla gazetecilik yargılanmış oluyor. Gazeteciler de sorgularında haberlerini anlatmak durumunda kalıyor.”

 

217/A ne diyor, nasıl uygulanıyor?

 

18 Ekim 2022’de Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren TCK 217/A maddesi şöyle:

 

“Sırf halk arasında endişe, korku veya panik yaratmak saikiyle, ülkenin iç ve dış güvenliği, kamu düzeni ve genel sağlığı ile ilgili gerçeğe aykırı bir bilgiyi, kamu barışını bozmaya elverişli şekilde alenen yayan kimse, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılır.”

 

Madde metni, suçun oluşması için birden fazla koşul öngörüyor. Buna göre yalnızca “yanlış bilgi” iddiası yeterli değil; ayrıca paylaşımın ülkenin iç ve dış güvenliği, kamu düzeni ya da genel sağlıkla ilgili olması, halk arasında endişe, korku veya panik yaratma saikiyle yapılması ve kamu barışını bozmaya elverişli olması gerekiyor.

 

Ancak son yıllarda gazetecilere açılan soruşturma ve davalarda, bu koşulların çoğu zaman ayrıntılı biçimde tartışılmadığı, buna rağmen 217/A’nın gözaltı ve tutuklama tedbirlerinin dayanaklarından biri haline geldiği görülüyor.

 

“Gazetecilere karşı kullanılmayacak” denmişti

 

Yasa Meclis’ten geçerken, iktidar ortakları maddenin gazetecilere karşı kullanılmayacağı yönünde açık güvenceler vermişti. Dönemin Meclis görüşmelerinde MHP’li Feti Yıldız, düzenlemenin gazetecileri hedef almayacağını söylemiş, bu beyan tutanaklara da yansımıştı.

 

Bugün gelinen noktada ise, 217/A’nın görünür biçimde gazeteciler hakkında uygulandığı bir tablo ortaya çıkmış durumda. Maddenin çıkarılış gerekçesiyle fiili uygulaması arasındaki fark, hukukçular ve basın meslek örgütleri tarafından uzun süredir eleştiriliyor.

 

Sinan Aygül’den Alican Uludağ ve Furkan Karabay’a

 

TCK 217/A kapsamında tutuklanan ilk gazeteci Bitlis Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Sinan Aygül olmuştu. Aygül, 2022 yılında yaptığı bir haber nedeniyle “halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” suçlamasıyla tutuklanmış, bu süreç “dezenformasyon yasasının” gazetecilere yöneltilen ilk ağır uygulamalarından biri olarak kayda geçmişti.

 

O tarihten bu yana madde kapsamında onlarca gazeteci hakkında soruşturma açıldı; bazıları gözaltına alındı, bazıları tutuklandı, bazıları hakkında ise adli kontrol tedbirleri uygulandı.

 

2026’nın ilk aylarına gelindiğinde ise İsmail Arı’nın tutuklanmasına ek olarak gazeteciler Alican Uludağ ve Furkan Karabay da aralarında TCK 217/A’nın bulunduğu suçlamalarla gözaltına alındı.

 

DW Türkçe yargı muhabiri Alican Uludağ’a sorgusunda, X hesabındaki haberleri ve bu haberlere ilişkin değerlendirmelerini içeren 13 ayrı paylaşımı soruldu. Bu paylaşımlar nedeniyle hakkında TCK 301, TCK 217/A ve TCK 299/1-2 kapsamında “Türk milletini, Türkiye Cumhuriyeti devletini, devletin kurum ve organlarını aşağılama”, “halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” ve “Cumhurbaşkanına hakaret” suçlamaları yöneltildi. Dosyada suç unsuru sayılan paylaşımların 28 Ocak 2025 ile 11 Ekim 2025 tarihleri arasında yapılmış olduğu görüldü. Uludağ, soruşturma kapsamında tutuklandı; tutuklama gerekçesi ise “Cumhurbaşkanına hakaret” suçlaması oldu.

 

Haberleri nedeniyle daha önce üç kez tutuklanan Medyascope muhabiri Furkan Karabay’a yöneltilen son suçlamalardan biri de yine “halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” oldu. 23 Ocak’ta gözaltına alınan Karabay’a yönelik suçlamaya dayanak olarak İstanbul Büyükşehir Belediyesi soruşturma dosyasında yer alan ve soruşturma savcısının itirafçı olan bir sanığın el konulan hesabından “nafaka ödemesi” kapsamında 120 milyon TL çıkarılması için talep oluşturduğunu gösteren bir evrakla ilgili yaptığı haber ve bu haberine ilişkin X paylaşımı gösterildi. Karabay ifadesinde, “Yaptığım haberlerin belgesi mevcuttur. Daha önce yaptığım haberler de ortadadır. Yaptığım habercilik faaliyeti de ortadadır. Hepsi somut gerçeklik taşımaktadır. Dolayısıyla yanıltıcı bilgiyi yayma gibi bir durum söz konusu değildir” dedi.

Karabay hakkında bu madde kapsamında yurt dışına çıkış yasağı şeklinde adli kontrol uygulandı. Bu tedbir 26 Mart’ta kaldırıldı.

 

Fotoğraf: tgs.org.tr

Yukarı