Expression Interrupted

Türkiye’de ifade özgürlüğüne yönelik baskının öncelikli hedefi gazeteciler ve akademisyenler. Yüzlerce gazeteci ve akademisyen hakkında soruşturma açıldı, birçoğu tutuklandı. Bu site ifade özgürlüğünü kullandığı için soruşturma ve kovuşturmaya uğrayanlar hakkındaki yasal süreci takip etmektedir.

ANALİZ | Ulus’tan TELE1’e, OHAL’den kayyıma: El koymalar tarihi

ANALİZ | Ulus’tan TELE1’e, OHAL’den kayyıma: El koymalar tarihi

Türkiye’de muhalif medya üzerindeki baskı, 1953’te Ulus’un mallarına el konulmasından TELE1’e kayyım atanmasına uzanan çizgide yeniden görünür hale geliyor. Farklı dönemlerde kapatma, kayyım ve el koyma uygulamalarına maruz kalan medya kuruluşları, hukuki ve idari müdahalelerin benzer biçimlerde sürdüğünü gösteriyor

 

ELİF AKGÜL

 

1953’ün aralık ayında Menderes hükümeti CHP’nin mallarına el koyma kararını Meclis’ten geçirdikten sonra el konulan mallar arasında dönemin hükümete muhalif gazetesi Ulus Gazetesi de vardı. Mehmet Ali Birand, Can Dündar ve Bülent Çaplı imzalı Demirkırat belgeselinde dönemin Ulus muhabiri Altan Öymen “Ayrılışımız biraz dramatik oldu” diye anlatır. Keza kendilerine “bir kalem bile alamazsınız” denmiş, bunun üzerine Faruk Taşkıran bir tebeşirle Ulus’un ikinci kattaki duvarlarına “Allahsızlar, gene geleceğiz” diye yazmış.[1]

 

Hukuk eliyle muhalif medyayı işleyemez hale getirme bugüne özel değil. Ama gerek Başbakanlık kararıyla kapanan gerekse kayyım atanarak de-facto kapatılmış hale getirilen kuruluşlardan gazetecilerin anlattıkları Taşkıran’ın hissiyatına benzer.

 

Ulus’un mallarına el konmasından tam 72 yıl sonrasına 24 Ekim 2025 gününe gelelim.

 

Yeni dönemin sopası: Medya şirketlerine kayyım

 

TELE 1 televizyonuna, kanalın genel yayın yönetmeni Merdan Yanardağ’ın tutuklu İBB Başkanı ve CHP’nin Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu’na yönelik “casusluk” soruşturması kapsamında gözaltına alınmasının ardından kayyım atandı. Kanal ana haber bültenini sürdürürken kayyım yetkilileri kanala girdi ve yayın akışı kesilerek bant yayınına geçildi.

 

Eski TELE 1 Ana Haber Sunucusu Murat Taylan, kayyımı aslında “TELE 1’de çalışan herkese yönelik bir müdahale, çalışanların seslerinin kesilmesi” olarak yorumluyor. “Çünkü TELE 1’i diğer kanallardan ayıran özellik programcılarının ‘promptera’ yani daha önceden denetlenmiş metinlere bağlı kalmayan, fikirlerini özgürce ifade edebildikleri bir platform olmasıydı.”

 

TELE 1’e kayyım atanmasından çok değil, sadece bir ay önce Can Medya Grubu’na, dolayısıyla HaberTürk, Show TV ve Bloomberg HT’ye de kayyım atanmıştı. Şirketlere yönelik soruşturmalarda “suç örgütü kurmak”, “kaçakçılık”, “dolandırıcılık” ve “kara para aklama” suçlamaları öne çıktı. Kanalların başına TMSF tarafından daha önce Flash TV ve Ekotürk yönetimine atanan Yeni Şafak köşe yazarı İbrahim Paşalı ile Sabah Gazetesi’ne köşe yazıları yazan Hakan Hastaoğlu getirilmişti. HaberTürk’e kayyım atandığı bilgisi haber sitelerine düştüğünde kanalda sabah programını sunan Mesut Yar canlı yayındaydı. Tüm gözler Yar’ın ne yorum yapacağına dönmüşken deneyimli sunucu haberin yayılmasından bir saat sonra canlı yayında kayyım haberini verdi.

 

Yar, "Sizden gelen soruları yanıtsız bırakmam gibi bir şey söz konusu olmaz, olamaz. Sabahtan beri bana sorulan bir şey var. Altyazıda da yayınlamaya başladık. TMSF sizin de okuduğunuz üzere Can Holding'e bağlı şirketlere el koydu ve 8 kişi hakkında gözaltı kararı verildi. Sizi şerefimle temin ederim ki; bunun dışında herhangi bir şey bilmiyorum. Bildiğim bir şey olursa da hepinizle tek tek paylaşacağım. Sizden gelen sorularla bunla karşı karşıya kaldım ve verebileceğim tek yanıt altyazıda okuduğunuz gerçeklerin dışında herhangi bir şey değil" ifadelerini kullandı ve yayınına devam etti.[2]

 

Öte yandan TELE 1 için aynı durum söz konusu değildi. Kanala atanan kayyım önce yayını kesti daha sonra Türkiye basın tarihinde Gezi direnişi sırasında CNN Türk’te yayınlanan ve protestolara neden olan penguen belgeselini hatırlara getirecek şekilde bir penguen belgeseli yayınlandı. İlerleyen günlerde Yanardağ tutuklanarak hapse gönderilirken çalışanların da bir kısmı istifa ettiklerini açıkladı.

 

1990’larda kapatılan ve yeni isimlerle yeniden açılan Kürt basını

 

Medya kuruluşlarına kayyım atanması, kategorik olarak yeni bir uygulama aslında. Kürt basınında ilk Türkçe günlük gazete Özgür Gündem gazetesi “Egemenlik kayıtsız şartsız DGM'nindir” manşetiyle 30 Mayıs 1992'de yayın hayatına başladı. Hakkında sayısız defa kapatma ve toplatma kararı çıkarılan gazete Güncel, Yaşamda Gündem, Haftaya Bakış, Öteki Bakış, Yeni Bakış, Alternatif, Gelecek, Özgür Ülke, Gerçek, Günlük adlarıyla yayın hayatına devam etti. [3] 2 Eylül 2002'de “Yeniden Özgür Gündem” ile yayına devam eden gazete 28 Şubat 2004’te yayın hayatına son verdiğinde 541 sayısına 315 dava açılmış, 174 davadan da 293 gün kapatma kararı ve milyonlarca lira para cezası verilmişti. [4] Özgür Gündem gazetesi aynı isimle 17 yıl sonra 4 Nisan 2011’de yeniden yayına başladı; 16 Ağustos 2016’da İstanbul 8. Sulh Ceza Mahkemesi kararıyla kapatıldı.

 

4 Ekim 2016: polis medya kuruluşlarının kapısında

 

Özgür Gündem’in yeniden kapatıldığı 2016 yılı medya açısından kritik bir dönemdi. 15 Temmuz 2016’daki darbe girişiminin ardından Olağanüstü Hal ilan edilmişti. 20 Temmuz - 31 Aralık 2016 tarihleri arasında toplam 178 medya kuruluşu kapatıldı.[5]

 

Bu dönemde kapatılan medya kuruluşları 15 Temmuz darbe girişiminin faili Fethullah Gülen cemaatiyle ilişkili olduğu öne sürülen kurumlarla sınırlı kalmadı. Bu kuruluşların yanı sıra, sol, sosyalist ve Kürt medyası da aynı hükümlerle kapatıldı.

 

Onlardan biri İMC TV idi. 4 Ekim 2016 günü çok sayıda polis ve RTÜK görevlileri yayını kesmek için İMC TV’nin bulunduğu Flatofis’e geldi. O sırada stüdyoda canlı yayında bulunan “yayını durdurmak isteyen polislere "Yüzünüzü neden kapatıyorsunuz. Zalimler için yaşasın cehennem" diyerek tepkisini gösteren İMC TV Yayın Koordinatörü Eyüp Burç o süreci şöyle anlatıyor:

 

“O dönem Ankara Cumhuriyet Başsavcısının ricası üzerine Türksat’tan çıkarıldığımız için Hotbird’de yayın yapıyorduk. Böyle bir rica da oluyormuş. Bu nedenle bizi merkezden kapatamıyorlardı. Doğrudan kanala gelip rejiden yayını kesmeleri gerekiyordu. Hayat TV’den sonra bize de kapatmak için geleceklerini biliyorduk. Kanala geleceklerini duyduğumuz zaman reji odasına doğrudan geçilen yolu kapadık. “Canlı yayında stüdyonun içinden geçirelim bunları” dedik. Çünkü kapatılma süreçlerini canlı verme kararı almıştık. Diyarbakır’dakileri, Hayat TV’nin kapatılmasını canlı yayınladık. Bizden sonra TV10’a gittiler ama bizi kapattıkları için onları yayınlayamadık tabi.”

 

İMC TV kapatıldığı gün bir başka ekip de Özgür Radyo’nun kapısındaydı. O dönem Özgür Radyo programcısı olan ve aynı zamanda Özgür Radyo Yönetim Kurulu Başkanı olan gazeteci Semra Çelebi, kapatılma haberinin bir söylenti olarak dolandığını ama kendilerine herhangi bir resmi tebligatın yapılmadığını anlatıyor:

 

“Haber geldiğinde radyoda nöbete başladık. Bu yaklaşık 10 gün sürdü. Sürekli yayındaydık, dayanışma programları yaptık. O söylentinin doğru olduğunu 4 Ekim sabahı ilk olarak Hayat TV'ye ve İMC TV'ye gittiklerinde anlamış olduk. Ardından Özgür Radyo'ya geldiler. Arkadaşlarımızla yaptığımız toplantıda, resmi bir tebligat dahi yapılmamasını kabul etmemeye karar verdik. Kapıyı açmayacaktık. Çünkü Özgür Radyo bizim için savunulması gereken bir alandı. Kapıya geldiklerinde ellerinde bir tebligat olup olmadığını sorduk. Yazılı bir tebligat olmadığını, Başbakanlık kararı olduğunu söylediler. Biz de yazılı tebligat yoksa kapıyı açmayacağımızı söyledik. Bunun üzerine koçbaşı ile içeri girdiler. Darp ederek arkadaşlarımızı gözaltına aldılar.”

 

Darbe girişimi ve “mallara el koyma”

 

15 Temmuz sonrası ilan edilen OHAL ile birlikte medya kuruluşlarını kapatmanın yanı sıra mal varlıklarına el koyma yöntemiyle bir daha “açılamama”, diğer bir ifadeyle ekonomik darbe vurma uygulaması hayata geçti.

 

OHAL kapsamında çıkarılan 668 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 2. maddesinin 3. fıkrasına göre kapatılan bu kuruluşlara ait olan taşınırlar ve her türlü mal varlığı, alacak ve haklar, belge ve evrak Hazineye bedelsiz olarak devredilmiş sayıldı; taşınmazlar tapuda resen Hazine adına her türlü kısıtlama ve taşınmaz yükünden ari olarak tescil edildi; kapatılan kuruluşların her türlü borçlarından dolayı Hazineden bir hak ve talepte bulunulması engellendi.

 

Yani artık yayınlar kesilmekle kalmıyor, binalarına, kameralarına, cihazlarına, mikrofonlarına kadar el konuluyordu.

 

“İMC TV’de sıfır cihazlar vardı. Milyon dolarlık bir televizyon altyapısı vardı. Bunların hepsini beş paraya sattılar” diyor Eyüp Burç.

 

Semra Çelebi, Özgür Radyo’nun el konulan mallarının bir kısmının TRT’ye verildiğini anlatıyor: “TRT'nin hiç malı yokmuş gibi bizim eski eski mikserlerimiz ve mikrofonlarımız bu şekilde dağıtıldı. Baskına polislerle birlikte gelenler arasında RTÜK ve TRT'den elemanlar da vardı. Bu da çok üzücüydü çünkü sonuçta ne olursa olsun, farklı yerlerde olsak da meslektaşlarımız. Polislerle baskına gelip “şunu bizim kuruma alalım, bunu bizim kuruma alalım” demeleri acayipti. Bu şekilde diyaloglar yaşandı ve o mallar haraç mezat gitti. Bağımsız bir yayın organının zaten yıllar içinde bu malzemeleri edinebilmesi çok zordur.  Gerçekten gözyaşlarıyla verdik biz o malları, daha doğrusu vermek zorunda kaldık.”

 

Hem İMC TV’nin hem de Özgür Radyo’nun söz konusu kapatılma kararına ve mallarına el konulmasına ilişkin davaları tam dokuz yıldır devam ediyor.

 

Semra Çelebi, 4 Ekim 2016 günü el koyma kararına imza attıktan sonra kendisinin de arkadaşları gibi gözaltına alındığını anlatıyor: “Gözaltında çıktıktan sonra Özgür Radyo’nun frekansı olan 95.1’i açtık. Ülke Radyo diye bir şey çıktı ve ilahiler okunuyordu. Hiçbir yasal süreç yoktu ve yandaş bir basın, yandaş bir radyo bizim frekansımıza girmişti bile."

 

“TELE 1’i İMC TV gibi kapatmadılar ama kayyım ile beraber yayın politikasını değiştirerek kapatmış kadar oldular” diyor Eyüp Burç. Murat Taylan da “Biz hiç prompter’dan okuyan bir ekip olmadık. Dolayısıyla kayyım geldiğinde önümüze koyacağı, koymak isteyeceği metni, yeni haber dilini tahmin ettiğimiz için buna itiraz etti ve istifa ettik” diyor.

 

Ulus Gazetesi muhabiri Faruk Taşkıran, TELE 1 Ana Haber Sunucusu Murat Taylan, Özgür Radyo programcısı Semra Çelebi ve İMC TV Yayın Kordinatörü Eyüp Burç’un çalıştıkları medya kuruluşlarına yönelik kapatma, el koyma, karartma kararlarına yaklaşımları çok benzer.

 

“Hayatınıza anlam veren bir şeye el koyuyorlar ve satacaklar…”

 

Taşkıran’ın üzüntüsünün aynısını Taylan da paylaşıyor:

 

“Ben bu televizyon kurulduktan altı ay sonra, Merdan abiyle TELE 1'de çalışmaya başladım. TELE 1'de 8 yıl boyunca o kadar çok şeyi dişimizle, tırnağımızla yarattık ki… İkinci bir işte çalışırken bu işleri hep yaptım. Sigortacılık yaparak geçimimi sağlarken TELE 1'in büyümesi, ayakta kalması için mücadele verdim. Bir çocuk büyütür gibi, 8 yıl boyunca her gününde içinde bulunduğum bir televizyon kanalına çöktüler. Hayatınıza anlam veren, hayatınızı şekillendiren bir yere el koyuyorlar. Alın terimizle, emeğimizle, çok düşük maaşlarla çalışarak elde ettiğimiz kamera, mikrofon, ses kayıt cihazı, her şey bir yabancının elinde ve onları satacak. Bizim emeğimizi satacaklar. Bu insana koyuyor. Dolayısıyla çok üzgünüm.”

 

İMC TV’nin de Özgür Radyo’nun da kapatılması Türkiye medyasında önemli kayıplara neden oldu.

 

“Muhabirlikten genel yayın yönetmenliğine kadar görevlerde 17 yıl boyunca Özgür Radyo’da çalıştım” diyen Semra Çelebi, karasal yayın yapan radyonun en geniş dinleyici kitlesini emekçilerin, konfeksiyon atölyelerinin ve bilhassa da cezaevlerinin oluşturduğunu söylüyor. “Radyoyu kapattıklarında büyük bir darbe aldık ama en çok etkilenen dinleyiciler oldu. Yayını internetten sürdürmeye çalıştık olmadı. Çünkü bizim dinleyicilerimiz atölyelerdi, hapishanedekilerdi.”

 

“Demokratik medya anlayışı sekteye uğradı”

 

Eyüp Burç da İMC TV’nin Türkiye basınında yolunu açtığı “demokratik medya” yaklaşımının yeniden resmi söylem eksenine geri döndüğünü anlatıyor:

 

“İMC TV’de siyasi duruşlarımız farkı olsa da ortak bir dünya görüşüne sahiptik. Demokrasi, insan hakları temelinde bir araya gelmiş bir arkadaş grubuyduk. Demokrat arkadaşlar, sol ve Kürt basınından gelen arkadaşlar vardı. İlkelerimizi ‘demokratik medya hareketi’ olarak tarif ettik ve bu yayın politikası çok tuttu. O dönem bir barış süreci vardı. Barışın kalıcılaşması tartışmalarını yapıyorduk. Sonra çatışma süreci başlayınca neden barışın ihtiyaç olduğunu anlattık. O dönem Doğan Medya Grubu “Barış Gazeteciliği Deklarasyonu” yayınladı. Hatta o dönem CNN Türk’ten Ferhat Boratav’a ‘İMC TV  mi izliyorsunuz’ diye sormuştum espriyle. ‘Bizde hep açık’ demişti. Kanal kapatıldıktan sonra bu hareket kesildi. Türkiye medyası eski devletçi ayarlarına geri döndü. Bugün İlke TV’de yine bu anlayışı kırma çabası içindeyiz.”

 

TELE 1 aynı isimle ama bambaşka bir kimyayla devam etse de TELE 1 çalışanları da yeniden yola koyulma peşinde. Murat Taylan basın açıklamalarında “Teslim olmayacağız” dediklerini hatırlatıyor:

 

“Bir haksızlığa uğrayınca bunun karşısında bir direnme tepkisi doğuyor. Dolayısıyla şimdi yeni bir televizyon kanalı kurmak ana hedefimiz. ‘Bizi yok edemezsiniz. Size teslim olmayacağız’ mesajını bu operasyonları gerçekleştirenlere vermek ve daha da önemlisi TELE 1'deki yayıncılık amacımızı devam ettirmek istiyoruz. Yani halka umut olmak, halkın umudunu ayakta tutmak istiyoruz.”

 

Muhalif medya yine, yeniden

 

Taylan’ın dediği oldu. TELE1’den istifa eden gazeteciler TELE2 HABER adıyla yeni bir yayına başlayacaklarını duyurdu.

 

Ulus Gazetesi 1953’te kapatıldı ama 1955’te Yeni Ulus adıyla yeniden yayına başladı. Özgür Gündem kapatıldı ama Özgür Basın geleneği Yeni Yaşam ile yola devam ediyor. İMC TV kapatıldı, mallarına el kondu ama aynı yayıncılık anlayışı bugün İlke TV’de sürdürülüyor. İktidarlar tarafından kapatılma, mallarına el konulması ya da kayyımla gelen yayın politikası değişikliğiyle fiilen “bitirilmeye” çalışılan medya kuruluşları, bir şekilde yolunu buluyor.

 

Kaynaklar

[1] Demirkırat Belgeseli, M. A. Birand, C. Dündar, B. Çaplı, Milliyet Gazetesi Yayınları

[2] https://www.diken.com.tr/haberturk-sunucusu-mesut-yar-tmsf-can-holdinge-el-koydu-baska-bilgim-yok/

[3] https://bianet.org/haber/ozgur-basin-in-tutsak-yillari-160894

[4] https://bianet.org/haber/yeniden-ozgur-gundem-yayinini-durdurdu-30363

[5] https://bianet.org/haber/kapatilan-basin-yayin-radyo-televizyon-ve-haber-ajanslari-182458

Yukarı