Türkiye’de ifade özgürlüğüne yönelik baskının öncelikli hedefi gazeteciler ve akademisyenler. Yüzlerce gazeteci ve akademisyen hakkında soruşturma açıldı, birçoğu tutuklandı. Bu site ifade özgürlüğünü kullandığı için soruşturma ve kovuşturmaya uğrayanlar hakkındaki yasal süreci takip etmektedir.


Tutuklandıktan 101 gün sonra tahliye olan gazeteci Akgül, “Türkiye’de gazetecilere yönelik baskı, gözaltı ve tutuklamaların sıradanlaştığı, hukuksuzlukların arttığı ortamda en hafif dayanışmanın bile çok önemli olduğu kanaatindeyim” dedi
AZİZ ORUÇ
Halkların Demokratik Kongresi’ne (HDK) yönelik soruşturma kapsamında 21 Şubat’ta İstanbul’da tutuklanan gazeteci Elif Akgül, 101 gün sonra 2 Haziran 2025’te İstanbul 25. Ağır Ceza Mahkemesinin tensip zaptıyla tahliye oldu.
Akgül, cezaevi sürecine, yaşadıklarına, gazetecilere yönelik baskılara ve dayanışmaya ilişkin Expression Interrupted’a konuştu.
“Ters kelepçe takıldı”
18 Şubat sabahında gözaltına alınmasına ilişkin Akgül, “Gözaltına gelen polislerden aklıma gazetecilere yönelik yeni bir operasyon olduğu geldi. ‘Bu kadar şov tek benim için olamaz herhalde. Kaç kişi daha var’ diye sordum, ama pek tabii cevap alamadım. Aramaların ardından apartman kapısından çıkarken kameralar için arkadan kelepçe taktılar. ‘Cidden ters kelepçe mi takacaksınız’ soruma TEM komiseri, ‘Mevzuatta kelepçe belli, önden takmak asıl ters kelepçe. Yalan yanlış yazıyorsunuz’ diye tepki gösterdi. Arabada hemen kelepçeyi açtılar. Sağlık kontrolünün ardından Vatan’a girişte yine kameralar için arkadan kelepçe takıldı. Yanımdaki memur kameraya baktığı için birkaç defa çekim yapıldı” dedi.
“Sağlık hakkı büyük bir problem”
Cezaevlerinin genel olarak “adı üstünde cezalandırılmak için kurulmuş bir sistem” olduğunu ifade eden Akgül, şunları söyledi: “Cezaevinde hükümlü olup olmamanızın bir önemi yok. Kaldı ki hükümlü olmanız aslında, ‘özgürlüğünüzden mahrum kalma’ şeklinde uygulanan cezai durumunu yaşamanız demek. Cezaevi ise çeşitli yoksunluklar keyfilikler işkence ve kötü muamele ile bunu daha da öteye çeken bir yer. Sağlık hakkına, kaliteli besine veya eğitime erişim, her daim bir mücadele gerektiren ve çoğu zaman ihlale uğrayan haklar. Kaldığım Bakırköy Kapalı Cezaevi de bundan farklı değildi. Sağlık hakkına erişim, yaşadığımız en büyük problemdi. Bugün tahliyemin üzerinden bir ay geçmesine rağmen hala ceremesini çekiyorum. Yani masumiyetinizden bağımsız olarak cezaevi yönetimi için sizin özgürlüğünüzden mahrum kalmanız yeterli değil.”
“Hepimizi tutuklayamazlar”
“Konuşursan birkaç ayı içeride geçirirsin” tehdidinin farkında olduklarını ve bunun da bir yere kadar etkili olduğunu ifade eden Akgül, “Bunun etkisini kırmak ise aslında konuşmaktan, eleştirmekten, biz gazeteciler içinse meslekte ısrar etmekten geçiyor. Ne olursa olsun 'hepimizi tutuklayamazlar' sözünün ben yerinde olduğunu görüyorum. Tek sesini çıkaran insan olmamak da başka bir güç veriyor insana. Yalnız kalmamanın farklı bir karşılığı bu. Bunu da dayanışmanın bir başka açısı olarak görüyorum.”
“Dayanışmanın önemi”
Gazeteci Akgül, son olarak dayanışmanın önemine vurgu yaparak sözlerini şu ifadelerle noktaladı: “Tutuklama ve cezaevi nihayetinde insanı hayatından koparıp çalan bir süreç. Unutulmamak, anılmak, etkisi yok gibi görünse de nefes aldıran eylemler. Türkiye’de gazetecilere yönelik baskı, gözaltı ve tutuklamaların sıradanlaştığı, hukuksuzlukların arttığı ortamda en hafif dayanışmanın bile çok önemli olduğu kanaatindeyim. Bu dayanışma ağını hep birlikte örmeliyiz.”
Davanın geçmişi
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından HDK’ya yönelik yürütülen soruşturma kapsamında 53 kişi 18 Şubat’ta gözaltına alınmış ve 21 Şubat’ta İstanbul Adliyesine getirilmişti. Savcılık 53 kişiden 35’i hakkında tutuklama talep etmiş, 13 kişi hakkında “konutu terk etmeme,” iki kişi hakkında ise karakolda imza atma ve yurtdışına çıkma yasağı şeklinde adli kontrol tedbirleri uygulanmasını istemişti. Hakimliğe sevk edilen 53 kişiden 30’u "örgüt üyeliği" (TCK 314/2) iddiasıyla tutuklanmıştı. Tutuklananlar arasında gazeteciler Elif Akgül, Yıldız Tar, Ercüment Akdeniz ve sanatçı Pınar Aydınlar da bulunuyordu.
