Expression Interrupted

Türkiye’de ifade özgürlüğüne yönelik baskının öncelikli hedefi gazeteciler ve akademisyenler. Yüzlerce gazeteci ve akademisyen hakkında soruşturma açıldı, birçoğu tutuklandı. Bu site ifade özgürlüğünü kullandığı için soruşturma ve kovuşturmaya uğrayanlar hakkındaki yasal süreci takip etmektedir.

ANALİZ | Siyaset "ikinci yüzyıl medyası" için ne vaat ediyor?

ANALİZ | Siyaset

 

 

Cumhur İttifakı ile Millet İttifakı arasında yapılacak tercih, ifade özgürlüğü ve medya sektörünün geleceği açısından ne anlama geliyor?

 

YILDIZ YAZICIOĞLU, ANKARA

 

Türkiye, 14 Mayıs’ta sandık başına gidecek ve 13. Cumhurbaşkanı ile 28. Dönem Meclisin 600 yeni üyesini seçecek. Cumhuriyet’in 100. yılını kutlayacak Türkiye’yi, beş yıl ve belki ötesinde kimler, nasıl yönetecek sorusu yanıt bulacak.

 

Cumhuriyet’in ikinci yüzyılı eşiğinde gerçekleşecek ve başkanlık sistemi ile parlamenter sistem arasında yapılacak tercihe odaklanacak 14 Mayıs seçimleri için kamuoyunda ve medyada sıklıkla “kritik” sıfatı kullanılıyor. 14 Mayıs’ın (cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ilk turda sonuçlanmaması halinde 28 Mayıs’ın) keskin bir dönemeç olacağı aşikâr. O dönemeçte ülke makas değiştirip demokrasi rayına mı girecek, yoksa daha da şiddetli bir şekilde savrulmaya devam mı edecek?

 

Türkiye’nin geleceğini şekillendirecek Cumhurbaşkanlığı yarışında toplam dört aday yarışıyor olsa da seçimler temel olarak iki yaklaşım ve dolayısıyla iki aday arasında olacak: Cumhur İttifakı’nın adayı Recep Tayyip Erdoğan ve Millet İttifakı’nın adayı Kemal Kılıçdaroğlu.

 

Peki Erdoğan ile Kılıçdaroğlu arasında yapılacak tercih, ifade özgürlüğü ve medya sektörünün geleceği açısından ne anlama geliyor? Rakip ittifaklar bu alanda hangi vaatlerde bulunuyor?

 

Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığı adaylığı etrafında bir araya gelen Cumhur İttifakının en büyük ortağı olan Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP), 2000’li yılların başında iktidara iddialı vaatlerle gelmişti. Düşünce ve ifade özgürlüğüne geniş yer verilen AKP’nin 2002 Seçim Beyannamesinde “Mevzuatımızdaki yasakçı hükümler nedeniyle, ülkemiz hukuk devletinden çok kanun devleti görüntüsü vermektedir. Türkiye, kanunlarını hukuka, hukukunu evrensel adalet ve insan hakları esaslarına dayandırarak ve temel hak ve özgürlüklerin kullanılmasını sınırlayan yasakçı hukuk sistemini değiştirerek gerçek anlamda hukuk devleti olacak ve uluslararası camiada saygın bir yer kazanacaktır” denilmişti.

 

Ancak sonraki yıllarda, ve bilhassa Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) ile ortaklığının resmileştiği 2016 darbe girişimi sonrasında, AKP giderek daha fazla otoriterleşen bir iktidar anlayışını benimsedi. Devlet Bahçeli liderliğindeki MHP’nin iktidar yorgunu Erdoğan’ın başkanlık sistemine geçişini desteklemesi, iktidarın baskıcı politikalarının derinleşmesine yol açtı. Gazeteciler üzerinde baskılar artarken eleştirel habercilik ve yorumlar “devlet ve millet düşmanlığı” ile eşdeğer görüldü. Hükümetin yargı üzerindeki kontrolü giderek artarken gazeteciler, “terörist,” “ajan” gibi suçlamalara ve bu suçlamalarla açılan dava ve soruşturmalara maruz kaldı. Son olarak “dezenformasyonla mücadele” amacıyla çıkarıldığı iddia edilen yasayla birlikte medyanın hareket alanı seçimler öncesinde daha da daraltıldı.

 

AKP “kültürel iktidar” için medyada kontrolünü arttırdı

Erdoğan için iktidarda olmak hükümeti kontrol etmenin ötesine geçen ve kültürel ve sosyal alanda da kontrolü elde etmeyi içeren bir anlam taşıyor. Erdoğan’ın, “Siyasi olarak iktidar olmak başka bir şeydir. Sosyal ve kültürel iktidar ise başka bir şeydir. Ama halen sosyal ve kültürel iktidarımız konusunda sıkıntılarımız var” sözü bu bakış açısını ortaya sermekte.

 

İnternet teknolojisiyle ilişkisini iktidarının ilk yıllarında kalkınma ve ekonomik gelişme açısından tanımlayan AKP, Türkiye’yi çağdaşlaştırdığı, ilerlettiği, küreselleştirdiği ve dijitalleştirdiği iddiasıyla internet teknolojisini övmekteydi. Ancak sosyal medyada hükümete yönelik eleştirilerden duyduğu rahatsızlık, AKP liderliğini sonraki yıllarda bir dizi yasal düzenleme ile medyanın yanı sıra sosyal medyayı da kontrol altına almaya yöneltti. İktidarda bulunduğu uzun yıllar boyunca medyada tekel oluşturan AKP, benzer bir tek sesliliği internet ve sosyal medya ortamına taşıma gayretini halen sürdürüyor.

Şimdi Erdoğan, MHP’nin yanı sıra BBP, Yeniden Refah Partisi, DSP ve adı Hizbullah terör örgütü ile özdeşleşmiş Hür Dava Partisini (HÜDA PAR) bir araya getirdiği “nevi şahsına münhasır koalisyon” ittifakıyla 14 Mayıs’a hazırlanıyor. Seçim arifesinde AKP iktidarı, son yıllardaki politikalarını devam ettirerek Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı başta olmak üzere Basın İlan Kurumu (BİK), Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) araçlarıyla “muhalif medya” üzerinde cezalandırma politikasıyla baskısını arttırıyor.

 

Medyada “çoğulculuk,” sosyal medyada “ailenin korunması” hedefi

 

Peki 14 Mayıs için iktidar cephesi neler vaat ediyor? AKP, 14 Mayıs için açıkladığı 486 sayfalık “Türkiye Yüzyılı için 2023 Seçim Beyannamesi” adlı belgede 20 yılı aşkın iktidar dönemini “medyada halkın nefes borularını tıkayan tüm vesayet odaklarıyla mücadele edilen” bir süreç olarak niteledi. Seçim beyannamesinde, “Çoğulcu demokrasi anlayışının bir gereği olarak, doğru bilgi edinme ve denetim görevi yürüten medyanın çoğulcu bir yapıya kavuşmasının önündeki engelleri kaldırdık. Medyanın bağımsızlığını etkin ve şeffaf bir sivil toplumun vazgeçilmez bir gereği olarak gördük; tek yönlü değil çok yönlü haber alma mecralarının şeffaf ve rekabetçi bir anlayışla yapılanması için adımlar attık” iddiasında da bulunuldu.

 

Sadece birkaç ay önce MHP ile birlikte “dezenformasyonla mücadele” bahanesiyle “yanlış bilgiyi alenen yayma” suçunu Türk Ceza Kanunu’na (TCK) ekleten AKP’nin seçim beyannamesinde basın özgürlüğünün genişletildiği savunuldu. Beyannamede şu ifadelere yer verildi: “2004 yılında, basımevi ve eklentileri ile basın araçlarının, hiçbir şekilde suç aleti olduğu gerekçesiyle zapt ve müsadere edilemeyeceğini, işletilmekten alıkonulamayacağını kabul ettik. Basın Kanunu’nda yapılan değişikliklerle basın özgürlüğünü güçlendirdik. Basın suçları kapsamını daralttık. Basın ve yayın yoluyla işlenen suçlarda dava açılabilmesi için süre şartı getirdik.”

 

Seçim beyannamesinde, “dezenformasyon” gerekçeli hamleler övünçle sıralanırken, AKP’nin gelecek dönem medya ve sosyal medya alanlarına yönelik kontrol hamlelerine ilişkin gerekçesi “aile” olarak ortaya çıkıyor.

 

Beyannamede “Aile dostu medyanın tesisi ve aile değerlerinin korunmasına yönelik olarak ilgili paydaşlarla iş birliği çalışmalarımızı gerçekleştirmeye devam ediyoruz. Kültür, sanat ve medya alanlarında aile değerleriyle uyumlu sanatsal içerikler üretilmesini ve gerekli etik kurallar çerçevesinde sunulmasını teşvik edeceğiz. Çocuklarımızı ve aileleri olumsuz etkileyebilecek içeriklerle mücadele kapsamında medya ve sosyal medya taraflarıyla istişare içinde çalışmalar yapacağız” ifadelerine yer veriliyor.

 

Millet İttifakı: Basın özgürlüğünü güçlendireceğiz

 

Başta ana muhalefet partisi CHP olmak üzere İYİ Parti, Saadet Partisi, Demokrat Parti, DEVA Partisi ve Gelecek Partisini bir araya getiren Millet İttifakı ise 30 Ocak’ta açıkladığı “Ortak Politikalar Mutabakat Metni” ile seçmenlerine vaatlerini sıraladı. Belgede, AKP’nin erozyona uğrattığı basın özgürlüğü ile ilgili olarak iyi niyetli hamle niteliğinde hızlıca yasal düzenlemeler yapılacağı beyan edildi.

 

İlginçtir ki, AKP’nin yola çıkışındaki vaatlerini anımsatır şekilde, AKP iktidarına karşı “Basın özgürlüğünü güçlendireceğiz. Kamuoyunun serbestçe oluşması ve medyanın çoğulcu bir yapı kazanması için Devlet’in gerekli tedbirleri alma yükümlülüğünü açıkça düzenleyeceğiz” denildi.

 

DEVA Partisi adına “Ortak Politikalar Metni” yazımı çalışmasını yürüten Genel Başkan Yardımcısı Mustafa Yeneroğlu, Millet İttifakı’nın iktidar olması halinde atılacak ilk adımları, “Bugün ifade ve basın özgürlüğünün mevcut durumuna ilişkin tablo oldukça endişe verici. Millet İttifakı olarak önceliğimiz, seçimin hemen ardından yasal ve yapısal reformlar yaparak ifade ve basın özgürlüğünün üzerindeki kısıtlamalara son vermek ve halkın haber alma ve gerçekleri öğrenme hakkını tekrar güvence altına almak olacak. İlk olarak, ifade ve basın özgürlüğünü ölçüsüz şekilde sınırlandıran mevzuatı yeniden düzenleyecek ve bu özgürlüklerin üzerindeki her türlü baskıya son vereceğiz” sözleriyle anlattı.

 

Ardından mevzuata ilişkin ayrıntılı çalışmalara odaklanılacağını söyleyen Yeneroğlu, “AİHM kararını da dikkate alarak örneğin Cumhurbaşkanına hakaret suçunun ceza kanunundan çıkarılmasını ve Cumhurbaşkanına yönelik hakaretlerin diğer hakaret suçları gibi değerlendirilmesini düzenleyeceğimizi düşünüyorum. Benzer şekilde, Sansür Yasasına ve halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma suçuna yönelik çalışmalar da yapacağımıza eminim. Öte yandan internet mevzuatını, uluslararası standartlara uygun olarak ifade özgürlüğünü kısıtlamayacak ve kişilik haklarını ihlal etmeyecek şekilde yeniden ele alacağız” dedi.

 

Medya sahipliği ve finansmanında şeffaflaşmaya ayrıca önem verdiklerini belirten Yeneroğlu, Ortak Politikalar Metnindeki vaatleri anımsatarak, “Bu nedenle, medyada tekelleşme ve kartelleşmeyi önlemek adına gerekli tedbirleri de ivedilikle alacağız. İktidarın basın ve sansür mekanizması olan RTÜK’ün görevini bağımsız ve tarafsız olarak yerine getirebilmesi için yasal ve yapısal değişiklikler yapılacak; kurulun üye yapısında çoğulculuğu sağlayacağız. Benzer şekilde, iktidarın basın bürosu gibi çalışan TRT ve Anadolu Ajansını da bağımsızlık ve tarafsızlık esaslarına göre yeniden yapılandıracağız. Basın İlan Kurumunun görevini bağımsız ve tarafsız olarak yerine getirebilmesi için yasal ve yapısal değişiklikleri hızlandıracağız. Akreditasyon kararlarında keyfiliğe son verecek, basın kartlarının verilmesinde ve mesleğe kabulde meslek kuruluşlarının belirleyici olmasını sağlayacağız” açıklamasında bulundu.

 

CHP Medya ve Kurumsal İletişimden Sorumlu Genel Başkan Başdanışmanı Tuncay Özkan ise, günümüzde internet ortamındaki medya ve sosyal medya etkisine dikkat çekerek, CHP ve Millet İttifakı’nın bu alana yönelik hayata geçireceklerini şöyle özetledi:

“5651 sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun’u tüm kullanıcıların sosyal medya mecraları üzerindeki ifade özgürlüğünü ve kişisel mahremiyetini koruyacak şekilde, evrensel, çoğulcu ve demokratik ilkeler çerçevesinde ve geniş bir istişareyle yeniden düzenleyeceğiz. Sosyal medya platformlarının hak ve yükümlülüklerini tekrar ele alacak, sansür hükümlerini iptal edeceğiz. Dijital okuryazarlık ve medya okuryazarlığını diğer derslerle bütünleştirilmiş biçimde ve/ veya ayrı bir ders olarak sunacağız. İnternet medyası ve sosyal medyada özgürlük ortamını koruyarak, internet medyası ve sosyal medya haberciliğini destekleyecek, sosyal medyadaki hakaret ve iftiralara yönelik tedbirler geliştireceğiz. İnternet medyası ve sosyal medya gelirlerinin servis sağlayıcı, reklam veren ya da sponsorlar üzerinden içerik üreticisini etkilemeyecek şekilde vergi sistemine dahil edilmesini sağlayacağız. Dijital varlıklara dair reklam ve benzeri faaliyetler düzenleyecek, bu faaliyetleri şeffaf hale getirecek, sosyal medya üzerinden vatandaşların kandırılmasının önüne geçeceğiz.”

 

“Öncelikli sorun yargı bağımsızlığı”

Ancak aslen bir hukukçu olan Mustafa Yeneroğlu’na göre, “özgür medya” için de temel haklar için de ekonomik refah, huzur, eşitlik, güvenlik için de Türkiye’nin öncelikle yargı bağımsızlığı sorununu çözmesi gerekiyor. Yeneroğlu, “Çünkü biliyoruz ki, yargı bağımsızlığının güvence altına alınmadığı bir sistemde; temel haklardan, özgür medyadan, akademik özgürlükten, ekonomik refahtan, huzurdan, eşitlikten ya da güvenlikten bahsetmek mümkün değildir” görüşünde.

 

“Ortak Politikalar Mutabakat Metni” kıstas olarak alındığında Millet İttifakı’nın medya ve sosyal medya alanına, gazetecilik mesleğine yönelik vaatleri bu konudaki toplumsal beklentiler ile örtüşüyor gibi görünüyor. Ancak 14 Mayıs’ta iktidar değişikliği halinde bile Türkiye’nin AKP iktidarı döneminde yaşadığı demokratik kazanımlardaki erozyonu kısa sürede giderebilmesi hiç de kolay olmayacak.

 

Seçim sonrası medyayı ne bekliyor?

 

Dahası seçimlerin Millet İttifakı’nın zaferiyle sonuçlanması durumunda bile medya iktidara karşı hakikati söylemeye devam etmekle yükümlü. Millet İttifakı ve ittifakın cumhurbaşkanı adayı Kemal Kılıçdaroğlu kamuoyuna açıkladığı vaatlere sadık kalırsa medya seçim sonrasında bu görevini daha kolay yerine getirebilecek gibi görünüyor.

 

Seçimi AKP’nin kazanması durumunda Türkiye’yi ne bekliyor sorusuna yanıtı ise George Orwell’in 1984’ünün satırlarında aramak yanlış olmaz.

 

Belki 14 Mayıs gecesi yine bir “balkon konuşması” ile Türkiye’nin “ileri demokrasi” ile yönetileceği sözleri sarf edilse de uygulamada “kültürel iktidar” hedefiyle gazetecilikte direnenlere yönelik ele geçirme hareketi başlayabilecektir. 

 

Yukarı