Expression Interrupted

Türkiye’de ifade özgürlüğüne yönelik baskının öncelikli hedefi gazeteciler ve akademisyenler. Yüzlerce gazeteci ve akademisyen hakkında soruşturma açıldı, birçoğu tutuklandı. Bu site ifade özgürlüğünü kullandığı için soruşturma ve kovuşturmaya uğrayanlar hakkındaki yasal süreci takip etmektedir.

Gazeteci Metin Yoksu: "Birikmiş haberlerim var, işimi yapmaya devam edeceğim"

Gazeteci Metin Yoksu:

Tutuklandıktan bir ay sonra tahliye olan Yoksu, cezaevi koşullarına ilişkin, “İnsanlar tuvalet önlerinde yatıyor. Tuvaletin önünde yemek zorunda kalıyorlar. Oradaki tutuklu ve hükümlüler zaten cezaevinde, onlara ceza üstüne ceza verilmesi neden?” dedi

AZİZ ORUÇ

Artvin Başsavcılığının yürüttüğü ve kapsamı gizli tutulan soruşturmada yedi gazeteci gözaltına alınmış, Ozan Cırık, Eylem Yılmaz, Yavuz Akengin ve Dicle Baştürk 17 Haziran’da "örgüt üyeliği" (TCK 314/2) iddiasıyla tutuklanmıştı. Dört isim, 16 Temmuz’da serbest bırakılmıştı.

Aynı soruşturma kapsamında 26 Haziran sabahı kendi isteğiyle Batman Adliyesine giden gazeteci Metin Yoksu ise aynı gün sevk edildiği hakimlikçe “örgüt üyeliği” iddiasıyla tutuklanmıştı. Yoksu, 25 Temmuz tarihinde aylık tutukluluk incelemesinde yurt dışı çıkış yasağı ve imza yükümlülüğü şeklinde uygulanacak adli kontrol şartıyla Batman Beşiri Cezaevinden tahliye edildi.

Yoksu, tutuklanmasına, gazetecilere yönelik baskılara ve dayanışmaya ilişkin Expression Interrupted'a konuştu.

“Gazetecilere yönelik saldırılar ağırlaşıyor”

Gözaltılara alışkın olduğunu ve daha önce de uzun gözaltı süreçlerinin olduğunu ifade eden Yoksu, “Bu defa da kısa tutuklanma deneyimi yaşadım. İşin ilginci de burada tutuklanmalara alıştık veya deneyim olarak görüyoruz. Antidemokratik ortam ve gazetecilere yönelik saldırılar, her gün daha da ağırlaşıyor.

“Dosyada ne olduğunu bilmiyorum”

Dosyada ne olduğunu bilmediğini ve “gizlilik kararı”nın hala devam ettiğini belirten Yoksu, şunları söyledi: “İzmir’de Doğa Derneği’nin Kuş Konferansı’nda sunumum vardı ve oraya giderken tutuklandım. İlginç kısımlar da biraz burada başlıyor. Yolda giderken en az üç tweet atmıştım. Yolda olduğumu herkes görüyor. Ama ne hikmetse jandarma görmüyor. Oysa aynı jandarma, ben Batman Adliyesine kendi ayaklarım ile gidip savcılığa ifade verirken adliye önünden paylaşım yapmıştım, onu anında görüp bana ulaşıp ‘gel önce gözaltı yapalım’ diyordu.”

“Gazetecilik yapmak zorlaştı”

2020 yılından bu yana bağımsız çalışan bir gazeteci olduğunu belirten Yoksu, “Yaptığım işler akademik tezlere de çeşitli zamanlarda konu oldu. Türkiye’de bağımsız çalışan çok az gazeteci, daha doğrusu muhabir var. Çalışma koşullarının bu kadar ağır olduğu ve derin yoksulluğun yaşandığı Türkiye’de ve Kürt kentlerinde gazetecilik daha da zorlaştı. Doğal olarak kimi zaman yayın politikalarını beğenmediğim kurumlara dahi haber yaptım. Haberlerime kimse dokunamıyor. İçeriğini, biçimini ben belirliyorum” diye konuştu.

“Yaptığım haberlerden dolayı tutuklandım”

Tutuklandığı dosyada ne olduğunu bilmediğini dile getiren Yoksu, “Ama bildiğim şu ki deprem zamanında eksi 25 derecede haber yaptım. Oradaki insanların durumlarının her halini haber yaptım. KRT’den Halk TV’ye, Artı Gerçek, Gazete Duvar, AFP ve Yeşil gazeteye haber yaptım. İstanbul’da hatırlarsınız, Merter’de yıkımlar vardı, onları haber yaptım. Kartal’da işçi mitingini haber yaptım. DEM Parti’nin seçim çalışmalarını ve Eş Genel Başkanlarının mitinglerini takip ettim ve bu haberlerden dolayı tutuklandım” diye belirtti.

 

“Savcılığa kendim gittim ama kaçma şüphesiyle tutuklandım”

“Hakimim de savcının da kendisine ‘hesabına parçalar halinde 50 bin TL’ye yakın para yatmış, niye bu para yatmış’” diye sorduğunu dile getiren Yoksu, şunları söyledi: “Yatan para karşılığında haber yaptığımı söyledim. Ben serbest, bağımsız bir gazeteciyim, işim haber yapmak, satmak. ‘Lisede pazarlarda toka satardım, toka sattığım için o dönem nasıl ki insanlardan para alıyorsam, bugün de telif ücreti alıyorum haberimin karşılığında’ dedim. Haberlerim şunlar diyorum ama dinleyen yok. Dinlenmediğimi hem tutuklanınca hem de evrakları okuyunca anladım. Kendi ayağımla savcılığa gittim ve tutuklandım. Kaçma şüphem varmış. Nasıl kaçma şüphem olacak, o zaman kendi ayaklarım ile gelmezdim savcılığa. Haber sattım diyorum haberim değil, masraflar dahil aldığım telif ücreti gerekçe gösteriliyor. İşin ilginç yanı, dünya görüşüm ile çok ters, alakam olmayan suçlamalar yöneltildi. Bu bana da aileme de hakaret niteliği taşıyor. Beni tanıyanlar nasıl biri olduğumu, dünya görüşümü çok iyi bilir. Zaten dünya görüşümden ve Kürt olmamdan dolayı çoğu medya grubu beni işe almaz çünkü bizler gazeteciyiz” dedi.

Gazetecilikte börtü-böceğin, işçinin, emekçinin, dağın-taşın, tarihin, kadınların, Ermenilerin, Suryanilerin, kısacası coğrafyanın ötelerini anlatan yerden dünyaya baktığını ifade eden Yoksu, “Hrant Dink’in Metin Göktepe’nin Ape Musa’nın, Gurbet Elliersöz’ün kaleminin izinden giden bir gelenekten gelen bir gazeteciyim” ifadesini kullandı.

“12 kişilik koğuşta 33 kişi kalıyorduk”

Yoksu devamında şunları söyledi: “Gazetecilik görevim gereği şahit olduklarımı anlatmak zorundayım. Batman Beşiri T Tipi Cezaevinde kaldım. Buranın nesi var nesi yok yaşayarak gördüm. 600-700 kapasitesi olması gereken cezaevinde şu an 2 bine yakın tutuklu ve hükümlü var. Ve daha da vahimi, burada 20 gündür sular yok. Aldığım bilgiye göre de en geç 10 Ağustos’ta yeni kuyu açılacakmış. Bu 20 gün içinde günde maksimum günde 4 saat su akıyordu, o da günlere yayılarak geliyordu. Düşünün, Batman’da sıcaklık 50 dereceyi buluyor. Devasa duvarlara yansıyan güneş, sıcaklığı daha da yükseltiyor. Çukura yapılan cezaevinde rüzgar koridorları da yok. Bu koşullarda insanlar 12 kişilik koğuşta 30, kimi yerlerde 45 kişi kalıyor. Benim bulunduğum 12 kişilik C-15 koğuşunda 33 kişi kalıyorduk. Tuvalete gideceğiz, kimi zaman su yok. Alan dar. Yerde yatıyordum. Ayrıca bulaşıcı hastalık riskleri var. Hatta bir ara uyuz şüphesi çıkmıştı. Suyun olmadığı yerde her türlü hastalık olur. Nitekim, ben de iki defa içeride hastalandım.”

“Koğuşta yatacak yer yoktu”

Yatacak alan olmadığı için iki ranza arasında yerde yatmak zorunda kaldığını anlatan Yoksu, şöyle devam etti: “Sadece ben değil, oradaki her insan aynı durumda. İnsanlar tuvalet önlerinde yatıyor. Tuvaletin önünde yemek zorunda kalıyorlar. Neden klima veya soğutucu bir sisteme izin verilmiyor. Oradaki tutuklu ve hükümlüler zaten cezaevinde, onlara ceza üstüne ceza verilmesi neden? İnfazda adalet meselesinde bile çifte standart yaşanıyor. Şahit olduklarım bunlar. Mesele bunu benim yaşamış olmam değil, orada insanlar bunu şu an yaşamaya devam ediyor”

“Serbest çalışan gazetecileri unutmamak lazım”

Yoksu son olarak şunları söyledi: “Bizler gazeteciyiz. İşimi yapmaya devam edeceğim. Birikmiş haberlerim var, haberlerimi yazmaya devam edeceğim. Buradan da basın kuruluşlarına çağrım var. Haberleri isteyenlere yapabilirim. Bunu vurguluyorum çünkü gazetecilik dayanışmasının, serbest çalışan gazetecileri unutmamaktan geçtiğini hatırlatmak zorundayım. Başta Dicle Fırat Gazeteciler Derneği, MLSA ve P24 olmak üzere dayanışma gösteren herkese tek tek yeniden teşekkür ederim.”

Yukarı