Expression Interrupted

Türkiye’de ifade özgürlüğüne yönelik baskının öncelikli hedefi gazeteciler ve akademisyenler. Yüzlerce gazeteci ve akademisyen hakkında soruşturma açıldı, birçoğu tutuklandı. Bu site ifade özgürlüğünü kullandığı için soruşturma ve kovuşturmaya uğrayanlar hakkındaki yasal süreci takip etmektedir.

ANALİZ | Gazete toplatmalardan site kapatmalara: Sansürün dönüşümü 

ANALİZ | Gazete toplatmalardan site kapatmalara: Sansürün dönüşümü 

Türkiye’de dijital sansür yeni bir eşiği aştı. Tekil içeriklerle başlayan erişim engelleri artık gazetecilerin dijital hafızasını, haber sitelerinin ise doğrudan varlığını hedef alıyor 

TUĞÇE YILMAZ 

Eylül boyunca X hesaplarına yönelik erişim engelleri, benzeri görülmemiş bir boyuta ulaştı.  

İfade Özgürlüğü Derneği’nin (“İFÖD”) EngelliWeb projesinin verilerine göre yalnızca eylül ayında en az bin 270 X hesabı hakkında erişim engeli kararı verildi ve hesapların yüzde 90’ı Türkiye’den erişilemez hâle getirildi. Tespit edilen sayı, “İFÖD”ün 2025 yılının tamamında 5651 sayılı Kanun’un 8/A maddesi kapsamında tespit ettiği 995 hesabı da aştı. 

SoL Haber, Evrensel, Kısa Dalga ve T24 gibi haber kuruluşlarının yanı sıra Yıldız Tar, Fırat Fıstık, Sarya Toprak, Özlem Akarsu Çelik, Şirin Payzın ve İrfan Değirmenci’nin de aralarında bulunduğu çok sayıda gazetecinin X hesabı erişime engellendi. 

Eylül ayının sonlarına doğru T24’ün internet sitesi de “Ailem Güvende” soruşturması kapsamında alınan bir kararla erişim engeli kapsamına girdi. Sansür, ekim ayının ilk gününde de sürdü. 1 Ekim’de, erişim engellerini izleyen ve belgeleyen EngelliWeb projesinin X hesabının yanı sıra, aralarında benim hesabımın da bulunduğu gazeteciler Furkan Karabay, Esra Tokat ve Hikmet Adal’ın X hesapları erişime engellendi. 

Erişim engellerini, hesapları birçok kez erişime engellenen gazeteciler Fırat Fıstık ve Sarya Toprak, “İFÖD” kurucularından Prof. Dr. Yaman Akdeniz, 64 kez erişime engellenen Sendika.Org’un yayın kurulu üyesi Ali Ergin Demirhan ve DİSK Basın-İş Sendikası Genel Başkanı Turgut Dedeoğlu ile konuştuk. 

Fırat Fıstık: 90’lardaki gazete toplatmalardan farkı yok  

X hesabı üç kez erişime engellenen ve Türkiye’den görünmez kılınan Medyascope muhabiri Fırat Fıstık, kendisine herhangi bir bildirim yapılmadığını belirterek, kararın ardından yaşanan süreci şöyle anlattı:  

“Bence bu artık sansürün ötesinde bir uygulama. Bunu birkaç başlık altında açıklayabiliriz. Birincisi, örneğin ‘millî güvenlik ve kamu düzenine aykırı’ olduğu belirtilen bir paylaşım varsa, o paylaşımın URL’sini ya da bağlantısını engelleyebilirler. Daha önce bunu yapıyorlardı. Ancak artık böyle yapmıyorlar, doğrudan hesabın tamamını engelliyorlar. İkincisi, bildirim yapma gereği bile duymuyorlar. Benim ikinci ve üçüncü engellemelerimde bana e-mail dahi gönderilmedi. İtiraz edebilmek için hâkimlik kararına bile günler sonra, güçlükle ulaşabildim. Yani kişiye karar hakkında zamanında bilgi verme yükümlülüğü de fiilen yerine getirilmiyor. Üçüncüsü, itiraz etseniz bile yine bir sulh ceza hâkimliğine itiraz ediyorsunuz. Öğrendiğim kadarıyla bu itirazların yüzde 80-90’ı zaten reddediliyor. 

Bu üç başlık bile uygulamanın neden standart bir sansür uygulamasının ötesine geçtiğini gösteriyor. Maruz kaldığımız sansürün ne anlama geldiği açısından T24 ve Evrensel’i birbirinden ayırmak gerekiyor. T24’ün tamamen engellenmesiyle Evrensel’e yönelik uygulama aynı değil. Evrensel hakkında da bir sulh ceza hâkimliği kararıyla engelleme kararı verildi; ancak bu karar X tarafından henüz uygulanmadı. T24 ise doğrudan engellendi. Bunun 1990’larda gazetelerin toplatılmasından çok farklı olduğunu düşünmüyorum. O dönemde toplatılan matbu gazeteydi, bugün dijital haber mecraları ve sosyal medya hesapları aynı işlevi görüyor. T24’ün onlarca yıldır biriktirdiği bir emek var. Onlarca meslektaşımız bu kurumda çalışıyor. Bir anda, birkaç dakikada verilen bir kararla bütün bu birikim görünmez hâle getirilebiliyor. Evrensel açısından da benzer bir durum söz konusu. 25 yıllık bir gazete hakkında tek bir kararla erişim engeli uygulanabiliyor. EngelliWeb’e getirilen erişim engeli kararı zaten başlı başına bir Zaytung haberi gibi. İfade özgürlüğü alanında çalışan bir derneğin, erişim engellerini duyuran platformunun kendisi engelleniyor.” 

Fıstık, erişim engeli kararının kendisinde yarattığı duyguyu ise şöyle anlattı:  

“Hesaplarımızın erişime engellenmesi, çalıştığımız ülkede görünmez kılınması bizleri ve kurumlarımızı ciddi biçimde çaresiz hissettiriyor. Yıllardır haber paylaşarak büyüttüğümüz hesapların, bir hâkim ya da savcının talebi doğrultusunda, birkaç dakika içinde verilen bir kararla kapatılması, aslında gazeteciliğe nasıl bakıldığını gösteriyor.” 

Sarya Toprak: Dijital hafızanız siliniyor 

X hesabı iki kez erişime engellenen ve Türkiye’den görünmez kılınan BirGün muhabiri Sarya Toprak, erişim engellerinin özellikle LGBTİ+’larla ilgili haber ve paylaşımları kapsadığına dikkat çekerek, sansürün bir tür “hafıza silinmesi”ne neden olduğunu söyledi: 

“Bence burada tek tek sosyal medya hesaplarının erişime engellenmesinden daha büyük bir mesele var. İktidar karşıtı olan, hukuksuzluklara dair söz üreten herkes sansürleniyor. Özellikle LGBTI+’lar konusunda inanilmaz bir inatlaşma hâli var. Gazetecilerin, aktivistlerin, LGBTİ+’ların ve LGBTİ+ haklarına ilişkin söz üreten kişilerin dijital alandaki görünürlüğünün giderek daraltıldığı bir sansür ortamından söz ediyoruz. Benim hesabımın erişime engellenmesine gerekçe olan içeriklerin de LGBTİ+’lara ilişkin paylaşımlar olması, bunu benim açımdan çok daha açık hâle getiriyor. 

“Bir gazeteci olarak X’i yalnızca kişisel bir sosyal medya hesabı gibi kullanmıyordum. Yaptığım haberleri, söyleşileri, takip ettiğim hak ihlâllerini, kadın ve LGBTİ+ mücadelesine ilişkin gelişmeleri orada paylaşıyordum. Dolayısıyla bir hesabın bir gecede görünmez hâle getirilmesi yalnızca bundan sonra ne söyleyeceğinizle ilgili değil. Yıllar boyunca ürettiğiniz ve biriktirdiğiniz içeriklerin de erişilemez hale gelmesi anlamına geliyor. Bir anlamda dijital hafızanız siliniyor.” 

“Daha tehlikeli olan: Otosansür” 

Toprak, erişim engeli kararının ardından yaşadıklarını ve hissettiklerini ise şöyle ifade etti:  

“Bunun insanda yarattığı ilk duygu elbette öfke. Çünkü yıllarca emek verdiğiniz bir alan üzerinde hiçbir söz hakkınız olmadığını görüyorsunuz. Ama bence daha tehlikeli olan, bunun zamanla insanlarda yaratabileceği otosansür. ‘Bunu yazarsam yeni hesabım da kapanır mı, bunu paylaşmam başıma bir şey getirir mi?’ diye düşünmeye başladığınız anda sansür yalnızca hesabınızı değil, ifade alanınızı da daraltmış oluyor. Bu nedenle yaşadığım şeyi yalnızca ‘Hesabım kapandı,’ diye tarif etmiyorum. Benim için asıl mesele, hangi sözün görünür olabileceğine ve hangi sözün kamusal alandan çıkarılacağına giderek daha fazla müdahale edilmesi. Eski hesabımdaki emeğin kaybolması elbette kişisel olarak üzücü ve öfkelendirici ama bundan daha önemli olan, bu uygulamaların insanlara ‘Konuşursanız görünmez kılınabilirsiniz’ mesajı vermesi. Tam da bu yüzden konuşmaya ve haber yapmaya devam etmenin önemli olduğunu düşünüyorum. Bundan en fazla 10 yıl önce muhalif belediyeler gökkuşağı bayrağı asıp Onur Ayı kutluyordu, şimdi LGBTİ+ demenin bile suç olduğu günlere geldik. Ödün verdikçe daha da geriye gideceğiz.” 

Ali Ergin Demirhan: Engellemeler, 2015 itibarıyla başladı 

64 kez erişime engellenen Sendika.Org’un yayın kurulu üyesi Ali Ergin Demirhan, erişim engellerinin Türkiye’de nasıl yaygınlaştığını ve zaman içinde nasıl bir sansür mekanizmasına dönüştüğünü, Sendika.Org’un bu süreçte yaşadığı deneyimleri ve erişim engellerine rağmen haberciliğini nasıl sürdürdüğünü şöyle anlattı:  

“Erişim engelleri esasen, iktidarın güçlenen muhalefet karşısında siyasî çatışmayı ‘hukuk dışına çıkarak’ sürdürmeye başladığı Temmuz 2015 itibarıyla başladı. 25 Temmuz 2015’ten bu yana erişim engelinin türlü biçimiyle karşı karşıya kalıyoruz ve gücümüz ölçüsünde mücadele ediyoruz. Ana akım medya gibi stabil bir okur kitlesi olmamakla birlikte günlük okuru yüzbinleri bulabilen ya da Gezi Direnişi sürecinde olduğu gibi sokak hareketliliğinin olduğu dönemlerde muhalif kitleler açısından ana başvuru kaynağı olan bir yayın Sendika.Org. Doğal olarak site Türkiye’de toptan erişime engellenip de erişim için VPN, özel uygulama vb. teknik kanallar gerektiğinde okur kitlesinin önemli bir bölümü ile bağlantınız kopuyor.  

“Temmuz 2015 itibarıyla yalnızca bir alternatif medya organı değil, bir parçası sansür olan politik baskılara karşı direnişin de bir parçası olduk. Ancak bu genel olarak takdir edilen, prestij sağlayan bir konum olmakla birlikte gerek geniş okur kitlesi gerek yazarlar, gönüllüler ve haber kaynakları açısından da zamanla mesafelenmelerini getiren tehlikeli bir durumdu. Akademideki yazarlarımız, kamu çalışanları arasındaki yazar ve okurlarımız arasında önemli kayıplar yaşadık. Site olarak asla otosansüre gitmedik; ama etkileşim içinde olduğumuz geniş yazar, haber kaynağı ve okur kitlemiz açısından aynı kararlılık söz konusu olamazdı, olmadı. 

“Yine de pes etmeme hâlinin zamanla bir avantaja döndüğünü, bazı kayıpların telafi edildiğini söylemeliyiz. Beş yılın ardından sitenin esas alan adı iki Anayasa Mahkemesi (AYM) kararı ve bir Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) süreci ile iade edildi. Bağımsız ve alternatif medya alanı daraldıkça yeni okurlar ve yazarlar kazandık. Şimdiki karabasan ortamını bu tecrübeyle karşılıyoruz.” 

Demirhan, her yeni engelleme sonrasında yayın hayatlarını nasıl sürdürdüklerini ise şöyle ifade etti: 

“Alan adı 64 kez erişime engellendi. Site aslında olduğu yerde duruyor; ancak Türkiye’de erişime engelli. Bu durumda ‘ayna sistemi’ denen bir teknikle, site içeriğini hukuken engellenmemiş yeni bir alan adında gösteriyorsunuz. Bu, sendika1’den sendika64’e kadar gitti. İlk engelde 24 saat geçmeden, sonrakilerde ise birkaç dakika içinde yeni siteye geçiş yaptık. 200’ün üstünde alan adı alarak en olağanüstü durumlara karşı hazır olmaya çalıştık. Twitter ve Facebook hesaplarımızın geniş takipçi kitlesi erişim engelinin farkına bile varmadı, çünkü engelsiz linklerle haber onlara ulaşıyordu. Çok başarılı olduğumuzu söyleyemesek de doğrudan sosyal medya kanallarımızı siteye gerek kalmadan haber için kullandığımız da oldu. Yeni alan adlarını gazete ilanlarıyla, aktif site hangisi ise ona yönlendirme yapan karekodlar ve bu karekodların yer aldığı sticker’larla duyurduk. Ayrıca sansürün yoğun olduğu dönemde iki yıl boyunca seçme içeriklerimizi dosyalaştırdığımız üç aylık kâğıt baskı kitapçıklar hazırlamıştık. Erişim engelleri yayımlanmış bir içerikten dolayı olmaktan çok erişim engelinden sonrası için planlanmış bir politik operasyondan önce gelir. Bunun farkındaydık ve hiçbir engelde asla yayın çizgimizi değiştirmedik.”  

“İstisna, kural hâline geldi” 

Demirhan, bugün yaşananları geçmişteki sansür dalgalarından ayıran noktaları ise şöyle tarif etti: 

“11 yıl önce istisna gibi görünen şey bugün bütün bağımsız-muhalif sesler için kural hâline geldi. O gün de hukuken tartışmalıydı, ama en azından mahkemeye taşıyabileceğiniz bir durum vardı. Şu an bütünüyle keyfiyet (hukuk dışılık) dönemindeyiz. Hedef alınan kesimlerin yaygınlığı, iktidarın hazırlandığı saldırının büyüklüğüne işaret ediyor. 19 Mart 2025 sonrası bu kimse için sürpriz olmamalı. Biz nasıl öğrendiysek iktidar da öğrendi. Sosyal medya engelsiz olduğu sürece siteler aynalama sistemi ile erişim engelini aşar. Ayrıca sosyal medya tüm handikaplarına rağmen iktidar açısından ‘tehlikeli’ bir kamusal iletişim ve tartışma ortamı sunuyor. Sansür politikası mantıksal sonucuna ilerliyor.” 

Demirhan, söz konusu baskının görünmeyen zararlarını ise “Yayınlar ve yayın kurulları direnir, geniş kitle de kendi imkanlarıyla bu direnişe omuz verir. Ama yayıncılık açısından temel bir unsur olan maddi kaynaklar konusunda ciddi biçimde zorlanırsınız. Dayanışma kaynakları yeterli olmaz. Bunu her mecra kendi özgünlüğü içinde yaşar. Ama yola devam ederken, hedef tahtası haline gelmiş, maddi kaynakları sınırlanmış, kapasitesinin önemli bir kısmını yayıncılığın yanı sıra sansüre karşı direnişe ayırmak zorunda kalan, haberleriyle değil gördüğü baskıyla anılan bir mecrada yer alma inadını taşıyanlarla yürürsünüz. Yoldaki bu kayıp zararın pek görünmeyen ama en ağır kısmı olur” diye tarif etti. 

Yaman Akdeniz: Tsunaminin içindeyiz 

“İFÖD” kurucularından Prof. Dr. Yaman Akdeniz, EngelliWeb’in yanı sıra kendi X hesabının da Türkiye’den erişime engellenmesi ile sonuçlanan süreci şöyle anlattı: 

“Öncelikle belirtmem gerekir ki, erişim engelleri nedeniyle faaliyetlerimizi sonlandırmıyoruz. Bu açıdan basında kullanılan ‘kapatıldı’ ifadesi doğru değil. T24 de kapatılmadı, sitesi hâlâ duruyor ve yayın hayatına devam ediyor. Biz de EngelliWeb olarak çalışmalarımızı sürdüreceğiz. Sadece Türkiye’den görünmez kılınarak mı yayın yapacağız, yeni bir hesap mı açacağız, bunları henüz değerlendirmedik. Hukuki süreçlere de başvuracağız; ancak henüz EngelliWeb’le ilgili sulh ceza hâkimliği kararının kendisine ulaşamadık. Kendi hesabımla ilgili hâkimlik kararının bilgisine dört gün sonra ulaşabildim, kararın kendisini ise hâlâ alamadık. Eskiden daha şeffaf işleyen bir uygulama varken X şimdi karar bilgisini, hatta kararın kendisini göndermekten imtina ediyor. Biz bu meseleyi, “İFÖD”ün internet sitesinde Ocak 2026’da yayımladığımız ‘Dijital İtaat Rejimi’ başlıklı raporda da değerlendirmiştik. Sosyal medya platformları da artık bu uygulamaya alışmış, hatta bir anlamda bunu kabullenmiş durumda. 

“Bu sürecin başlangıcını ise 19 Mart 2025’e bağlıyoruz. İmamoğlu’nun gözaltına alınması ve tutuklanmasıyla birlikte kadın örgütleri, öğrenci kolektifleri, sendikalar ve gazetecilerin hesapları yoğun biçimde engellenmeye başladı. Geride bıraktığımız eylül ayında ise bin 270 hesabın Türkiye’den erişime engellendiğini tespit ettik. 2025 yılı boyunca 5651 Sayılı Kanun’un 8/A maddesi kapsamında 995 hesabın erişime engellendiğini tespit etmiştik. Şimdi ise bir ay içinde bin 200’ün üzerinde hesabın engellendiğini görüyoruz. Dolayısıyla bunu ‘sansür dalgası’ olarak tanımlamak artık yeterli değil. Dalga gelip geçer. Şu anda yaşanan şey daha çok bir tsunamiye dönüşmüş durumda. Bir diğer önemli nokta ise erişim engellemelerindeki yoğunluğun hesap bazında yaşanması. Eylül öncesindeki kararlara baktığımızda, kararların çoğunun belirli paylaşımlara yönelik olduğunu görüyoruz. Tekil bir tweet, paylaşım ya da haber söz konusu olabiliyordu. Bir hesabın tamamının görünmez kılınması zaten hukuka aykırı ve ölçüsüz bir uygulama. Ben 18 yıldır X kullanıyorum ve bu süre içinde yaklaşık 15 bin paylaşım yaptım. EngelliWeb hesabımızı 2018’den beri kullanıyoruz. Verilen erişim kararları, dün yazdığımız bir şeyden mi, bir ya da beş yıl önceki bir paylaşımdan mı kaynaklanıyor, belli değil. T24’e yönelik kararlar da ilk kez verilmiyor. T24’ün daha önce çok sayıda haberi ve köşe yazısı erişime engellendi ve bazı içerikleri yayımdan kaldırmak zorunda kaldı. Ancak bugüne kadar internet sitesinin tamamının erişime engellenmesi gibi bir durumla karşılaşılmamıştı.” 

“2015 yılı bir dönüm noktası” 

Akdeniz, özellikle gazeteciler, ifade özgürlüğü alanında çalışan hak savunucuları ve medya kuruluşları açısından bakıldığında bu krizden çıkmanın mümkün olup olmadığını şöyle değerlendirdi: 

“Biz 2018’den bu yana her yıl rapor yayımlıyoruz. Ondan öncesinde de ifade özgürlüğüne yönelik müdahaleleri takip ediyorduk. Burada belirtmem gerekir ki, özellikle 2015 yılı bizler açısından önemli bir dönüm noktası. 2015’te ‘millî güvenlik ve kamu düzeninin korunması’ gerekçesiyle 8/A maddesi yürürlüğe girdi. Sonrasında çözüm sürecinin sona ermesiyle birlikte Kürt haber siteleri ve muhalif haber siteleri, özellikle de Kürt basını, yoğun biçimde hedef alınmaya başladı. Sendika.org’un 63 kez engellenmesi, Dicle Haber Ajansı (DİHA), Azadiya Welat, Mezopotamya Ajansı ve diğer Kürt basın kuruluşlarına yönelik uygulamalar bunun örnekleri. Örneğin defalarca erişime engellenen JinNews için Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) 11 başvuru yaptık ve bunların tamamında ihlâl kararı verildi. Ekşi Sözlük, OdaTV ve başka platformlar da zaman içerisinde bu uygulamalardan etkilendi. Bugün yaşadığımız şey aslında yeni değil, giderek genişleyen bir sürecin devamı. Belki daha önce Kürt basını ağırlıklı olarak hedef alındığı için daha geniş bir kesim ‘Bizim başımıza gelmez,’ diye düşünüyordu. Fakat şimdi hedef havuzu genişledi. Eskiden JinNews’in kaçıncı kez engellendiği ana akım medyada haber olmuyordu. Çünkü o kadar sık yaşanıyordu ki artık haber değeri taşımadığı düşünülüyordu. Bugün Kısa Dalga, Evrensel veya T24 söz konusu olduğunda daha fazla şaşırıyoruz. Oysa dediğim gibi, tehlike zaten uzun süredir vardı. Dolayısıyla, bugün “girdap” olarak tanımlanan sürecin aslında zaten yıllardır içindeydik.” 

Akdeniz, bundan sonraki süreçte özellikle gazetecilerin ve medya kuruluşlarının neler yapabileceğine ilişkin önerilerini ise şöyle sıraladı:  

“Sizin de hesabınız engellendi. Yıllardır hak temelli gazetecilik yapıyorsunuz, çalışma alanınız bu. Şimdi size, muhtemelen bazı kelimelerin yoğunluğuna bakılarak hesabınızın bir anda bu girdabın içine düştüğü söyleniyor. Bunun nasıl gerçekleştiğini bilmiyoruz. T24 ekibiyle konuştuğumda onlara, haber sitesinin ya da hesabın adını değiştirmekte acele etmemelerini söyledim. En azından önce hukuki itirazlarını yapmaları gerekiyor. İtiraz kabul görmezse başka seçenekler değerlendirilebilir. Kendi hesabımla ilgili de herkes şaşırmış olsa da ne yeni bir hesap açacağımı ne de hesap ismimi değiştireceğimi söyledim. Hukuki mücadeleyi sürdürmek zorundayız. Herkesin aynı imkânlara sahip olmadığının farkındayım; ama “İFÖD” olarak elimizden geldiğince engellenen hesaplara ve haber sitelerine destek vermeye çalışacağız. ‘Nasıl olsa sonuç alamayız,” diye düşünmemek lazım. Çünkü mesele sadece alan adını, hesap adını değiştirmek ya da yeni bir hesap açmak değil. Yeni bir alan adı aldığınızda Google’daki sıralamanız, yani SEO performansınız etkileniyor. Basın İlan Kurumu’yla (BTK) ilişkiniz etkilenebiliyor. Kullanıcılarla kurduğunuz ilişki zarar görüyor. 

“Nihayetinde şunu belirtmeliyim, yanlış ata oynadıklarını düşünüyorum. Açıkça söylemek isterim ki onların yerinde olsam ne Yaman Akdeniz’in ne de EngelliWeb’in hesabına dokunurdum. Çünkü kimseden korkumuz yok. Hem yayın yapmaya devam edeceğiz hem de gerek sulh ceza hâkimlikleri nezdinde gerek AYM gerekse AİHM mücadelemizi sürdüreceğiz.” 

Turgut Dedeoğlu: Dijital otoriterleşme artık teorik bir tartışma değil 

DİSK Basın-İş Sendikası Genel Başkanı Turgut Dedeoğlu ise erişim engellerinin yalnızca basın ve ifade özgürlüğünü değil, gazetecilerin çalışma koşullarını ve iş güvencesini de tehdit ettiğini, bu nedenle sansürle mücadelenin gazetecilerin emek ve sendika mücadelesi ile birlikte yürütülmesi gerektiğini söyledi:  

“Bugün Türkiye’de her üç gazeteci ve medya çalışanından birinin erişim engeli, soruşturma ya da benzeri bir baskı mekanizmasıyla karşı karşıya olduğu bir tabloyla karşı karşıyayız. ‘Çocukları korumak’, ‘kamu düzenini sağlamak’, ‘aile yapısını korumak’ veya ‘ahlâki ve dini değerlere aykırılık’ gibi soyut gerekçeler, giderek muhalif sesleri, gazetecileri ve sendikal mücadeleyi susturmanın perdesi hâline getiriliyor. Dijital otoriterleşme artık teorik bir tartışma değil; gazetecilerin, medya çalışanlarının ve toplumun her gün karşı karşıya kaldığı somut bir gerçekliktir. 

“Erişim engelleri artık yalnızca bir ‘düzenleme’ mekanizması olarak görülemez. Bunlar, giderek bir sindirme ve susturma aracına dönüşmekte. İşçinin, emekçinin ve basın çalışanının haber alma ve haber verme hakkı, ‘İki gün içinde talepleri karşıla’ gibi demokratik denetimden uzak ve basın özgürlüğünü tehdit eden yöntemlerle ortadan kaldırılamaz. Şirketlere uygulanan reklam yasakları, bant daraltma tehditleri ve küresel ciroların yüzde 3’üne kadar ulaşabilen cezalar ise dijital platformları, içeriklerin özgürce dolaşımını sağlayan araçlar olmaktan çıkarıp devletin sansür mekanizmasının bir parçası hâline getirme riski taşıyor.” 

Dedeoğlu, T24 kararının tek tek içerikler yerine bir haber kuruluşunun tamamını hedef alması açısından kritik olduğunu belirterek, bunun bağımsız medyanın ekonomik varlığını ve gazetecilerin çalışma koşullarını da doğrudan etkilediğini söyledi ve açıklamasını şöyle sonlandırdı: 

“T24’e yönelik karar da bu tablo içinde değerlendirilmelidir. Burada basın özgürlüğü açısından önemli olan, tek tek haberlerin veya içeriklerin sansürlenmesinin ötesine geçilerek bir haber kuruluşunun bütünüyle erişilemez hale getirilmesidir. Bir haber sitesindeki çok sayıda içerik gerekçe gösterilerek kuruluşun tamamının erişime kapatılması, yalnızca ‘Hangi haberin yayımlanabileceği’ sorusunu değil, ‘Hangi medya kuruluşunun yayın yapabileceği’ sorusunu da yargısal kararların konusu hâline getiriyor. Bu nedenle T24 kararı, dijital sansürün kapsamı ve basın özgürlüğünün sınırları açısından önemli bir eşik olarak ele alınmalıdır. 

“Ancak meselenin yalnızca ifade ve basın özgürlüğü boyutuyla sınırlı olmadığını da görmek gerekiyor. Bir haber kuruluşunun erişiminin engellenmesi, bağımsız medyanın ekonomik olarak ayakta kalmasını doğrudan etkileyebilir. Okur trafiğinin düşmesi, reklam gelirlerinin azalması, medya kuruluşlarının gelir kaybına uğraması ve gazetecilerin iş güvencesinin zayıflaması birbirinden bağımsız süreçler değildir. Sansür, aynı zamanda gazetecinin ekmeğine, çalışma koşullarına ve geleceğine yönelen bir baskı mekanizmasına dönüşmektedir. Bu nedenle biz basın özgürlüğünü yalnızca gazetecinin haber yapabilme özgürlüğü olarak görmüyoruz. Basın özgürlüğü aynı zamanda gazetecinin çalışma hakkıdır. Güvenceli çalışma, insanca ücret, sendikal örgütlenme hakkı, iş güvencesi ve editoryal bağımsızlık olmadan gerçek anlamda özgür bir gazetecilikten söz edilemez. 

“Gazeteciyi susturmanın bir yolu haberini engellemekse, diğer yolu onu güvencesiz, örgütsüz ve ekonomik olarak kırılgan bırakmaktır. Bu nedenle sansüre karşı mücadele ile gazetecilerin emek ve sendika mücadelesi birbirinden ayrı düşünülemez. Özgür basın, ancak özgürce çalışan, örgütlenebilen ve emeğinin karşılığını alabilen gazetecilerle mümkündür.” 

Yukarı