Expression Interrupted

Türkiye’de ifade özgürlüğüne yönelik baskının öncelikli hedefi gazeteciler ve akademisyenler. Yüzlerce gazeteci ve akademisyen hakkında soruşturma açıldı, birçoğu tutuklandı. Bu site ifade özgürlüğünü kullandığı için soruşturma ve kovuşturmaya uğrayanlar hakkındaki yasal süreci takip etmektedir.

Boğaziçi protestoları nedeniyle tutuklanan iki öğrenci 47 gün sonra tahliye edildi

Boğaziçi protestoları nedeniyle tutuklanan iki öğrenci 47 gün sonra tahliye edildi

Boğaziçi Üniversitesi’ne atanan rektörü protesto eylemlerine katıldıkları için "halkı kin ve düşmanlığa tahrik" suçlamasıyla yargılanan yedi öğrenciinin ilk duruşmasında tüm sanıkların duruşmalardan vareste tutulmasına karar verildi

 

CANSU PİŞKİN, İSTANBUL

 

Boğaziçi Üniversitesi’ne rektör olarak atanan Prof. Dr. Melih Bulu’yu protesto eylemlerine katıldıkları için haklarında “halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik etme” suçlamasıyla dava açılan 2’si tutuklu 7 öğrencinin yargılandığı davanın ilk duruşması 17 Mart 2021 tarihinde İstanbul 21. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görüldü.

 

P24 tarafından izlenen duruşmada 47 gündür tutuklu bulunan Doğu Demirtaş ve Selahattin Uğuzeş, ev hapsindeki Sena Nur Baş, tutuksuz yargılanan Eda Kalafat, Mahmutcan Bodrumlu, Rümeysa Özüyağlı ve Hazar Kolancalı ile avukatları hazır bulundu. Duruşmayı milletvekilleri ve konsolosluk yetkililerinin de aralarında bulunduğu çok sayıda kişi izledi.

 

İstanbul 21. Asliye Ceza Mahkemesi salonunun küçük olması sebebiyle duruşma İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi’nin salonunda görüldü.

 

Yeni Şafak gazetesinin paylaşımı ihbar kabul edildi

 

Kimlik tespitlerinin tamamlanmasının ardından iddianame özetlendi.

 

Boğaziçi Üniversitesi'nin Güney Kampüsü'nde 29 Ocak'ta açılan sergideki Kâbe görseliyle ilgili İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Basın Suçları Soruşturma Bürosu savcısı Enes Kocakale tarafından hazırlanan 24 Şubat 2021 tarihli iddianamede, Yeni Şafak gazetesinin Twitter üzerinden yaptığı paylaşım ihbar olarak kabul edildi.

 

Savcılık tarafından ihbar olarak kabul edilen paylaşımda şu ifadeler yer alıyordu: “Boğaziçi Üniversitesi’nde düzenlenen protestolar büyük bir provokasyona sahne oldu. Daha önce DHKP-C marşı eşliğinde halay çeken grupların sahneye çıktığı üniversitede bu kez Kabe fotoğrafı yere serilip üzerine LGBT paçavrası yerleştirildi.”

 

İddianamede dini referanslara yer verildi

 

Dinî referanslara da yer verilen iddianamede, öğrencilerin “halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik etme” (TCK 216/1) suçunu işlediği öne sürüldü: “Kâbe resminin İslam dini literatüründe yasak ve haram olarak kabul edilen eşcinsellik ve benzeri cinsel yönelimlere dair imgeler ile İslam'ın tek yaratıcı olan Allah inancı ve Tevhid inancına aykırı olan Şahmeran figürünün yine İslam'ın ve Müslümanların yeryüzündeki en kutsal mekan ve yapı olarak kabul ettiği Kâbe'nin tasvir edildiği bir resim üzerine yapıştırılması suretiyle oluşturulması, bu resmin kamuoyu tarafından yakından takip edilen ve gündem olan Boğaziçi Üniversitesi’ne rektör atamasına ilişkin gösteriler kapsamında alenen sergilenmesi de değerlendirildiğinde, gayri muayyen kişilere yönelik alenen yapılan soruşturmaya konu eylemlerin, LGBTİ+ olarak anılan bir sosyal kesim ve Türk toplumunun büyük çoğunluğunu oluşturan Müslüman vatandaşlar açısından halkın sosyal sınıf bakımından farklı özelliklere sahip kesimini, diğer kesimi aleyhine kin ve düşmanlığa tahrik edici nitelikte olduğu...”

 

“İddianame vasfı taşımıyor”

 

İddianamenin özetlenmesinin ardından söz alan avukat Levent Pişkin, iddianamenin CMK 170. madde ve devamında tanımlanan gereklilikleri barındırmadığını ve bu haliyle iddianame vasfı taşımadığını, Anayasa’nın 2. maddesindeki laiklik ilkesine aykırı hazırlandığını, hukuki mahiyette eksik olduğunu belirterek iadesini talep etti. Pişkin, suçun unsurlarının oluşmadığını belirterek derhal beraat istedi.

 

Duruşma savcısı, CMK 174. maddesine atıf yaparak iddianamenin mahkeme tarafından kabul edildiğinin göz önüne alınarak talebin reddine karar verilmesini istedi. Mahkeme hâkimi, iade için 15 günlük sürenin geçtiğini belirterek iade talebini reddetti. Mahkeme, beraat de talebini reddetti.

 

“Resmi güvenlik görevlisi astı”

 

Dosya kapsamında 47 gündür Metris Cezaevi’nde tutuklu bulunan Doğu Demirtaş savunmasında, üzerine atılı suçlamayı kabul etmediğini belirtti: “Suçlama konusu eser sergiye gelen anonim eserlerden birisiydi. Resmi asan kişi öğrenci değil güvenlik görevlisiydi. Telefonumda bu kişinin videosu da var. Güvenlikler bunu indirin gibi bir uyarıda da bulunmadı.”

 

Hâkim, Demirtaş’a, “LGBTİ ile ilgili üyeliğin var mı?” diye sordu. Demirtaş, “Üyeliğim yok ama okuldaki gruplarda arkadaşlarım var” dedi. Demirtaş’ın avukatı Mustafa Oğuzhan Yalçın, resmi asan kişinin müvekkili olmadığını belirterek tahliyesini ve beraatını talep etti. Demirtaş, ceza çıkması halinde hükmün açıklanmasının geri bırakılması hususunu kabul etmediğini beyan etti.

 

“Polis vermediğim ifadenin tutanağını imzalatmak istedi”

 

Dosya kapsamında 47 gündür tutuklu olan bir diğer öğrenci olan Selahattin Uğuzeş de üzerine atılı suçlamayı reddetti: “Sabahtan akşama kadar okuldaydım bana uyarıda bulunan kişi olmadı. Okulda sergi sebebiyle herhangi bir karışıklık da olmadı. Sergiden sonra polis tarafından arandığımı öğrenip Taksim Karakoluna gittim. Avukatım olmadan beyanda bulunmadığım halde bana bir tutanak getirdiler imzalamam için. Tutanakta resmi asan dört kişiden biri olduğumu kabul ettiğim yazıyordu. Ben bu tutanağı imzalamadım. Suç işleme kastım ve kötü niyetim yoktu sergiye gittim ve anlamadığım bir suçtan dolayı 47 gündür tutukluyum.” Hâkim Uğuzeş’e de “LGBTİ ile bağlantın var mı?” diye sordu. Uğuzeş olmadığını söyledi. Uğuzeş, ceza çıkması halinde hükmün açıklanmasının geri bırakılması hususunu kabul etmediğini beyan etti.

 

“Bu ülkede Kabe yediler”

 

Uğuzeş’in avukatları, ifade özgürlüğünün yargılandığını belirterek suçun unsurlarının oluşmadığını söyledi. Uğuzeş’in avukatlarından Levent Pişkin, “Eğer bir kadı rejiminde yaşıyor olsaydık bu iddianame kabul edilebilirdi. Ama eğer bir hukuk rejiminde yaşıyorsak bu iddianame Anayasa’ya aykırıdır, suçtur” dedi. Serginin rektörlüğü izni ile yapıldığını, tüm üniversite mezunlarına da davetiye düzenlediğini belirten Pişkin, suçun maddi ve manevi unsurlarının oluşmadığını anlattı.

 

Kabe şeklinde pastayı kesen insanların olduğu fotoğrafı dosyaya sunan Pişkin “Bu ülkede Kabe’yi pasta yapıp yediler. Kabe maketi kurdular Üsküdar meydanında. İnsanlar etrafında döndü. Bunlar sorun olmadı” dedi. Tüm sanıkların beraatına karar verilmesini talep etti.

 

Uğuzeş tekrar söz alarak, “İTÜ öğrencisiyim. 17 gündür derslerim başladı. Cezaevinde olmam sebebiyle derslere giremiyorum. Terörist değil öğrenci olmam gerektiği söyleniyor ama devlet eliyle derslere girişim engelleniyor” dedi.

 

Kayıp eser mahkeme salonunda bulundu

Dosya kapsamında ev hapsi cezasına çarptırılan Sena Nur Baş savunmasında, sergide çok fazla eser olduğunu ve tek başına bu eserin yere konulmasının söz konusu olmadığını söyledi. Baş, suçlama konusu eseri kaldırması için herhangi bir uyarı almadığını da belirtti. Baş’ın ifadesi sırasında mahkeme hakimi, kayıp olarak bilinen eseri açarak mahkeme salonunda gösterdi. Avukatların “Eser bulunmuş mu?” sorusuna hakim, “dosyada” yanıtını verdi. Avukatlar ise eserin dosyada olmadığını, kayıp olarak kayda geçtiğini ifade etti.

 

Baş, ceza çıkması halinde hükmün açıklanmasının geri bırakılması hususunu kabul etmediğini beyan etti. Baş’ın avukatları da suçun maddi ve manevi unsurlarının oluşmadığını belirterek müvekkillerinin ev hapsinin kaldırılmasını ve beraatını talep etti.

 

Mahkeme, Baş’ın ev hapsi şeklindeki adli kontrolünün kaldırılması yönünde ara karar oluşturdu.

 

“Güvende hissetmiyorum”

 

Ev hapsi geçtiğimiz hafta kaldırılan Hazar Kolancalı savunmasında, “Eserin kimin tarafından yapıldığını bilmiyoruz. Bu da araştırılmalı bence. Çünkü eser sergilendikten 15 dakika sonra direkt Twitter’a düştü fotoğraf. İnsanlar hakkımızda ürkütücü şeyler konuşuyor. Kitle medya haberlerinden sonra can güvenliğimiz yok. Yapmaya çalıştığımız şey insanları kucaklamaktı. Protestomuzun sebebi akademinin özerkliğiydi. Ceza verecekseniz uzun bir açıklama bekliyorum çünkü psikolojimiz zedelendi. İyi değilim. Güvende hissetmiyorum. Eser fikri bir eserdir. Sanatçının fikri çerçevesi içinde kalarak oradaki bağlamlar yorumlanır. Sergi bu yüzden özel bir sergiydi” dedi. Beraatini talep eden Kolancalı, ceza çıkması durumunda hükmün açıklanmasının geri bırakılması hususunu kabul ettiğini söyledi.

 

Kolancalı’nın avukatı Doğuşcan Aydın Aygün, dosyadaki mevcut delillerin beraat kararı vermeye yeterli olduğunu ifade etti. Yargılamanın düşünce ve ifade özgürlüğünü ihlal niteliğinde olduğunu beyan eden Aygün, beraat talep etti. Kolancalı’nın avukatlarından Yağızcan Veli de suçun maddi ve manevi unsurunun oluşmadığını söyledi. Beraat talebini yineledi.

 

“LGBTİ’nin ne olduğunu yakın zamana kadar bilmiyordum”

 

Tutuksuz öğrencilerden Eda Kalafat savunmasında, hakkındaki suçlamayı reddetti. Hâkim, Kalafat’a “LGBTİ üyesi misin?” diye sordu. Kalafat’ın avukatı Levent Pişkin, soruya itiraz etti: “LGBTİ üyesi olmak suçmuş gibi kriminalize ediyorsunuz. Bu soru Anayasa 25/2’ye aykırıdır. Düşünce ve kanaat açıklamaya zorlamadır.” Hâkim ise, “Cevap vermek zorunda değiller. Şahsen yakın zamana kadar ne olduğunu da bilmiyordum. Sadece duyuyordum” dedi. Kalafat, ceza çıkması durumunda hükmün açıklanmasının geri bırakılması hususunu kabul etmediğini söyledi.

 

“Takip edildiğimizi düşündük”

 

Tutuksuz yargılanan öğrencilerden Rümeysa Özüyağlı, bir arkadaşıyla takip edildiklerini düşünmeleri üzerine çağırdıkları polis aracına bindirildiklerini anlattı. Emniyetteki tutanakta doğru olmayan ifadelerin yer aldığını söyledi. “Oradaki polis memuru beni azarladı, ‘sen görürsün haklarını’ diyerek. Avukatım yoktu, avukatı çağırabileceğimi bilmiyordum” dedi. Hâkim bu kez “LGBTİ çatısı altında mıydı sergi?” diye sordu. Özüyağlı, ceza çıkması durumunda hükmün açıklanmasının geri bırakılması hususunu kabul etmediğini söyledi.

 

“Tutanakta imzası olan güvenlik tanıkken müvekkil sanık”

 

Tutuksuz yargılanan öğrencilerden Mahmutcan Bodrumlu savunmasında, “Olay günü bir grup öğrencinin güvenliklerle tartıştığını duydum, resmin kaybolmasıyla ilgili konuşuyorlardı. Tutanak tutuldu. Sonradan Emniyet’te tutanakta imzası olan güvenlik görevlisinin imzasının kapatıldığını gördüm” dedi. Bodrumlu, ceza çıkması durumunda hükmün açıklanmasının geri bırakılması hususunu kabul etmediğini, beraatini istediğini söyledi.

 

Bodrumlu’nun avukatı Hatice Demir, “Bu dosya hukuki süreçten yoksun. Tutanakta imzası olan güvenlik görevlisi bu dosyada tanıkken benim müvekkilim sanık” diyerek beraat talep etti.

 

Dava 5 Temmuz’a ertelendi

 

Tahliyeye ilişkin beyanları sorulan Demirtaş ve Uğuzeş, tahliyelerini talep etti. Mahkeme, vareste tutulmak isteyip istemediklerini sordu. Yedi öğrencinin tamamı duruşmalardan vareste tutulmak istediklerini söyledi.

 

Duruşma savcısı, sanıkların üzerine atılı suçu işlediklerine dair kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren iddianamede belirtilen somut olguların bulunması yasada bu suç için öngörülen cezanın suç sınırları dikkate alındığında kaçma şüpheleri göz önünde bulundurularak tutukluluk hallerinin devamını talep etti.

 

Savunmaların tamamlanmasının ardından ara kararını açıklayan mahkeme, dosya kapsamında yargılanan sanıkların ve avukat sayısının fazla olmasını dikkate alarak salgın koşulları sebebiyle tanıkların bu celse dinlenmesinden vazgeçti.

 

Mahkeme, 47 gündür tutuklu yargılanan Doğu Demirtaş ve Selahattin Uğuzeş’in tahliyesine karar verdi. Tüm sanıkların duruşmalardan vareste tutulmasına karar veren mahkeme, davayı 5 Temmuz’a erteledi.

Yukarı