Expression Interrupted

Türkiye’de ifade özgürlüğüne yönelik baskının öncelikli hedefi gazeteciler ve akademisyenler. Yüzlerce gazeteci ve akademisyen hakkında soruşturma açıldı, birçoğu tutuklandı. Bu site ifade özgürlüğünü kullandığı için soruşturma ve kovuşturmaya uğrayanlar hakkındaki yasal süreci takip etmektedir.

Gazeteci İsmail Arı 75 gün sonra tahliye edildi

Gazeteci İsmail Arı 75 gün sonra tahliye edildi

Savunmasında gazetecilik faaliyetleri nedeniyle yargılandığını belirten Arı’nın tahliyesine karar veren mahkeme, eksik görülen delillerin toplanması talebini de kabul etti. Dava 9 Ekim’e ertelendi

DENİZ NAZLIM, ANKARA

BirGün gazetesi muhabiri İsmail Arı hakkında, bir YouTube programındaki açıklamaları ve sosyal medya paylaşımları gerekçe gösterilerek “halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” (TCK 217/A) ve “gizliliğin ihlali” (TCK 285/1) suçlamalarıyla açılan davanın ilk duruşması, tutukluluğunun 75. gününde 5 Haziran 2026 günü Ankara 2. Asliye Ceza Mahkemesi tarafından görüldü.

Duruşma öncesinde, salonun yetersizliği nedeniyle duruşmanın Ankara 15. Ağır Ceza Mahkemesinin salonunda yapılmasına karar verildi. Arı duruşmaya fiziki olarak katıldı ve salonda alkışlarla karşılandı. Sanık bölümüne yerleşen Arı’nın yanında 7 jandarma görevlisi bulundu. P24’ün takip ettiği duruşmayı Arı’nın ailesi, Ankara Barosu Başkanı Mustafa Köroğlu, basın örgütü temsilcileri, gazeteciler ve çok sayıda kişi izledi.

Kimlik tespitinin ardından avukatların beyanlarına geçildi. Avukat Kerem Altıparmak, TCK 217/A maddesinin anayasaya aykırı olduğunu ve benzer davalarda hak ihlali kararları verildiğini belirterek dosyanın Anayasa Mahkemesine (AYM) gönderilmesini talep etti. Mahkeme talebi reddetti.

Ardından Arı söz alarak SEGBİS bağlantısı kurulmasını istedi. “Savunmam bağlamından kopmamasını istiyorum, bu yüzden SEGBİS açılsın. YouTube yayınlarımdan birkaç cümle alınarak 75 gündür cezaevinde tutuluyorum” diyen Arı’nın talebi de reddedildi.

Savunmasına geçen Arı şöyle konuştu: “Buraya sadece kendimi değil, aynı zamanda gazeteciliği savunmak için geldim. Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığının verdiği gazetecilik kartına sahibim. 75 gündür yatarı olmayan bir suçtan cezaevindeyim. 75 gündür yerde yatıyorum, kapasitenin çok üstünde bir koğuştayım. Anayasada basın hürdür denilmesine rağmen anayasa ve hukuk ayaklar altına alınarak cezaevindeyim.”

Savunmasında gözaltı ve tutuklama sürecindeki hukuksuzlukları sıralayan Arı, 16 Ocak tarihli YouTube yayınından 65 gün sonra gözaltı kararı verildiğini, kararın Ankara’daki ikametine gidilmek üzere düzenlendiğini ancak kendisinin o sırada bayram ziyareti için Tokat’ta bulunduğunu anlattı. Eşinin akrabalarının adreslerine de kolluk gönderildiğini vurgulayan Arı, baz kayıtlarına hakimlik kararı olmaksızın bakıldığı iddiasıyla emniyet LOG kayıtlarının incelenmesini talep etti. “Gözaltına alındığım eve gelen 4 polis memuru hakimlik kararı olmaksızın cep telefonuma el koymuştur. ‘El koyma kararı yoksa yaptığınız hırsızlıktır, görevi kötüye kullanmaktır’ diye ikazım üzerine telefonum Turhal İlçe Emniyet Müdürlüğü bahçesinde yakınlarıma verilmiştir” diyen Arı, ayrıca Tokat’tan Ankara’ya getirilirken çıplak aramaya maruz bırakıldığını ifade etti. “Pantolonunu indir, üç-dört defa eğil-kalk denilmiştir” diyerek bu uygulamayı kabul etmediğini belirten Arı, ilgili polisler hakkında suç duyurusunda bulunulmasını mahkemeden talep etti.

Arı savunmasını sürdürürken hâkimin, söylenenleri birebir tekrar ederek zapta geçirmesi tartışmaya neden oldu. Bu yöntem savunmanın insicamını bozdu ve mahkemede yoğun zaman kaybına yol açtı. Avukatların itirazı üzerine mahkeme, SEGBİS kararını yeniden değerlendirmek için 30 dakika ara verdi ve SEGBİS kurulmasına hükmetti.

SEGBİS kaydı açıldıktan sonra savunmasını sürdüren Arı, emniyet nezarethanesinde öğlene kadar bekletildiğini anlattı. Arı, “Sadece 16 Ocak tarihli yayınımın ifadesi alındı. İmzalar atılacakken savcı tekrar haber ve video gönderdi ve eski ifadelerimiz yok edildi. Benim tutuklanmam için dosya ben gözaltındayken hazırlanıyormuş. Ben daha mahkemeye çıkamadan polisler hangi kapıdan çıkartılacağımı gözümün önünde organize ediyordu. Ben mahkemeye çıkmadan hakkımda tutuklama kararı zaten verilmişti” diye de ekledi.

Haberlerinin arkasında olduğunu vurgulayan Arı, “gizliliğin ihlali” suçlamasına konu olan Yunus Emre Vakfı haberini de değerlendirdi: “Yunus Emre Vakfı soygununu ben ortaya çıkardım. Haberimin yayımlanmasından 10 gün sonra Vakıflar Genel Müdürlüğü suç duyurusunda bulundu. Yunus Emre Vakfı soygununa dair zaten iki dava sürüyordu. Gizliliğin ihlali suçu oluşması, mümkün değil. Şaşıracağınız bir şey diyeyim, Yunus Emre Vakfı davasına siz baktınız. Ben salondaydım, şimdi sanık bölümündeyim, siz aynı yerdesiniz. Levent Kırca skeci gibi bir şey yaşıyoruz” dedi. Savunmasını “Gazetecilik suç değildir, derhal tahliye ve beraatımı talep ediyorum” sözleriyle tamamladı.

Arı’nın ardından avukat Kerem Altıparmak söz aldı. Altıparmak, “Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) 18. maddesine göre diğer gazetecilere göz dağı verilerek İsmail Arı ve gazetecilik yargılanıyor. Gökten inen bir soruşturma olmuş. Ya kolluk sanal devriye yapıyordu ya da savcı bayram günü X’te İsmail Arı’yı gördü” dedi. İçeriklerin ne hâkim ne de savcı tarafından incelendiğini söyleyen Altıparmak, “Bu vakıflar yok mu? Bu vakıflar yönetiminde Cumhurbaşkanı ailesinden kimse yok mu? Vergi muafiyetinden yararlanmamışlar mı? Bunu iddia eden Cumhurbaşkanı avukatları ya da vakıf avukatları mı var? Neyin gerçeğe aykırı olduğunu 75 gündür kimse söylemedi, açıklamadı” diye konuştu.

Avukat Ali Deniz Ceylan ise Arı’nın 6 Şubat depremi öncesinde yaptığı Kızılay haberlerine dikkat çekti: “Kızılay şirketleşiyor diye yazıyordu, kitap yayınlamıştı. O zaman da hakkında dava açılmış, ceza verilmişti. Oysaki Kızılay ile ilgili şeyler bir denetim olarak algılansaydı 6 Şubat depremi sonrası yaşadıklarımızın birçoğunu yaşamazdık. Kamu yararı vardır İsmail’in haberlerinde. İsmail’in yaşadıkları normal değildir.” Ceylan Arı’nın beraatını talep etti.

Ankara Barosu Başkanı Mustafa Köroğlu da duruşmada söz aldı. Köroğlu, “Kamu gücü sorgulandığı için, eleştirel haber yapıldığı için tutuklanamaz. İsmail Arı’nın beraat etmesi gerekiyor, vereceğiniz doğru karar için biz buradayız” dedi.

İddia makamı mütalaasında, delillerin bu aşamada toplanmamış olmasını ve kuvvetli suç şüphesini gerekçe göstererek Arı’nın tutukluluk halinin devamını talep etti.

Mahkeme, Arı’nın savunmasında dile getirdiği suç duyurularına ilişkin ifadelerin ilgili Cumhuriyet savcılığına iletilmesine, dosyada adı geçen vakıfların varlığının Vakıflar Genel Müdürlüğünden sorulmasına ve Arı’nın video ile sosyal medya paylaşımlarının ana kaynaklardan temin edilerek ses ve görüntü çözümlemesi yapılması için bilirkişiye gönderilmesine karar verdi. Ardından sanığın savunmasının alınmış olmasını, tutuklulukta geçen süreyi ve delillerin karartılmasına yönelik imkânın bulunmamasını birlikte değerlendiren mahkeme, Arı’nın tahliyesine hükmetti. Dava 9 Ekim 2026 tarihine ertelendi.

Dava hakkında

Arı, 21 Mart 2026 gecesi bayram ziyareti için bulunduğu Tokat’ta Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının yürüttüğü soruşturma kapsamında gözaltına alındı. 23 Mart’ta tutuklanan Arı, o tarihten bu yana Sincan Cezaevinde bulunuyordu.

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı Basın Suçları Soruşturma Bürosu tarafından hazırlanan iddianamede Arı’ya “halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” (TCK 217/A) ve “gizliliğin ihlali” (TCK 285/1) suçlamaları yöneltildi. Savcılık, suçlamalara gerekçe olarak Arı’nın 16 Ocak 2026 tarihinde BirGün TV’de katıldığı programdaki açıklamalarını ve sosyal medya paylaşımlarını gösterdi. İddianamede Arı’nın programda kamu kaynaklarının vakıflara aktarıldığına ve bazı yurt binalarının vakıfların kullanımına tahsis edildiğine dair ifadelerinin kamuoyunu yanıltıcı nitelikte olduğu ileri sürüldü. Suçlama konusu yapılan sosyal medya paylaşımları arasında hâkim ve savcı atamalarındaki usulsüzlük iddiaları ile Yunus Emre Vakfına ilişkin paylaşımlar da yer aldı.

 

 

Yukarı