Türkiye’de ifade özgürlüğüne yönelik baskının öncelikli hedefi gazeteciler ve akademisyenler. Yüzlerce gazeteci ve akademisyen hakkında soruşturma açıldı, birçoğu tutuklandı. Bu site ifade özgürlüğünü kullandığı için soruşturma ve kovuşturmaya uğrayanlar hakkındaki yasal süreci takip etmektedir.


Son bir yılda tutuklanan kişilerin sosyal medya hesaplarının da erişime engellenmesi rutin bir uygulama haline getirildi. Ancak hem yasalar hem de AYM, erişim engelinin yalnızca suça konu paylaşımla sınırlı kalması gerektiğini söylüyor. Mevcut uygulama, zincirleme şekilde hak ihlaline neden oluyor
ALİ SAFA KORKUT
Sosyal medya fenomeni Fatma Soydaş. Türkiye onu, ilahiyatçı Nihat Hatipoğlu’nun oğlu Said Hatipoğlu ile çektiği bir akım videosu ile tanıdı. 14 Mart’ta paylaşılan bu video, kısa sürede viral oldu ve Soydaş da takipçi sayısını neredeyse ikiye katladı.
Ancak Soydaş, popülerliğinin artmasıyla birlikte birtakım kullanıcıların hedefi oldu. Bazı görselleri yapay zeka araçları kullanılarak müstehcen hale getirilen ve sosyal medyada yayılan Soydaş, konuyla ilgili olarak 15 Haziran’da Küçükçekmece Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulundu. Ancak bu, söz konusu görsellerin yayılmasını engellemedi ve Soydaş, "müstehcen görüntü yayınlama" ile "halkın bir kesiminin benimsediği dini değerleri alenen aşağılama" suçlamaları kapsamında 21 Temmuz’da gözaltına alınıp tutuklandı. Ardından da Instagram ve TikTok hesapları Ankara 5. Sulh Ceza Hakimliğinin aynı gün verdiği kararla erişime engellendi.
Ancak Soydaş, gözaltına alındıktan veya tutuklandıktan sonra sosyal medya hesaplarına erişim engeli getirilen ilk kişi değil.
Gazeteci Furkan Karabay, YouTube’da hazırladığı bir video ve sosyal medya paylaşımları gerekçe gösterilerek 15 Mayıs 2025’te gözaltına alındı ve aynı gün tutuklandı. “Cumhurbaşkanına hakaret” ve “terörle mücadelede görev almış kişileri hedef gösterme” ile suçlanan Karabay’ın “@FurkannKarabay” kullanıcı adlı X hesabı ertesi gün erişime engellendi. Bunun üzerine yakınları, Karabay adına yeni bir hesap açtı ancak 26 Mayıs 2025’te o hesaba da erişim engeli getirildi. Gazeteci Fatih Altaylı, YouTube kanalında yayımladığı bir video gerekçe gösterilerek, “Cumhurbaşkanını tehdit” suçlamasıyla 22 Haziran’da gözaltına alınıp tutuklandı. 7 Ağustos’ta ise Altaylı’nın YouTube kanalı hakkında erişim engeli kararı verildi. Takvimler 11 Kasım 2025’i gösterdiğindeyse gözaltına alınıp tutuklanan isim bu kez iktidara yakınlığıyla bilinen sosyal medya fenomeni Furkan Bölükbaşı oldu. Cumhurbaşkanı Erdoğan’a yönelik bir paylaşımı nedeniyle “Cumhurbaşkanına suikast ve fiili saldırı suçu” kapsamında tutuklanan Bölükbaşı’nın “@furkanbolukbasi” kullanıcı adlı X hesabı da ertesi gün erişime engellendi. Gazeteci Yıldız Tar da bu uygulamanın hedefi oldu. 25 Haziran’da tutuklanan Tar’ın “@yildiz_tar” kullanıcı adlı X hesabına 27 Haziran’da erişim engeli getirildi. 16 Temmuz'da tutuklanan AHBAP Derneği’nin kurucusu Haluk Levent’in “@haluklevent” kullanıcı adlı X hesabı da bundan altı gün sonra erişime engellendi.
Örneklerden de anlaşılacağı üzere, paylaşımlarından hareketle çeşitli suçlamalarla hapsedilen kişilerin sosyal medya hesaplarının tamamının erişime engellenmesi rutin bir uygulama haline getirildi. Fakat bu akla bazı soruları getiriyor:
AYM: İfade özgürlüğüne aykırı
Erişim engeli için 5651 sayılı kanunda üç farklı yasal dayanak var ancak bu yazıda, bahsettiğim hesaplar hakkındaki erişim engeli kararlarına gerekçe yapılan 8/A maddesini ele alacağım.
Genellikle yalnızca “milli güvenlik ve kamu düzeninin korunması” gerekçesini oluşturduğu sanılsa da bu madde, yaşam hakkı ile kişilerin can ve mal güvenliğinin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi veya genel sağlığın korunması gibi gerekçelerle de gecikmesinde sakınca bulunan hallerde internetteki içeriklerin çıkarılmasına ve/veya erişime engellenmesine imkân tanıyor. Dolayısıyla “bu hesaplar hiçbir koşulda erişime engellenemez” demek doğru değil.
Fakat bir tedbirin kanunda yazıyor olması, onun her uygulanışını otomatik olarak hukuka uygun kılmıyor. Asıl mesele, bu müdahalenin somut olayda gerçekten gerekli olup olmadığı.
Nitekim 8/A maddesi de 3. fıkrasında, bu madde kapsamında verilecek engel kararlarının “yayın, kısım, bölüm ile ilgili olarak (URL, vb. şeklinde)” verilmesini mümkün kılıyor. Yani sadece ihlale konu içeriğin engellenmesine olanak sağlıyor. Maddede, topyekûn engel kararının ise “teknik olarak ihlale ilişkin içeriğe erişimin engellenmesi yapılamadığı veya ilgili içeriğe erişimin engellenmesi yoluyla ihlalin önlenemediği durumlarda” verilebileceği belirtiliyor.
Bu yazıya konu örneklerdeyse suçlamaya konu paylaşımları teknik olarak erişime engellemek mümkün(dü). Zira her gün onlarca sosyal medya paylaşımı, o paylaşımın yapıldığı hesap engellenmeden erişime engelleniyor. Bunun yanı sıra en azından bu yazıya konu kişilerin paylaşımlarının engellenmesiyle birlikte ihlal de önlenmiş durumda. Çünkü bu kişiler henüz hesapları engellenmeden önce hapsedildikleri için bu “ihlalleri” sürdürmeleri de teknik olarak mümkün değil.
Kaldı ki bu hesapların tümü milli güvenlik ve kamu düzenini ihlal ettikleri gerekçesiyle erişime engellense de engel kararlarında, ilgili maddede öngörüldüğü gibi hangi içerikteki hangi kısmın, hangi ifade ya da unsurun ne şekilde bu tehditleri oluşturduğu belirtilmedi. Bununla birlikte gecikmesinde sakınca bulunan bir durumun varlığından da söz edilmedi.
26 Eylül 2019 tarihli BARANSAV ve Keskin Kalem Yayıncılık ve Ticaret A.Ş. kararında Anayasa Mahkemesi (AYM) de hangi içeriğin hangi kısmının hangi nedenlerle 8/A maddesinde yer alan durumları ortaya çıkardığına erişim engeli kararında yer verilmesi gerektiğini belirtti. AYM, kararında, sosyal medya hesabının engellenmesi ile engellemeye konu paylaşım arasında bir ilişki ortaya konması ve gecikmesinde sakınca bulunan bir durumun varlığının gösterilmesi gerektiğini de kaydetti. Yüksek Mahkeme, içeriğe erişimin engellenmesiyle ihlalin önlenemediği, bu nedenle de topyekûn sosyal medya hesabının engellenmesi halinde de bir gerekçelendirme yapılması gerektiğini, aksi halde bir “orantısız müdahale” oluşacağını ifade etti.
AYM, bu yazıya konu hesaplar hakkındaki erişim engeli kararlarında da mevcut olan tüm bu eksiklikler nedeniyle, Baran Tursun Vakfı’na ait “@barantursunvakf” kullanıcı adlı X hesabının, bir paylaşımı gerekçe gösterilerek 8/A maddesi uyarınca erişime engellenmesini “ifade özgürlüğü hakkının ihlali” olarak değerlendirdi.
Tek bir kararla zincirleme hak ihlali
Yani paylaşımları nedeniyle bu yazıya konu kişilerin hesaplarının tamamının engellenmesi, birçok yönden hukuka aykırı. Ancak mesele bununla bitmiyor. Zira hesap engeli, kişinin hukuka aykırılığı hiç ileri sürülmemiş binlerce başka paylaşımını da erişilemez kılmakla birlikte gelecekteki ifadelerini paylaşacağı kişisel mecrasını da elinden alıyor. Üstelik engellenen hesap bir gazeteciye aitse gazetecinin basın ve ifade özgürlüğünün yanı sıra kamuoyunun haber alma hakkı da ihlal edilmiş oluyor.
Burada masumiyet karinesi de tartışmanın dışında bırakılamaz. Çünkü tutuklama bir mahkûmiyet kararı değildir. Kişi, yargılama sonunda beraat da edebilir. Bununla birlikte erişim engeli de ceza değil, bir koruma tedbiridir. Bu nedenle her erişim engelinin masumiyet karinesini ihlal ettiğini söylemek doğru olmaz. Fakat suçluluğu henüz kesinleşmemiş birinin sanki hesabındaki her bir paylaşım suçun bir parçasıymış gibi tüm dijital varlığının ortadan kaldırılması bu ilkeyi tartışmaya açar. İşte ölçülülük ilkesi de buna mahal vermemek için var. Eğer sorun belirli bir paylaşım ise bu ilke göz önünde bulundurularak o paylaşımın hedef alınması gerekir. Aksi halde, örneklerde de olduğu gibi erişim engeli koruyucu bir tedbir olmaktan çıkıp dijital bir susturma yöntemine dönüşür. AYM’nin erişim engellemelerinde daha dar tedbirlerin değerlendirilmesi yönündeki yaklaşımı da tam olarak bu soruna işaret ediyor.
Dolayısıyla mesele, suç şüphesi bulunan hesaplara hiç müdahale edilmemesi değil. Gerçekten suç oluşturan veya açık ya da yakın bir tehlike yaratan içeriklere hukuk çerçevesinde müdahale edilebilir. Ancak bir kişinin gözaltına alınması ya da tutuklanması, geçmişte yaptığı bütün paylaşımları kendiliğinden hukuka aykırı hale getirmez. Son aylarda asıl kaygı yaratan da bu. İstisnai olması gereken erişim engeli uygulamasının, kişinin fiziksel özgürlüğünün kısıtlanmasının akabinde dijital özgürlüğünü de kısıtlayan rutin bir uygulamaya dönüşmesi. Oysa AYM’nin çizdiği ve benim de bu yazıda dile getirmeye çalıştığım çerçeve açık: Erişim engeli somut biçimde gerekçelendirilmeden, daha hafif bir önlemin neden yetersiz kalacağı anlatılmadan uygulandığında başta ifade özgürlüğü olmak üzere birçok temel hakkın ihlaline yol açıyor.
