Türkiye’de ifade özgürlüğüne yönelik baskının öncelikli hedefi gazeteciler ve akademisyenler. Yüzlerce gazeteci ve akademisyen hakkında soruşturma açıldı, birçoğu tutuklandı. Bu site ifade özgürlüğünü kullandığı için soruşturma ve kovuşturmaya uğrayanlar hakkındaki yasal süreci takip etmektedir.


Ermeni gençlerle yaptığı söyleşi nedeniyle “Türkiye Cumhuriyeti Devletini alenen aşağılama” suçlamasıyla yargılanan Yılmaz’ın davası, dört aylık dava açma süresi aşıldığı gerekçesiyle düştü
TANSU PİŞKİN, İSTANBUL
Gazeteci Tuğçe Yılmaz hakkında, bianet.org’da yayımlanan “Türkiyeli Ermeni gençler anlatıyor: 109 yıldır süren yas” başlıklı haberi gerekçe gösterilerek, “Türkiye Cumhuriyeti Devletini alenen aşağılama” (TCK 301/1) suçlamasıyla açılan davanın üçüncü duruşması 20 Ekim 2026 günü İstanbul 2. Asliye Ceza Mahkemesinde görüldü.
P24 tarafından takip edilen duruşmada gazeteci Yılmaz ve avukatı Deniz Yazgan hazır bulundu.
Yılmaz, duruşma savcısının “Türkiye Cumhuriyeti Devletini alenen aşağılama” suçundan cezalandırılması yönündeki esas hakkında mütalaasına karşı savunma yaptı.
Savunmasında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 24 Nisan 2025’te Ermeni Patrikhanesi’ne gönderdiği taziye mesajını okuyan Yılmaz, “Sayın savcının iddiasına göre, bu mesaj da soruşturmaya konu edilebilir. Ancak mesajın sahibi Cumhurbaşkanı Erdoğan olduğu için böyle bir işlemin yapılması mümkün değil” dedi.
Erdoğan’ın sözlerine atıf
Yılmaz savunmasında şunları söyledi:
“İnsani vazifelerin ihmal edilmediği, sevincin ve acının samimiyetle paylaşılabildiği Anadolu toprakları, her şeyin önüne ve ötesine vicdan ve adalet anlayışını koyar. İşte bu anlayış, tarih bilincimiz ve insanlık ufkumuz gereğince Osmanlı Ermenilerinin hatıralarına sahip çıkmaya devam edeceğiz. Türklerle Ermenilerin bin yıla uzanan ortak yaşam kültürünü yeniden hatırlamayı ve hatırlatmayı sürdüreceğiz. Ortak tarihleri ve benzer gelenekleri olan iki komşu halkı, nefret ve düşmanlık söylemleriyle birbirinden uzaklaştırmak isteyenlere karşı dostluk ve barış hedefiyle çalışmaktan vazgeçmeyeceğiz.
“Bu düşüncelerle, ebediyete intikal etmiş Osmanlı Ermenilerini bir kez daha saygıyla anıyor, hayatta olan yakınlarına taziyelerimi sunuyorum. Bu ortak acıyı paylaştığımızı bir kez daha ifade etmek istiyorum. Ülkemize geçmişten bugüne katkıda bulunan tüm Ermeni vatandaşlarımıza da bu vesileyle yeniden teşekkür ediyorum.”
“Bu sözler, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 24 Nisan 2025’te Ermeni Patrikhanesi’ne gönderdiği taziye mesajından. Sayın savcının iddiasına göre, bu mesaj da soruşturmaya konu edilebilir. Ancak mesajın sahibi Cumhurbaşkanı Erdoğan olduğu için böyle bir işlemin yapılması mümkün değil. Cumhurbaşkanı Erdoğan, her yıl olduğu gibi bu yıl da Patrikhane’ye taziye mesajı gönderecek. Ben de her yıl yaptığım gibi bu mesajı haberleştireceğim.
“Cumhurbaşkanının ‘ortak acı’ olarak nitelendirdiği günün yıldönümünde yayımladığım bir haber nedeniyle bugün huzurunuzdayım. Üstelik kimliği, niyeti ve hatta akli dengesi dahi belirsiz; bana karşı husumet besleyip beslemediğini bilmediğim, adını dahi öğrenemediğim bir kişinin CİMER’e yaptığı ihbar üzerine iki yıldır bu baskıya maruz kalıyorum.
“Hakkımda dava açılması için öngörülen yasal sürenin aşılmış olmasına rağmen yargılama sürecinin başlatılmış olması da başlı başına bir hak ihlali. Evime giderken polisler tarafından durduruldum ve bir geceyi nezarette geçirmek zorunda bırakıldım. Bununla da kalmadı; sonrasında bir suçlu gibi yüz tanıma sistemiyle takip edildiğimi öğrendim.
“Ben bir gazeteciyim. Bir gazetecinin yaptığı haber nedeniyle gözaltına alınması, olağan ve meşru bir tedbir olarak görülemez. 2015 yılından bu yana, karşılaştığım maddi ve manevi tüm baskılara rağmen mesleğimi aynı heyecan ve merakla icra etmeye çalışıyorum. Yargılanma sürecim, başta Türkiye ve Ermenistan basını olmak üzere dünyanın farklı ülkelerinden meslektaşlarım tarafından haberleştirildi; yüzlerce dayanışma mesajı aldım.
“Haberlerimi okuyan herkes bilir ki mesleğimi yaparken ayrımcılığa ve haksızlığa uğrayan, sesi duyulmayan insanların ve hayvanların sesini duyurmaya, o sesleri çoğaltmaya çalışıyorum. Bugün ise gazetecilik yaparken gösterdiğim bu özen dahi suçlamanın gölgesinde bırakılıyor.
“Ben gazeteciliği, gerektiğinde bugün burada beni yargılayan, yarın kendisi haksızlığa uğrayabilecek olan sizler için de bir hak savunusu alanı olarak görüyorum. Sadece mesleğini layıkıyla yapmaya çalışan bir gazeteci olarak, böylesine tartışmalı ve muğlak bir madde kapsamında yargılanmamın hukuki bir temeli bulunmadığını düşünüyor ve görüyorum.
“Yargılandığım madde, ‘Türk milletini ve devletini aşağıladığım’ iddiasına dayanıyor. Oysa söz konusu haberimde bu iddiayı destekleyecek tek bir ifade dahi bulunmuyor. Kaldı ki hayatım boyunca hiç kimsenin onurunu zedelememeye özen gösterdim; kimseyi aşağılamadım.
“Bu haberi yaptım, çünkü benim işim bu. Hayatımı da haber yaparak kazanıyorum. Çünkü Cumhurbaşkanının da ifade ettiği, ancak sayın savcının göz ardı ettiği üzere, bu mesele hepimizin ortak acısı. Cumhurbaşkanının vurguladığı üzere ben de Ermeni, Türk ve Kürt halklarının barışmasını temenni ediyor, bunun için çaba gösteriyorum.
“İktidarın iradesi ortadayken ben neden yargılanıyorum?”
“İktidar bu alanda bir normalleşme ve barış iradesi ortaya koyarken, ben gazeteci olarak bu çabanın haberini yaptığım için neden yargılanıyorum? İlk duruşmada da belirttiğim gibi, bu maddeden yargılanmasının hemen ardından bu ülkede Ermeni bir gazeteci öldürüldü. Meslektaşım Hrant Dink’i bir kez daha minnetle anıyorum. Dink dışında, özellikle son yıllarda bu maddeden yargılanan tüm meslektaşlarım ise beraat etti.
“Mahkeme heyetinden talebim, sayın savcının göz ardı ettiği anayasal haklarımı ve mesleğimin bana yüklediği sorumlulukları güvence altına almasıdır. Türkiye’nin dış politikada Ermenistan’la normalleşme sürecini hız kesmeden sürdürdüğünü, Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan’ın yıllar sonra Türkiye’yi ziyaret ettiğini de göz önünde bulundurmanızı istiyorum. Çünkü bu yargılama bu sürecin gölgesinde gerçekleşiyor.
“Haberimin içeriğinde suç oluşturabilecek tek bir ifade dahi yokken, yalnızca ifade özgürlüğümü kullanarak yürüttüğüm gazetecilik faaliyetim nedeniyle yargılanmamın hukuki bir karşılığı bulunmuyor. Bu gerekçelerle beraatimi talep ediyorum.”
Düşme kararı verildi
Yılmaz’ın ardından söz alan avukatı Deniz Yazgan, davanın Basın Kanunu’nun 26. maddesinde düzenlenen süre içinde açılmadığını belirtti. Kimliğini bilmedikleri bir kişinin 25 Nisan 2024’te yaptığı CİMER ihbarının ardından soruşturmanın başlatıldığını aktaran Yazgan, dört aylık yasal süreye rağmen davanın ihbardan 1 yıl 2 ay sonra açıldığını söyledi.
Anayasa Mahkemesi’nin Hrant Dink kararını da hatırlatan Yazgan, “soykırım” gibi ifadelerin yargılama konusu yapılmasının Anayasa’ya aykırı olduğunu söyledi.
Savcı, Yılmaz’ın cezalandırılması yönündeki mütalaasını tekrarlarken son sözü sorulan Yılmaz, “Hukuka güvenmek istiyorum. Bu davanın Türkiye-Ermenistan normalleşme süreci için de hayırlara vesile olmasını istiyorum” dedi.
Mahkeme beyanların sonrasında karar için ara verdi. Aranın ardından kararını açıklayan mahkeme, Basın Kanununun 26/1 Maddesi gereğince 4 aylık zamanaşımı süresi dolduğundan CMK’nın 223/8. maddesi uyarınca davanın düşmesine hükmetti.
Dava hakkında
“Türkiyeli Ermeni gençler anlatıyor: 109 yıldır süren yas” başlığıyla 24 Nisan 2024 tarihinde bianet.org sitesinde yayımlanan yazısı üzerine, kimlik bilgileri gizli bir kişi Yılmaz hakkında CİMER’e ihbarda bulundu. İhbarcı başvurusunda, “bianet isimli internet sitesinde 1915 olayları için (soykırım) tabiri kullanılarak halk kin ve düşmanlığa teşvik ediliyor ayrıca aynı haber sitesinde terör seviciliği ve terör propagandası yapılıyor" ifadelerini kullandı. İhbar hakkında araştırma yapan İstanbul Emniyet Müdürlüğü Güvenlik Şube Müdürlüğünce tanzim edilen 13 Mart 2025 tarihli fezleke İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına gönderildi ve Yılmaz hakkındaki soruşturma işlemleri başlamış oldu.
Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğünün 16 Nisan 2025 tarihinde soruşturma izni vermesi üzerine İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Basın Suçları Soruşturma Bürosu, Yılmaz hakkında “Türkiye Cumhuriyeti Devletini alenen aşağılama” suçlamasıyla soruşturma başlatıldı. Savcılık, Yılmaz’ın “temin edilememesi” nedeniyle savunmasının alınamadığını öne sürerek İstanbul Nöbetçi Sulh Ceza Hakimliğinden gazeteci hakkında yakalama talep etti. İstanbul 4. Sulh Ceza Hakimliği 26 Mayıs 2025 tarihli kararı ile Yılmaz hakkında ifadesinin alınmasına yönelik yakalama kararı verdi.
Yılmaz hakkında hazırlanan iddianame 2 Haziran 2025’te tamamlandı. İfadesi alınmadan düzenlenen iddianamede, suçlamaya konu yazıdaki ifadelerin eleştiri sınırlarını aştığı, devletin şeref ve saygınlığını zedelediği ve bu nedenle ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilemeyeceği öne sürüldü. Yazının hakaret ve aşağılama içerdiği, toplumsal katkı sunmadığı ve devleti alenen aşağılama amacı taşıdığı savunuldu.
Savcılık, bu değerlendirmeler doğrultusunda Yılmaz hakkında kamu davası açılmasını gerektirir “yeterli şüphe” oluştuğu kanaatine vardı. İçeriğin Basın Kanunu kapsamında süreli yayın niteliğinde olduğu belirtilirken, Yargıtay kararlarına atıf yapılarak savunması alınamayan şüpheliler hakkında da kamu davası açılabileceği ifade edildi.
Yılmaz, 3 Haziran 2025’te Kadıköy İskelesi’nde Genel Bilgi Taraması (GBT) sırasında gözaltına alındı. 4 Haziran günü Çağlayan’daki İstanbul Adliyesine sevk edilen Yılmaz, savcılık ifadesinin ardından serbest bırakıldı.
Davanın ilk duruşması 2 Aralık 2025 günü görüldü. Yılmaz, savunmasında yalnızca bir kişinin CİMER’e yaptığı şikâyetle yargılandığını belirtti ve “Bu kişinin mental sağlığını bilmiyoruz, ırkçı olduğunu da düşünüyorum. Ancak sadece bu kişinin ihbarı nedeniyle yolda yürürken gözaltına alındım” dedi.
