Türkiye’de ifade özgürlüğüne yönelik baskının öncelikli hedefi gazeteciler ve akademisyenler. Yüzlerce gazeteci ve akademisyen hakkında soruşturma açıldı, birçoğu tutuklandı. Bu site ifade özgürlüğünü kullandığı için soruşturma ve kovuşturmaya uğrayanlar hakkındaki yasal süreci takip etmektedir.


MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Şeker ve Kahveci’den Sinan Ateş cinayetiyle ilgili yayını gerekçe göstererek şikayetçi oldu. İddianame, dört kez iade edildikten sonra kabul edildi
CANAN COŞKUN, İSTANBUL
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin şikayeti üzerine gazeteciler Gözde Şeker ve İbrahim Kahveci hakkında Sinan Ateş cinayetiyle ilgili yayın gerekçe gösterilerek “sesli, yazılı veya görüntülü bir ileti ile hakaret” (TCK 125/2, 3.a, 4) ve “iftira” (TCK 267/1) suçlamalarıyla Ankara 52. Asliye Ceza Mahkemesinde açılan davanın talimat duruşması 16 Eylül 2026 günü İstanbul Anadolu 38. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görüldü.
P24’ün takip ettiği duruşmada Gözde Şeker ve avukatı Kazım Yiğit Akalın hazır bulunurken, gazeteci İbrahim Kahveci ifadesinin alınması için yazılan talimatın günü farklı olduğu için duruşmaya katılmadı.
Kimlik tespitinin ardından savunmasını yapan Şeker, şunları söyledi: “16 yaşımdan beri gazetecilik yapıyorum. Son 10 yıldır saatlerce gazetecilik yaptım. Meslek hayatımda ilk defa böyle bir suçlamayla karşılaştım. Şimdiye kadar hiç hakaret ve iftirada bulunmadım. Sözlerim gazetecilik ve eleştiri kapsamındadır. Yeri geldiğinde muhalif isimleri de eleştirdim. Bazı yorumlarımda izleyiciler tarafından Bahçeli taraftarı olmakla suçlandım. Bu da objektifliğimi gösteren bir durumdur. Bahçeli’ye yönelik hakaret ve iftira gibi bir kastım olmamıştır.”
Şeker’in ardından avukatı Kazım Yiğit Akalın’ın beyanlarına geçildi. Akalın, “Dava konusu yayında müvekkilim moderatör. İddianameye konu ifadeleri savcı tırnak içinde yazmış ama Gözde Şeker’in söylediği iddia edilen bir cümleyi aslında soru olarak yöneltiyor. Diğer yandan iddianame aslında dört kez iade edildi. Sonuncu iade nedeni, hangi sözün hangi suça işaret ettiğinin belirtilmemesiydi. İddianamede bu durum yine anlaşılmıyor. Suçun unsurlarının bulunmaması ve eleştiri kapsamında olduğu için müvekkilimin beraatını talep ediyorum” dedi.
Mahkeme, davanın diğer sanığı Kahveci’nin de ifadesinin alınması için davayı 20 Ekim 2026 tarihine ertelendi.
Dava hakkında
Devlet Bahçeli, avukatı aracılığıyla 12 Haziran 2024 tarihinde Gözde Şeker’in o dönem Halk TV’de sunduğu "Kırmızı Çizgi” programında İbrahim Kahveci ile birlikte kendisine ve partisine “iftira”, “hakaret” ve “halkı kin ve isyana sürükleyici” açıklamalarda bulunduklarını savundu.
Bahçeli’nin avukatının suç duyurusu dilekçesinde, programda Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın o dönem CHP Genel Başkanı olan Özgür Özel ve öldürülen Ülkü Ocakları eski Başkanı Sinan Ateş’in eşi Ayşe Ateş ile görüşmesine ve Bahçeli’nin TBMM’deki grup toplantısına ilişkin görüntülerin yer aldığı hatırlatıldı.
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının hazırladığı 14 Ekim 2024 tarihli iddianamede yayın Halk TV’nin İstanbul stüdyosunda yapılmış olmasına karşın suç yeri Ankara olarak yazıldı. Şeker ve Bahçeli’nin yayındaki konuşmalarına da yer verildi. Kahveci, Ayşe Ateş’in eşinin katillerine ve onlara yardım eden kişilere uzanılmasını istediğini, bu kişilere uzanılması ihtimaline karşı Bahçeli’nin açıklamalar yaptığını söylemişti. Kahveci, konuşmasının devamında eliyle “bozkurt işareti” yaparak dönemin Gelecek Partisi Genel Başkan Yardımcısı Selçuk Özdağ ile gazetecilerin “milliyetçi görünümlülerin” saldırısı sonucu ölümden döndüğünü aktarmıştı. Şeker de, Bahçeli’nin Kürt siyasetine yönelik söylemlerinin ülkeyi ayrıştırmaya yönelik olduğunu belirterek, bu tavrıyla siyasetten dışlandıklarını söylemişti. Kahveci de Sinan Ateş cinayetinin aydınlatılmaması ve faillerinin korunması sonucunda da “gidip istediklerini vurabilecekleri mesajı verildiğini” kaydetmişti. Gözde Şeker’in de “Şu açıklamayı isimsiz okusam da bunu Devlet Bahçeli söylemiş derim. Yani yine böyle o sert dili ile zehirli dille bir açıklama” dediği belirtildi.
Şeker, 14 Ağustos 2024 tarihli savcılık sorgusunda 20 yıldır gazetecilik yaptığını belirterek “Meslek hayatım boyunca habercilik ilkesinden hiç ayrılmadım. Suçlamaya konu edilen yorumum bu ilkeler çerçevesindedir. Söz konusu ifadem kesinlikle hakaret içermemektedir” dedi. Şeker, kendisine yöneltilen suçlamaları reddettiğini söyledi. Kahveci de 17 Eylül 2024 tarihli sorgusunda Anayasa ile teminat altına alınan düşünce ve ifade özgürlüğü kapsamında mesleki faaliyet olarak görüş ve düşüncelerini açıkladığını söyledi. Söz konusu konuşmasının siyasi bir cinayet davasıyla ilgili olduğunu aktararak, konuşmalarında bir kişiyi hedef almadığını, onur, şeref ya da saygınlığını zedeleyecek, küçük düşürecek bir isnat olmadığını ifade etti.
Gazetecilerin davaya konu yayındaki konuşmaları Bahçeli’nin 11 Haziran 2024’teki grup toplantısındaki konuşmasıyla ilgiliydi. Bahçeli, bu konuşmasında “Sayın Cumhurbaşkanımız doğal olarak herkesle görüşebilir, herkesle konuşabilir, herkesi dinleyebilir, bizce hiçbir mahsuru ve sakıncası yoktur. Bizim nazarımızda mahsurlu olan taraf aslı astarı olmayan söylentilerin gemi azıya alması, saçma sapan iddiaların azgınlaşması, fitnenin de kamçılanmasıdır” demişti. Bahçeli, Sinan Ateş cinayetiyle ilgili konuşmalarına ertesi günkü basın açıklamasında da devam etmiş ve şunları söylemişti: “İddianamesi hazırlanan bir cinayet davası üzerinden de Milliyetçi-Ülkücü Hareket’e yönelik itibar suikastının yaygınlaşması, bu suikasta refakat eden kimi isimlerin sürekli parlatılması, dahası kapı kapı gezdirilmesi, ekran ekran dolaştırılması, bir hak ve hukuk arayışından öte iç huzur ve barış ortamını zehirlemeye tam teşebbüstür.”
Savcılık, Bahçeli’nin kamu görevi icra ettiğini belirterek, gazetecilerin Bahçeli’nin şeref, onur ve saygınlığını rencide edecek mahiyette olduğunu öne sürdü. Bahçeli’ye karşı “hukuka aykırı somut bir fiil isnat etmek suretiyle alenen hakaret ve iftirada bulunduklarını” iddia etti. İddianameyi hazırlayan savcı ise daha sonra CHP’nin 38. Olağan Kurultayı’na şaibe karıştığı iddiasına ilişkin ceza davasının iddianamesini hazırlayacak R.H.’ydi.
Gözde Şeker ve İbrahim Kahveci hakkında hazırlanan iddianame dört kez iade edildi. İddianame ilk olarak Ankara 2. Asliye Ceza Mahkemesi tarafından incelendi. Mahkeme, dosyanın basın suçuna ilişkin olmadığı ve genel hükümlere göre görülmesi gerektiğini belirterek iddianameyi iade etti.
Savcılık, daha sonra dosyayı Ankara 52. Asliye Ceza Mahkemesine gönderdi. Bu mahkeme de iddianamede Radyo ve Televizyon Üst Kurulu’ndan (RTÜK) rapor alınmadığını, ayrıca Gözde Şeker ile İbrahim Kahveci’nin sözlerinin birbirinden ayrılmadığını, hangi sözün hangi suçlamaya yönelik olduğunun belirtilmediğini aktararak iddianameyi iade etti.
Ardından iddianame yeniden düzenlenerek Ankara’daki başka bir asliye ceza mahkemesine gönderildi. Ancak bu mahkeme de dosyanın daha önceki mahkemesine gönderilmesi gerektiğini belirterek iddianameyi iade etti.
Dosya yeniden Ankara 52. Asliye Ceza Mahkemesine ulaştığında bu kez RTÜK raporunun alındığı görüldü. Ancak mahkeme, hangi sözlerin “iftira”, hangilerinin “hakaret” kapsamında olduğunun hâlâ ayrıştırılmadığını belirterek iddianameyi bir kez daha iade etti.
İddianame, bütün bu iade sürecinin üzerinden yaklaşık bir yıl geçtikten sonra herhangi bir değişiklik yapılmadan yeniden Ankara 52. Asliye Ceza Mahkemesine gönderildi. Mahkeme bu defa iddianameyi Mart 2026’da kabul etti. Ankara’daki mahkeme, Şeker’in ifadesinin alınması için İstanbul Anadolu 38. Asliye Ceza Mahkemesi’ne talimat yazdı. Kahveci’nin ifadesinin alınması için de aynı mahkemeye talimat yazıldı, ancak mahkeme Kahveci’nin duruşma gününü 14 Ekim olarak belirledi.
