Expression Interrupted

Türkiye’de ifade özgürlüğüne yönelik baskının öncelikli hedefi gazeteciler ve akademisyenler. Yüzlerce gazeteci ve akademisyen hakkında soruşturma açıldı, birçoğu tutuklandı. Bu site ifade özgürlüğünü kullandığı için soruşturma ve kovuşturmaya uğrayanlar hakkındaki yasal süreci takip etmektedir.

Hayatın Sesi yöneticileri hakim karşısına çıkıyor

Hayatın Sesi yöneticileri hakim karşısına çıkıyor

Kanun hükmünde kararnameyle (KHK) kapatılan Hayatın Sesi televizyonunun üç yöneticisine “terör örgütü propagandası” yapma suçlamasıyla açılan davanın ilk duruşması 30 Mayıs 2017 tarihinde İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülecek.

28 Eylül 2016 tarihinde kapatılan televizyonun yöneticileri Gökhan Çetin, İsmail Gökhan Bayram ve Mustafa Kara 2015 ve 2016 yıllarında yayımlanan toplam beş haber gerekçe gösterilerek “iştirak halinde zincirleme olarak terör propagandası yapmakla” suçlanıyorlar.

İddianamede haklarında 7.5 yıla kadar hapis cezası talep ediliyor. İddianamede sıralanan yayınların ilki 11 Eylül 2015 tarihinde yayımlanan ve Irak’ta Şii milisler tarafından kaçırılan 18 Türk işçinin internette yayımlanan görüntülerine ilişkin bir haber. Savcı iddianamede, “bu tarz haberlere yer verilirken terörün ve terör örgütlerinin amacına hizmet eder şekilde davranmanın kamu hizmeti yayıncılığı anlayışı ile bağdaşmayacağı, yayıncı kuruluşun içinde bulundukları durumdan son derece rahatsız ve korkmuş oldukları belli olan Türk işçileri ve arkalarında maskeli ve silahlı bir şekilde ayakta duran örgüt elemanlarını içeren görüntülere yer vermek suretiyle söz konusu DEAŞ terör örgütünün korkutucu özelliklerini yansıttığı ve yayıncı kuruluş tarafından dolaylı olarak örgütün amacına hizmet eder şekilde haber sunumu yapılmak suretiyle terör örgütü propagandası yapıldığı kanaatine varıldığını” belirtiyor.

Diğer bir yayın ise 10 Aralık 2015 tarihinde meydana gelen ve çok sayıda kişinin ölümüyle sonuçlanan Ankara Garı patlamasına dair. İddianamede konuyla ilgili yayında yer verilen görüntülerin herhangi bir editoryal denetime tabi tutulmadan, “olayın bütün dehşet ve vahşetini yansıtır şekilde” yayımlandığı ve “şüphelilerin sorumlusu oldukları yayıncı kuruluşun terör saldırı sonrası yaşanan panik ve kargaşa ortamını bütün çıplaklığıyla ekrana taşıyarak terör örgütünün bu amacına hizmet ettiği, bir başka deyişle terör örgütü propagandası yaptığının tespit edildiği” öne sürülüyor.

Suçlamalara temel teşkil eden üçüncü yayın ise 13 Mart 2016 tarihli ana haber bülteninde yer verilen ve Ankara Güven Park yakınındaki patlamayı konu alan yayın. Savcı, “söz konusu yayında terör örgütlerinin amacına hizmet edecek şekilde halkın yaşananlardan bıktığı, halkta yılgınlık oluştuğunun ifade edildiği, mağdur ve panik halinde insanların yanmakta olan belediye otobüsü görüntülerinin defalarca yayınlandığı, feryat eden insanların ekrana getirildiğini” belirterek “terörist eylemlerin birinci amacının medyanın ilgisini çekmek olduğu, medyanın kullanılarak toplumsal infial yaratıldığı, medyada ilgi çekici bu tip kriz dönemi yayınlarında bu tuzağa düşülerek editoryal denetim olmaksızın yayın yaparak terörün tuzağına düşmek suretiyle terör örgütü propagandası yapmak suçunu işledikleri kanaatine varıldığını” söylüyor.

İddianamede 19 Mart 2016 tarihinde İstanbul Taksim’de meydana gelen patlamayla ilgili özel yayında da benzer şekilde olay yerinden görüntülerin editoryal denetime tabi tutulmadan yayımlandığı belirtilirken “bu yayınlarla terör örgütünün amacına hizmet edecek şekilde halkın endişeli ve kaygılı olduğu, devletin güvenlik önlemlerini almakta yetersiz kaldığı, yabancı devletler bile vatandaşlarını uyarırken yetkililerin ancak patlama olduktan sonra önlem aldığı, Vali’nin güvenlik sıkıntısı yok demesine rağmen böyle bir olayın meydana geldiğinin ifade edildiği, böylece terör örgütü propagandasının yapıldığı,” ifadelerine yer veriliyor.

İddianamede bahsi geçen son yayın ise 24 Mart 2016 tarihli Cizre’den yapılan yayın. Savcı, bu yayında “ülkemizin bir ilçesinde terörle mücadele için yapılanların tek yanlı bir şekilde anlatıldığı, resmi makamların haksız yere suçlandığını” belirtiyor ve “teröre ve teröristlere karşı yürütülen operasyonların PKK terör örgütünün yaptıkları aktarılmaksızın sivil halka yönelik operasyonlar şeklinde sunularak terör örgütünün amacına hizmet eder nitelikte olduğu kanaatine varılarak terör örgütü propagandası yapmak suçunun işlediğinin ortaya çıktığını” öne sürüyor.

Yukarı