Türkiye’de ifade özgürlüğüne yönelik baskının öncelikli hedefi gazeteciler ve akademisyenler. Yüzlerce gazeteci ve akademisyen hakkında soruşturma açıldı, birçoğu tutuklandı. Bu site ifade özgürlüğünü kullandığı için soruşturma ve kovuşturmaya uğrayanlar hakkındaki yasal süreci takip etmektedir.


Türkiye’de kapanan ve kapatılan medya kuruluşlarının yıllar boyunca oluşturduğu arşivlere erişilemiyor. KHK’larla Hazineye devredilen arşivlerin bugün nerede ve hangi koşullarda tutulduğu ise bilinmiyor
UYGAR GÜLTEKİN
Bir gazetenin veya televizyon kanalının arşivi, tek bir kurumun değil, o toplumun ortak hafızasının parçası sayılır. Bir gazetenin kapanması ya da kapatılması gazetenin yıllar boyunca biriktirdiği haberler, fotoğraflar, röportajlar, ilanlar, sayfa tasarımları ve editoryal tercihleri de ortadan kaldırabiliyor. Televizyon ve radyo arşivleri için de benzer bir durum söz konusu.
Türkiye'de özellikle son yıllarda kapanan medya kuruluşlarının arşivlerinin nerede olduğu ve araştırmacıların bu arşivlere hangi koşullarda erişebileceği ise büyük ölçüde belirsiz.
Dünyanın önemli basın geleneklerinde arşiv, kurumun kendi inisiyatifine bırakılmıyor, sistematik koruma programlarına bağlanıyor.
Bunun en köklü örneği İngiltere'de. British Library'nin, Brightsolid (DC Thomson'un dijital arşiv kuruluşu) ile 2010'da başlattığı ve on yılı aşkın süren proje, Colindale'deki 750 milyon basılı sayfayı önce mikrofilme, sonra dijitale aktardı.
Colindale'deki devasa gazete koleksiyonu dijitalleştirilerek araştırmacıların fiziksel bağımlılığı büyük ölçüde ortadan kaldırıldı.
Amerika'da benzer işlevi Kongre Kütüphanesi'nin Chronicling America / National Digital Newspaper Program'ı görüyor. Ulusal Beşeri Bilimler Vakfı (NEH) ile ortaklaşa yürütülen program, katılımcı eyalet kurumlarına her biri yaklaşık 100 bin sayfayı dijitalleştirmesi için hibe veriyor; sayfalar TIFF, JPEG2000 ve OCR ile aranabilir metne dönüştürülüp, uzun vadeli veri bütünlüğünü garanti eden bir uluslararası standart olan OAIS (Açık Arşiv Bilgi Sistemi) referans modeline göre depolanıyor. Avrupa'da ise 23 ülkenin milli kütüphanelerini bir araya getiren Europeana Newspapers girişimi aynı işi kıta ölçeğinde yapıyor.
Bütün bu projelerin ortak paydası, arşivi bir ticari şirketin ya da siyasi iktidarın insafına bırakmamak için kamu kurumlarını (milli kütüphaneler, üniversiteler) devreye sokmaları.
Peki bu arşivler neden bu kadar önemli? Yüz yıllık bir gazete sayfası, sadece o günün haberini değil, dönemin dilini, fotoğraf seçimini, hangi olayın manşete taşınıp hangisinin es geçildiğini de taşır.
Tarihçiler için gazete koleksiyonları, resmi devlet arşivlerinin tersine, "an be an" ve çok sesli bir kayıt sunar. Aynı olayın farklı yayın organlarında nasıl farklı çerçevelendiğini karşılaştırma imkânı verir. Bu da medya tarihi yazımını, sadece "ne olduğunu" değil "nasıl anlatıldığını" inceleyen bir alan hâline getirir.
Türkiye'de basın arşivleri alanında bir kısıtlama var
Dünyadaki bu kurumsallaşmış koruma pratiklerinin tam karşısında, Türkiye'de basın alanında ciddi bir arşiv kısıtlaması yaşanıyor. Ne bir milli gazete arşivi projesi var, ne kapanan kurumların arşivlerinin nereye devredileceğini düzenleyen bir mevzuat.
Bir gazete ya ekonomik nedenlerle ya da siyasi kararla kapandığında, arşivi de onunla birlikte kayboluyor. Üstelik bunun için özel bir çabaya bile gerek kalmadan, sadece bir sunucunun kapatılması yetiyor.
Tarih yazımı için çok önemli kaynaklar
Galatasaray Üniversitesi'nden akademisyen Ceren Sözeri, arşiv kaybının Türkiye'ye özgü olmadığını ama burada aldığı biçimin kendine has bir sertlik taşıdığını söylüyor:
"Türkiye'de kapatılan gazete ve televizyonların arşivlerine maalesef, kendi kişisel arşivlerini tutanların seçici kayıt ve paylaşımları haricinde, ulaşılamıyor.
Gazeteler ve daha sonraki dönemde radyo ve televizyon yayınları tarih yazımının ve kolektif hafızanın en önemli kaynaklarıdır. Kuşkusuz bunlar objektif kaynaklar olarak nitelendirilemez ancak belirli süzgeçlerden geçirilerek dönemin olaylarını bağlamlarına yerleştirmekte işlevseldirler. Bu arşivler aynı zamanda ideolojik tercihleri incelememizi sağladığı için medya tarih yazımı açısından da çok önemli kaynaklardır.”
Sözeri, gazetelerin kapanması ya da kapatılması halinde ortaya çıkan durumu da şöyle değerlendirdi:
“Önceleri gazetelerin kendi arşivleri olurdu, haber yazarken bir olayın geçmişini öğrenmek istediğinizde arşive inerdiniz. Arşiv, her şey dijitale aktarılınca önemini yitirdi ama Radikal gazetesi 2016'da kapanıp, 2022'de arşivi ekonomik nedenlerle kaldırılınca çok önemli bir tartışma da oldu. 2016 yılında 676 sayılı KHK ile pek çok gazete kapatıldı, Zaman gazetesi daha önce Mart 2016'da kapatılmış arşivi de kaldırılmıştı. Bugün kütüphaneler de dahil olmak üzere Zaman, Taraf gibi gazetelerin arşivlerinin tamamına erişmek mümkün değil. Bu gazetelerin kapatılmasına yol açan siyasi bağlantı ve tercihlerini sorgulayan bir araştırma yapmak isteseniz bile bunu kanıtlayacak veriye ulaşamıyorsunuz. Bu durum tarihsel analiz için araştırmacıları çok zorluyor.”
İktidarların arşivlere yaklaşımına dikkat çeken Sözeri, şunları söyledi:
“Orwell'in 1984'ünde Winston Smith'in işi tam olarak partinin 'her zaman haklı' görünmesi için geçmiş kayıtları imha etmek ya da değiştirmektir. Günümüzün klişeleşmiş deyimiyle 'geçmişi kontrol eden geleceği de kontrol eder' düsturudur bu. Jacques Derrida, 'İktidar, arşivin kontrolü olmadan var olamaz' der; arşive kim erişebiliyor, kim yok edebiliyor sorusu doğrudan iktidar sorusudur. İngiltere'nin 1950-60'larda sömürgelerden çekilirken yerel yönetimlerin eline geçmesini istemediği, işkence ve şiddeti belgeleyen binlerce belgeyi yakması veya gizlice kaçırması, Güney Afrika'da apartheid rejiminin 1990-94 arası geçiş döneminde devlet kayıtlarını sistematik olarak imha etmesi uluslararası örnekler arasında sayılabilir. Türkiye'de de 12 Eylül rejiminin pek çok belgeyi ortadan kaldırdığı, tonlarca gazeteyi imha ettiği biliniyor. Ancak günlük gazetelerin arşivlerinin ortadan kaldırıldığı vaki değil. Güncel politik çekişmeler nedeniyle, iktidarın her şeye hâkim olmasının imkânsızlığı olarak da okunabilir bu, arşivlerin belli yerlerde, belli ellerde hâlâ mevcut olduğunu düşünüyorum.”
“Ama bu bizi başka bir tartışmadan ari tutmuyor. Orwell kafasında yarattığı siyasi bir totaliterliği anlatıyordu. Oysa bugün yapay zekânın sahaf belgelerini satın alıp imha ettiği bir dünyada yaşıyoruz. Eskinin makasla kupür kesen, kütüphanesinde biriktiren araştırmacıları çok azaldı. Dijital dünya ise Orwell'in hayalini kuramadığı kadar totaliter ve de otoriter liderlerle iş birliği konusunda gayet istekli. Yanı sıra telif hakları üzerinden sansürün işlemesine de hiç itirazı yok. Bugün Türkiye tarihine dair bir belgesel yapmak isteseniz çabadan ziyade para gerekiyor. 32. Gün'ün çekilebildiği günlerden çok gerideyiz.”
Sözeri'nin işaret ettiği Radikal örneği tam olarak şöyle gelişti: Gazetenin web arşivi, Demirören Holding'in herhangi bir resmî açıklama yapmadığı Temmuz 2022'de sessizce kapatıldı.
Bu ilk kapanma da değildi aslında. Demirören grubunun Doğan Yayın Holding'i satın almasının ardından arşiv 2016'da bir kez kapatılmış, kamuoyu tepkisi üzerine kısa süreliğine geri açılmıştı.
KHK'larla kapatılan kurumlar ve arşivlerinin akıbeti
20 Temmuz - 31 Aralık 2016 arasında, üç ayrı KHK (668, 675 ve 677 sayılı — 676 sayılı KHK de aynı dalgada başka basın kuruluşlarını kapsıyor) ile toplam 178 medya kuruluşu tek kalemde kapatıldı. Bunların arasında Zaman, Cihan Haber Ajansı, Dicle Haber Ajansı gibi devasa fotoğraf ve görüntü arşivine sahip kurumlar da var.
Kapatma kararnamelerinde bu kurumların "taşınır ve taşınmaz malları, alacak ve hakları, belgeleri ile evrakının" hiçbir işleme gerek kalmaksızın Hazineye devredildiği yazıyor.
Yani arşivler, kâğıt üzerinde, devlete geçmiş durumda. Ama pratikte bu devrin nereye, hangi kuruma, hangi fiziki adrese karşılık geldiğine dair ne RTÜK'ün ne TMSF'nin ne de Hazine ve Maliye Bakanlığı'nın kamuya açık, aranabilir bir kaydı yok. Bir başka deyişle: yasal olarak "bir yerde" olmaları gerekiyor, ama o yerin adı hiçbir resmî belgede, hiçbir kurumsal web sitesinde, hiçbir kütüphane kataloğunda geçmiyor. Kayyum atanan kurumlarda süreç genellikle kapatma, tasfiye, sunucuların ya da arşivin kapatılması şeklinde işlemiş; Zaman ve Taraf gibi büyük tirajlı gazetelerin arşivine ulaşılamıyor.
Arşivler nerede, doğru koşullarda saklanıyor mu? Araştırmacılar nasıl ulaşacak? Kim koruyor? Eksikler var mı gibi onlarca soru hala karşımızda duruyor.
