Expression Interrupted

Türkiye’de ifade özgürlüğüne yönelik baskının öncelikli hedefi gazeteciler ve akademisyenler. Yüzlerce gazeteci ve akademisyen hakkında soruşturma açıldı, birçoğu tutuklandı. Bu site ifade özgürlüğünü kullandığı için soruşturma ve kovuşturmaya uğrayanlar hakkındaki yasal süreci takip etmektedir.

ANALİZ | Avrupa Konseyi: Ceza yasalarının kötüye kullanımına son verilmeli, TCK 220, 299 ve 301 değişmeli

ANALİZ | Avrupa Konseyi: Ceza yasalarının kötüye kullanımına son verilmeli, TCK 220, 299 ve 301 değişmeli

Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesinin 7-9 Haziran 2021 tarihli toplantısında AİHM’nin ifade özgürlüğü ihlallerini konu alan ve birçoğu uzun yıllardır uygulanmayan kararları bir kez daha gündeme geldi

 

BENAN MOLU*

 

Türkiye’nin ifade ve basın özgürlüğü alanındaki mevzuat ve uygulamaları, üyesi olduğu Avrupa Konseyi organları ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) ile ilişkilerinde uzun yıllar boyunca belirleyici bir unsur olageldi.

 

Başta Türk Ceza Kanunu (TCK) ve Terörle Mücadele Kanunu (TMK) olmak üzere, ceza yasalarının savcılar ve hâkimler tarafından AİHM kriterlerine aykırı olarak geniş ve belirsiz bir şekilde yorumlanması ve uygulanması nedeniyle AİHM tarafından Türkiye’ye karşı düzenli olarak ifade özgürlüğü ihlali kararı veriliyor. AİHM, sadece 2020 yılında Türkiye’ye karşı ifade özgürlüğünün ihlal edildiğine dair 31 ihlal kararı verdi. Böylece Türkiye, 2020 yılı itibarıyla hakkında verilen toplam 387 ifade özgürlüğü ihlali kararı ile, ifade özgürlüğünü diğer 46 Avrupa Konseyi üyesi devletten daha fazla ihlal etmiş oldu.

 

Aralarında Avrupa Konseyi İnsan Hakları Komiseri ve Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisinin de olduğu Avrupa Konseyi organları, yıllardır Türkiye hakkında yayımladıkları görüş ve raporlarında, demokrasi, hukukun üstünlüğü ve insan hakları alanında karşılaşılan en önemli sorunlardan birinin ifade ve basın özgürlüğü olduğunu, siyasetçilerin, gazetecilerin, hak savunucularının ve akademisyenlerin de aralarında bulunduğu kişilerin muhalif görüşleri nedeniyle sistematik olarak soruşturma, kovuşturma, ağır hapis cezalarıyla ve yargı taciziyle karşı karşıya kaldığını, ceza yasalarının muhalifleri susturmak ve cezalandırmak amacıyla kullanıldığını vurguladı.

 

Bu organlardan biri de AİHM kararlarının uygulanmasını denetleyen Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi. Bakanlar Komitesi, 7-9 Haziran 2021 tarihli oturumunda Türkiye’ye karşı alınmış ancak uzun yıllardır uygulanmadığı için Komite önünde bekleyen AİHM kararlarını görüştü. Komite, TCK’nin ve TMK’nin çeşitli maddeleri altında Öner ve Türk v. Türkiye[1], Nedim Şener v. Türkiye[2], Altuğ Taner Akçam v. Türkiye[3], Artun ve Güvener v. Türkiye[4] öncü davaları altında verilen ihlal kararlarına ilişkin bir ara karar aldı. Ara kararlar Komite toplantılarında alınan rutin kararlardan usul olarak daha güçlendirilmiş bir aşamayı temsil ediyor. Bakanlar Komitesi, TCK 220/6 ve 220/7 maddelerine ilişkin Işıkırık v. Türkiye[5] grubunda ise rutin karar alma yoluna gitti.

 

Aralık 2020’de P24 ve Article 19 tarafından ortaklaşa yürütülen ve Türkiye’nin ifade özgürlüğü alanındaki uluslararası standartlara uyumunu izlemeyi amaçlayan “Expression Interrupted” çalışması kapsamında, ifade özgürlüğü ihlalleri alanında en sık olarak gündeme gelen TCK’nin 220/6-7, 299, 301 ve 314. maddeleri ile TMK’nin 6. ve 7. maddelerinin ikinci fıkralarına dair AİHM kararlarının Bakanlar Komitesi önündeki seyrini, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, Venedik Komisyonu ve Avrupa Konseyi İnsan Hakları Komiserliği görüşleri bağlamında ele alan bir rapor yayımlamıştık.[6]

 

Rapor, Komitenin Haziran toplantısında görüşülen Öner ve Türk, Nedim Şener, Altuğ Taner Akçam, Artun ve Güvener ve Işıkırık öncü gruplarına ilişkin AİHM kararlarına ve bu davaların Bakanlar Komitesi önündeki sürecine dair kapsamlı bir değerlendirmede bulunuyordu. Bakanlar Komitesinin Haziran toplantısı sonrasında aldığı kararlar bu raporun yayımlanmasından sonraki gelişmeleri de gözler önüne sermekte. 

 

Talep edilen bilgi sağlanmadı, yasal değişiklikler yapılmadı

 

Bakanlar Komitesi, Haziran 2021 oturumunda Öner ve Türk, Nedim Şener, Altuğ Taner Akçam, Artun ve Güvener gruplarına yönelik olarak yaptığı değerlendirmede, AGİT Basın Özgürlüğü Temsilcisinin, Sınır Tanımayan Gazetecilerin (RSF), Avrupa Konseyi Gazetecilerin Güvenliğinin ve Gazeteciliğin Korunmasının Güçlendirilmesi Platformunun ve Avrupa Parlamentosunun verilerini dikkate alarak, Türkiye’nin basın özgürlüğü sıralamasında 180 ülke arasından 153. sırada olduğunu; 91 gazetecinin hâlâ cezaevinde bulunduğunu; muhalif sesleri susturmak amacıyla açılan davalarla ve verilen cezalarla ifade özgürlüğünde daha da geriye gidildiğini hatırlattı. Hükümetin bu davalarda ısrarla somut bir adım atmadığını belirleyen Bakanlar Komitesi bu nedenle harekete geçmeye karar verdi.

 

Bakanlar Komitesi, eleştirel ya da hoşa gitmeyen görüşleri sebebiyle kişilerin ceza kanunlarının orantısız kullanılması sorununu konu alan çeşitli ihlal kararlarının 20 yılı aşkın süredir Komite önünde beklediğini; AİHM tarafından verilen benzer ihlal kararlarının sayısının çokluğuna ve Komitenin bu konudaki endişelerini dile getirmesine rağmen yetkililer tarafından Komite tarafından talep edilen bilgilerin tam anlamıyla bilgi sağlanmadığını; Komitenin gerçek durumu değerlendirebilmesi için hayati önemde olan ve özellikle gazetecilere karşı başlatılan söz konusu kanun maddeleri altında yürütülen soruşturma ve kovuşturma sayısına ilişkin istatistiki bilgilerin Komiteye sunulmadığını; başta Anayasa Mahkemesi olmak üzere, yüksek mahkemelerin verdiği örnek kararlara rağmen savcıların ve alt derece mahkemelerinin ifade özgürlüğünü dikkate almadan ceza kanunlarına başvurmaya devam ettiğini; yetkililerin ifade özgürlüğünün korunması için siyasi mesajlar vermekten kaçındığını belirtti.

 

Komite, TCK’nin 301. maddesinin sonuçları öngörülemeyecek şekilde geniş bir biçimde düzenlendiğine dair AİHM’nin açık içtihadına ve Komitenin maddenin acilen değiştirilmesine yönelik ısrarlı çağrılarına rağmen yetkililerin söz konusu maddede Sözleşme standartlarıyla uyumlu bir yasal değişiklik yapmadığını; kamu görevlileri ve Cumhurbaşkanına hakaret suçlarını düzenleyen TCK’nin 125. ve 299. maddelerinin uygulanmasından doğan ihlalleri giderme konusunda tedbir almadıklarını ve İnsan Hakları Komiseri ve Venedik Komisyonu görüşlerinde de belirtildiği üzere, TCK’nin 299. maddesinin Avrupa Konseyi üyesi diğer devletlerdeki benzer maddelere göre eşi benzeri görülmemiş bir biçimde geniş ve yaygın olarak yorumlanıp uygulandığını belirtti.

 

Komite bu sonuca varırken, AİHM’nin “devlet başkanına sadece görevi ve statüsü nedeniyle özel bir koruma ya da ayrıcalık bahşedilemeyeceği” yönündeki içtihadını ve İnsan Hakları Komiseri, Venedik Komisyonu ve Birlemiş Milletler İnsan Hakları Komitesi gibi uluslararası kurumların devlet başkanlarına hakaretin suç olmaktan çıkartılmasına yönelik Avrupa konsensüsüne yer verdikleri görüşlerini dikkate aldı.

 

Türkiye’de ifade özgürlüğünün güçlendirilmesi amacıyla hazırlanan İnsan Hakları Eylem Planı’nı ve 2016 yılından bu yana tutuklu olan Ahmet Altan’ın AİHM’nin 13 Nisan 2021 tarihli ihlal kararının ardından Yargıtay tarafından serbest bırakılmasını olumlu karşılamakla birlikte; Komitenin aldığı kararlarla uyumlu somut bir ilerleme olmaması nedeniyle Komite, Türkiye’ye karşı bir ara karar alma yoluna gitti.

 

Ara kararda, Bakanlar Komitesi Hükümeti acil olarak söz konusu davalardaki suçlara ilişkin son beş yıl içerisinde açılan soruşturma ve kovuşturma ve verilen mahkûmiyet sayısına ve yöneltilen suçlamalara dair ayrıntıları da kapsayacak şekilde özellikle soruşturulan, yargılanan, ceza alan, tutuklu ya da hükümlü olan gazetecilerin sayısına dair detaylı istatistiki bilgi sağlamaya; TCK’nin 301. maddesini AİHM’nin açık yerleşik içtihadı ışığında değiştirmeye ve ifade özgürlüğü kullanımını suç kapsamından çıkartacak şekilde Ceza Kanunu’nda ve Terörle Mücadele Kanunu’nda yasal değişiklik yapmaya; yüksek mahkemelerin iyi uygulamalarını destekleyen, ifade özgürlüğüne Türkiye toplumunda önem verildiğini ve ceza yasalarının ifade özgürlüğünü sınırlandırmak için araç olarak kullanılamayacağını vurgulayan siyasi mesajlar vermeye; hâkim ve savcıların eğitimlerine devam edilmesine; ve TCK’nin 125. maddesinde değişiklik yapmaya ve devlet başkanlarına yönelik hakareti suç olmaktan çıkartmayı hedefleyen Avrupa konsensüsüne ve AİHM’nin yerleşik içtihadına uygun olarak TCK’nin 299. maddesini yürürlükten kaldırmaya çağırdı.

 

Kapsamlı mevzuat değişikliği çağrısı

 

Işıkırık grubuna yönelik olarak ise Komite, TCK’nin 220. maddesinin 6. ve 7. maddesine ilişkin AİHM tarafından tespit edilen temel sorunların yeni yapılan yasal değişikliklerle giderilemediğini, yerel mahkemeler tarafından verilen kararların bu sorunu çözmek için yeterli olmadığını, bu sebeple yerel makamların ve mahkemelerin daha fazla gecikme olmadan daha kapsamlı bir mevzuat çözümü bulmaları gerektiğini vurguladı.

 

Komitenin Işıkırık grubu kararından, Anayasa Mahkemesinin TCK’nin 220. maddesinin 6. fıkrası altında yapılan bir başvuruyu, bu maddenin uygulamasının yapısal bir sorun teşkil edip etmediğini ortaya koyabilmek amacıyla pilot başvuru olarak seçtiğini öğrenmiş olduk. Komite, Anayasa Mahkemesini bu başvurunun sonuçları ve benzer bir uygulamanın 220. maddenin 7. fıkrası için de yapılıp yapılmayacağı hakkında kendisine bilgi vermeye çağırdı.

 

Yetkililerden son beş yıl içerisinde TCK’nin 220. maddesinin 6. ve 7. maddeleri altında kaç kişiye soruşturma ve kovuşturma başlatıldığı ve ceza verildiğine dair istatistik ya da bilgi isteyen Komite, AİHM’nin tespit ettiği bulguları karşılayacak daha somut adımlar atılması ve güncel bir eylem planı sunulması konusunda yetkililere çağrıda bulundu ve bu gruptaki davalarla Öner ve Türk grubu davaları arasındaki benzerliği dikkate alarak, Mart 2022 oturumunda bu iki grup davayı birlikte incelemeye devam edeceğini duyurdu.

 

Görüldüğü gibi, yıllardır kanunlarda yapılan değişikliklere, hazırlanan yargı paketlerine ve eylem planlarına rağmen ifade ve basın özgürlüğü ihlallerinin önüne geçilebilmesi için aranan kriterlere uygun bir mevzuat oluşturulamadı. Özellikle muhalif kişiler söz konusu olduğunda savcılar ve hakimler AİHM’nin yerleşik içtihadına aykırı soruşturma, kovuşturma ve hapis cezalarıyla ceza yasalarını kötüye kullanmaya devam etti.

 

AİHM ve Bakanlar Komitesinin aradığı şartların sağlanabilmesi ancak yargı bağımsızlığının tam anlamıyla sağlanabilmesi ile mümkündür. Bunun için de yetkililerin bu yönde bir siyasi irade sergilemesi gerekmektedir. Aksi, ifade özgürlüğünün iyileştirilmesi için yapılan bütün yasal değişiklikleri ve atılan bütün olumlu adımları geçersiz kılacaktır.

 

* İnsan hakları avukatı

 


[1] http://hudoc.exec.coe.int/eng?i=004-36806 ve https://search.coe.int/cm/pages/result_details.aspx?ObjectId=0900001680a2c296

[2] https://hudoc.exec.coe.int/eng?i=004-37296

[3] http://hudoc.exec.coe.int/eng?i=004-37188

[4] http://hudoc.exec.coe.int/eng?i=004-37417

[5] https://search.coe.int/cm/Pages/result_details.aspx?ObjectID=0900001680a2c114

[6] https://expressioninterrupted.com/tr/ifade-ozgurlugu-ve-turkiye-aihm-kararlarinin-uygulanmasi-raporumuz-yayimlandi/

Yukarı