Expression Interrupted

Türkiye’de ifade özgürlüğüne yönelik baskının öncelikli hedefi gazeteciler ve akademisyenler. Yüzlerce gazeteci ve akademisyen hakkında soruşturma açıldı, birçoğu tutuklandı. Bu site ifade özgürlüğünü kullandığı için soruşturma ve kovuşturmaya uğrayanlar hakkındaki yasal süreci takip etmektedir.

ANALİZ | İnternette yeni dönem: Belirsiz yetkiler ve genişleyen müdahale alanı

ANALİZ | İnternette yeni dönem: Belirsiz yetkiler ve genişleyen müdahale alanı

Torba yasa teklifi, internet yönetiminde yeni bir dönemin kapısını aralıyor. Belirsiz bırakılan "tedbir" yetkisinin, erişim engellemelerinden bant daraltmaya kadar birçok müdahaleyi daha geniş ve esnek bir hukuki zemine taşıyabileceği değerlendiriliyor

ALİ SAFA KORKUT

İnternet içeriğinin denetlenmesi ve erişim engeli kararlarının uygulanmasından sorumlu Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı (TİB), Ağustos 2016’da bir Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile kapatıldı. Kurumun görev ve yükümlülükleri ise Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumuna (BTK) devredildi. Aradan on yıl geçmeden, bu kez BTK’nın internet alan adları, erişim engelleme, içerik denetimi ve elektronik haberleşme altyapısıyla bağlantılı geniş bir yetki kümesi Siber Güvenlik Başkanlığına (SGB) devrediliyor. Fakat bunu “basit bir yetki devri” olarak okumamak gerek. Zira devredilen yetkilerin arasına sınırları kanunda gösterilmeyen yeni bir müdahale alanı ekleniyor.

Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) 3 Temmuz 2026 tarihinde, Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Başkanlığına yeni bir torba yasa teklifi sundu. Birçok alanda kapsamlı değişiklikler içeren teklifin 19, 24 ve 25. maddeleri ise BTK’nın yetkilerinin SGB’ye devredilmesi ile internet yönetimi ve siber güvenlik politikalarında önemli değişiklikler içeriyor.

Öyle ki teklifin 19. maddesiyle, 5809 sayılı Elektronik Haberleşme Kanunu’na 60/A maddesinin eklenmesi öngörülüyor. Maddeyle, SGB’ye güvenlik ve istihbarat kurumlarının talebi üzerine veya resen “alınması gereken tedbirleri” belirleyebilme yetkisi veriliyor. Ancak temel haklara doğrudan müdahale edebilecek bu “tedbir” kavramının ne olduğu kanun metninde belirtilmiyor. Böylece “tedbir” kapsamında uygulanacak müdahalenin türü, kapsamı, süresi ve hangi teknik yöntemlerle uygulanacağı tamamen SGB’nin takdirine bırakılıyor.

Kanun maddesindeki bu muğlaklık, bir ifade hatası veya kötü kanun yazımından öte, idareye mümkün olan en geniş hareket alanını bırakmak adına yapılmış bir tercih. Çünkü bir yetkinin adı konulmadığında sınırı da önceden çizilmemiş oluyor. Dolayısıyla SGB de “tedbir” kelimesinin içine uygulama ve protokol engellemeyi, trafik filtrelemeyi, DNS ve alan adı altyapısına müdahaleyi veya veri merkezleri üzerinden hizmet durdurmayı yerleştirebilir. İFÖD’ün de dikkat çektiği gibi böyle bir çerçeve, erişime engellemenin de ötesine geçen bir “dijital olağanüstü hâl” yetkisi yaratabilir.

Muğlak düzenlemelerin iktidar açısından en kullanışlı tarafı da bu. Açıkça “şu uygulama engellenebilir”, “şu protokol durdurulabilir” veya “şu koşullarda internet trafiği, şu şekilde yavaşlatılabilir” denilse her müdahalenin kanundaki sınırıyla karşılaştırılması mümkün olur. Fakat “alınması gereken tedbirler” denilince tartışma tersine çevriliyor. Artık idare, yaptığı işlemin kanunda sayıldığını göstermek yerine işlemin genel “tedbir” kavramı içinde kaldığını ileri sürebilir. Böylece hukuk da iktidarı sınırlayan bir çerçeve olmaktan çıkar ve idarenin kararına sonradan gerekçe üreten esnek bir metne dönüşür.

Tıpkı Dezenformasyon Yasası’ndaki gibi

Kanun teklifindeki belirsizlikler bu yazının yazılmasına neden olsa da Türkiye bu “muğlak yasama” tekniğine yabancı değil.

Tarihler 18 Ekim 2022’yi gösterdiğinde, Türk Ceza Kanunu’na (TCK) “Dezenformasyon Yasası” kapsamında 217/A madde numaralı “halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” suçlaması eklendi.

Maddenin içeriğinde “gerçeğe aykırı bilgi”, “kamu barışını bozmaya elverişli” ve “halk arasında endişe, korku veya panik yaratma saiki” gibi kapsamı uygulayıcılar tarafından belirlenebilecek muğlak kavramlar tercih edildi. Hangi bilginin “gerçeğe aykırı” olduğuna kimin, hangi yöntemle ve ne zaman karar vereceği açıkça belirtilmedi. Böylelikle savcıya ve hâkime geniş bir yorum alanı açıldı. Sonuç olarak da nisan ayı itibarıyla, aralarında bahse konu haberini teyit eden resmi belgelere de sahip olan 83 gazeteci, toplam 114 kez bu suçlamanın hedefi oldu. Hatta bu yazıyı kaleme aldığım sırada da Deutsche Welle Türkçe’den gazeteci Alican Uludağ “halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” suçlamasıyla gözaltına alındı ve adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.

Şimdi aynı muğlak yasama yöntemi internet altyapısına taşınıyor. Üstelik bu kez söz konusu olan yalnızca belirli bir paylaşım veya kişi de değil. İçeriği belirsiz bu “tedbir” kararı, bir platformun, protokolün, alan adının veya veri merkezinin de işleyişini etkileyebilir ve hedefle ilgisi olmayan çok sayıda hizmeti aynı anda erişilemez hâle getirebilir.

Muğlaklaştırma stratejisinin ikinci ayağı: 25. madde

Torba yasa teklifinin 25. maddesi de bu muğlaklık stratejisinin ikinci ayağını oluşturuyor.

Öyle ki bu madde, 5809 sayılı Kanun’un 60. maddesinin 10. fıkrasını doğrudan yürürlükten kaldırıyor. Bu fıkra, genellikle toplumsal olaylar, saldırılar veya siyasi gelişmeler sırasında uygulanan bant daraltma yaptırımının bugüne kadarki tek yasal dayanağını oluşturuyor. İlgili fıkra yerine de aynı teklifin 19. maddesiyle oluşturulan ve SGB’ye türü, kapsamı ve uygulanabilecek yöntemleri açıkça tanımlanmayan “tedbirleri” belirleme yetkisi veren yeni 60/A maddesi ikame ediliyor.

Böylece bant daraltma uygulamasının dayandırıldığı belirli hüküm ortadan kaldırılırken, onunla aynı alanda kullanılabilecek çok daha geniş ve sınırları belirsiz bir “tedbir” yetkisi oluşturuluyor. Bu da bant daraltma yaptırımının genel bir tedbir kararı içinde uygulanmasının önünü açıyor. Bu sayede muğlaklık, müdahalenin uygulanacağı anın yanı sıra bunun sonradan denetlenmesi esnasında da idarenin lehine çalışıyor. Çünkü işlemin hukuka uygun olup olmadığını değerlendirmek için önce o işlemin ne olduğunun, hangi koşullarda ve hangi amaçla yapılabileceğinin kanunda tanımlanması gerekiyor.

Teklifin internete yönelik müdahalenin sınırlarını belirsizleştiren maddeleri 14 Temmuz’da TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu'nda kabul edildi. Tüm maddeler üzerindeki görüşmeler tamamlandıktan sonra kanun teklifi TBMM Genel Kurulu’nda görüşülecek. Buradaki görüşmelerin ise 31 Temmuz’a kadar tamamlanması bekleniyor.

 

 

 

 

Yukarı