Expression Interrupted

Türkiye’de ifade özgürlüğüne yönelik baskının öncelikli hedefi gazeteciler ve akademisyenler. Yüzlerce gazeteci ve akademisyen hakkında soruşturma açıldı, birçoğu tutuklandı. Bu site ifade özgürlüğünü kullandığı için soruşturma ve kovuşturmaya uğrayanlar hakkındaki yasal süreci takip etmektedir.

ANALİZ | RTÜK: Düzenleyici kurumdan sansür otoritesine

ANALİZ | RTÜK: Düzenleyici kurumdan sansür otoritesine

RTÜK, kamuoyunun bilgi alma hakkı üzerinde belirleyici bir ağırlığa sahip. Varlık nedeni olan “yayın özgürlüğünü güvenceye almak” hedefi ise yerini, neyin söylenip neyin söylenemeyeceğini tanımlayan bir denetim anlayışına bırakmış görünüyor

TANSU PİŞKİN

Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK), özellikle son 2 yıldır verdiği cezalarla rutin gündemin bir parçası haline gelirken tarihini bilmeyenler yahut hatırlamayanlar için de bir “cezalandırma organı” olarak kanıksandı.

Oysa RTÜK’ün 1990’lı yıllardaki kuruluş amacı, izinsiz yayın yapan televizyon kanallarını ve özel radyoları engellemek, frekansların izinsiz kullanımına karşı önlem almak, kısaca Türkiye’de özel radyo ve televizyon yayıncılığının içinde bulunduğu düzensiz sürece karşılık yayın sektörünü regüle etmek ve yayıncılar arasında rekabetin dengeleneceği bir sistem yaratmaktı.

1994’te RTÜK’ün kuruluş, görev, yetki ve sorumluluklarına ilişkin esas ve usulleri düzenleyen 3984 sayılı kanun, 2011’de değişti. Yerine gelen 6112 sayılı Radyo ve Televi̇zyonların Kuruluş ve Yayın Hi̇zmetleri̇ Hakkında Kanun, RTÜK’ün çizgisini yeniden belirledi. Kanunun 37. maddesinde RTÜK, yayın hizmetlerinde ifade özgürlüğünü, haber alma hakkını ve düşünce çeşitliliğini güvence altına almak için gerekli tedbirleri alan; medya hizmet sağlayıcılarının yayın lisanslarını düzenleyen ve denetleyen; yayın hizmetlerinin hukuki ve teknik standartlara uygunluğunu kontrol eden ve aykırılıklar halinde yaptırım uygulayan bir kamu kurumu olarak tanımlandı.

Fakat süreç pek de öyle işlemedi. Bugün gelinen noktada kurumun kararlarının ne denli hukuki olduğu en büyük tartışma konularından biri. RTÜK Üyesi İlhan Taşcı’ya göre; kurul kararları siyasi ve başkanlık da yine bu motivasyonla hareket ediyor.

Taşcı, RTÜK’ün ifade özgürlüğünün önünü açmak konusunda hiçbir çabası olmadığı gibi haber alma hakkı önündeki en büyük engel olduğu görüşünde. Kurulun eleştirel yayıncılık yapmaya çalışan kanalları kanunsuz bir biçimde zapturapt altına almaya çalıştığını ve sistemi tıkadığını söylüyor.

Basın ve medya örgütleri de RTÜK’ün NOW, Halk TV, Tele1, Sözcü TV gibi medya kuruluşlarındaki eleştirel yayınlara özellikle daha sık ceza verdiğini raporlarla ortaya koyuyor. Ceza kararlarına gerekçe olan “tarafsızlık ilkesine aykırılık”, “genel ahlak / milli değerler” gibi ifadeler de tartışmalı.

Öte yandan RTÜK’e bu yetkiyi veren bir madde var: RTÜK Kanunu’nun, yani 2011’de değişen 6112 sayılı Kanun’un yayın hizmetlerinin genel ilkelerini belirleyen 8. maddesi. İlgili maddenin 1. fıkrasının b bendinin ihlali kanalların lisansının iptal edilmesine ve kanalın kapatılmasına kadar gidebiliyor.

8b maddesi ve “sınırsız” yetki tartışması

RTÜK Kanunu’nun 8/1-b bendi şöyle:

“Irk, dil, din, cinsiyet, sınıf, bölge ve mezhep farkı gözeterek toplumda kin ve düşmanlığa, nefret duygularına yol açıcı yayın yapılamaz.”

Bu ifade aslında nefret söylemini önlemeyi amaçlasa da uygulamada, “kin ve düşmanlık” tanımının belirsizliği, RTÜK’ün eleştirel yayınlara müdahalesinde geniş bir araç olarak kullanılmasına neden oluyor. Bazı örneklerde görülüyor ki RTÜK için “nefret söylemi” aslında “hükümet eleştirisi”.

Aynı maddede “kin ve düşmanlık” ifadesinin hukuki tanımı da belirsiz ve bu da RTÜK’e geniş takdir yetkisi veriyor. Yani ifadeler gri alanda kalmış durumda ve yöneticilerin yorumuna göre cezalar şekilleniyor.

Öte yandan 8’inci maddeyi tartışmalı yapan sadece bu bent değil. RTÜK son yıllarda kanallara verdiği cezalarda “Tarafsızlık, doğruluk ve haberin yorumdan ayrılması ilkesi” (8/1-d), “Milli ve manevi değerlere aykırılık” (8/1-e), “Genel ahlak ve ailenin korunması” (8/1-f) ifadelerini içeren bentlere de sıkça başvurarak; özellikle siyasi haber, tartışma, dizi ve komedi programlarında ceza aracı olarak kullanıyor.

Lisans iptaline giden süreç

RTÜK Kanunu’nun 8/1-b maddesini diğer bentlerden ayıran özelliği ise TV kanallarının lisans iptaline kadar giden bir sürecin önünü açması.

İlgili madde kapsamında 1 yıl içerisinde üç kere ceza alan kanal bu tehlikeyle karşı karşıya kalıyor. Süreç 8/1-b özelinde ilk cezanın kanala tebliğ edildiği andan başlıyor. Kanal bu tebliğin ardından devam eden 365 gün içerisinde iki kez daha aynı maddeden ceza alırsa RTÜK eliyle kapatılıyor.

Kurul yakın dönemde bu 8/1-b kapsamında çeşitli kararlara imza attı. Onlardan bazıları ve gerekçeleri şöyle:

- Sözcü TV’ye 10 gün karartma cezası verdi. 27 Mart 2025’te kanala tebliğ edilen karara İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) operasyonlarına karşı düzenlenen protestolara ilişkin canlı yayınlar gerekçe gösterildi. RTÜK bu yayınlardaki yorumların “halkı kin ve düşmanlığa teşvik” ettiğini öne sürdü. 9 Temmuz gecesi Sözcü TV ekranı karardı.

- Halk TV’ye de 10 gün yayın durdurma cezası verdi. 3 Temmuz 2025’te kanala tebliğ edilen kararın dayanağı, “Sinem Fıstıkoğlu ile Sansürsüz” programında Atom Mühendisi Prof. Dr. Tolga Yarman’ın yaptığı değerlendirmeler oldu. Yarman’ın, “Türkiye dincileşiyor değil, mezhebileşiyor” ve “Yavuz Sultan Selim Köprüsü’nün adının konulmasından itibaren bakarsak İran’a karşı azmettirildik” şeklindeki ifadeleri, RTÜK tarafından “halkı kin ve düşmanlığa tahrik” olarak değerlendirildi. Bu ceza daha sonra mahkeme kararıyla durduruldu.

- TELE 1’e de Temmuz 2025’te 5 gün ekran karartma cezası verdi. Cezanın gerekçesi “4 Soru 4 Yanıt” programında Merdan Yanardağ’ın “15 Temmuz İslamcı bir darbe girişimiydi. Bu darbenin temel sorumlusu AKP iktidarıdır” değerlendirmeleriydi. RTÜK bu ifadelerin “Toplumu kin ve düşmanlığa tahrik ettiğini” öne sürdü. 1 Eylül’de Tele1 ekranı karardı.

İnternet yayınlarında RTÜK yetkili mi?

RTÜK’ün medyaya yönelik yaptırımları sadece televizyon kanallarıyla sınırlı değil. Kurul, 2019’da internetten yayın yapan platformların yayın lisansı almasını şart koştu ve "Radyo, Televizyon ve İsteğe Bağlı Yayınların İnternet Ortamından Sunumu Hakkında Yönetmelik" adını taşıyan yönetmelik yürürlüğe girerken dijital platformlar da RTÜK’ün denetimi kapsamına alındı.

Bununla birlikte RTÜK internet programı yapan gazetelerden de lisans almasını istemeye başladı. “İnternet üzerinden radyo yayını”, “internet üzerinden televizyon yayını” ve “internet üzerinden isteğe bağlı yayın” olmak üzere üç farklı lisans türü uygulamaya koydu.

Lisans almaya zorlanan Deutsche Welle ve Voice of America gibi yabancı medya kuruluşları başvuru yapmayı reddetti ve yönetmeliğin hemen ardından erişime engellendi. Geçtiğimiz ay (Eylül 2025) YouTube’da yeni yayın dönemine başlayan BirGün TV’ye ve yine Birgün TV gibi katalog bir yayın akışı olmayan Cumhuriyet TV’ye de 72 saat içinde lisans başvurusu yapma şartı getirildi.

Lisans zorunluluğunun “TV uzantısı” istisnası yaptığı isim ise gazeteci Fatih Altaylı oldu. YouTube kanalındaki yayınında söylediği “Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ömür boyu görevde kalmasına halkın yüzde 70’i karşı çıkıyor. Bu çok şaşırtıcı değil. AKP seçmeninin bir kısmı ve MHP'liler dışında bu fikri destekleyen pek kimse yok. Bu millet, hoşuna gitmediğinde padişahını bile boğmuş bir millettir. Osmanlı tarihinde suikasta kurban giden ya da intihar ettiği öne sürülen birçok padişah var” ifadeleri nedeniyle “Cumhurbaşkanını tehdit ettiği” suçlamasıyla tutuklandıktan hemen bir gün sonra RTÜK’ten açıklama geldi. Kurul, Altaylı’ya YouTube kanalına lisans alması için 72 saat süre tanıdı.

Denetim mi, baskı mı?

Ulusal ve uluslararası medya izleme ve ifade özgürlüğü raporlarına göre; kurul yasal çerçevede öngörülen “ifade özgürlüğünü ve düşünce çeşitliliğini koruma” görevinden giderek uzaklaşırken, düzenleme ve sansür arasındaki çizgi de neredeyse silinmek üzere.

Expression Interrupted’ın 2025’in ilk altı ayını kapsayan İfade ve Basın Özgürlüğü Gündemi raporlarına göre muhalif kanallara verilen para cezaları toplam 36.385.021 TL’yi buldu.

Avrupa Birliği’nin 2024 Türkiye Raporu, RTÜK’ün karar süreçlerinde tarafsızlık ilkesine gölge düşüren uygulamalarına dikkat çekerken, Medya ve Hukuk Çalışmaları Derneği’nin (MLSA) 2024 tarihli “30. Yılında RTÜK” raporu da son iki yılda verilen 124 milyon TL’lik cezanın büyük bölümünün eleştirel haber kanallarına yöneldiğini aktarıyor.

Avrupa Konseyi ve Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF) raporlarında ise Türkiye’de medya özgürlüğü sıralamasındaki gerilemede RTÜK’ün geniş yorumladığı 8. madde uygulamalarının payı açık biçimde vurgulanıyor.

Artık yalnızca televizyon ekranlarını değil, kamusal alanın dijital yüzünü de yeniden tanımlayan Kurul, kamuoyunun bilgi alma hakkı üzerinde belirleyici bir ağırlığa sahip. Varlık nedeni olan “yayın özgürlüğünü güvenceye almak” hedefi ise yerini, neyin söylenip neyin söylenemeyeceğini tanımlayan bir denetim anlayışına bırakmış görünüyor.

Yukarı