Expression Interrupted

Türkiye’de ifade özgürlüğüne yönelik baskının öncelikli hedefi gazeteciler ve akademisyenler. Yüzlerce gazeteci ve akademisyen hakkında soruşturma açıldı, birçoğu tutuklandı. Bu site ifade özgürlüğünü kullandığı için soruşturma ve kovuşturmaya uğrayanlar hakkındaki yasal süreci takip etmektedir.

SÖYLEŞİ: Her üç kadın gazeteciden biri dijital şiddete maruz kalıyor

SÖYLEŞİ: Her üç kadın gazeteciden biri dijital şiddete maruz kalıyor

TGS İstanbul Şube Başkanı Banu Tuna, gazeteciler Büşra Cebeci ve Neşe İdil’in katılımıyla gerçekleşen çevrimiçi söyleşimizde kadın gazetecilere yönelik dijital şiddet konuşuldu

 

 

Expression Interrupted platformu, kadın gazetecileri hedef alan dijital şiddetin ve bununla mücadele yöntemlerinin tartışıldığı bir çevrimiçi söyleşi düzenledi. Gazeteci Meltem Akyol’un moderatörlüğünde gerçekleştirilen söyleşide Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS) İstanbul Şube Başkanı Banu Tuna ile gazeteciler Büşra Cebeci ve Neşe İdil konuşmacı olarak yer aldı.

 

 

Kadın gazeteciler ürettikleri haberler, bu haberleri ürettikleri mecralar ve sosyal medya paylaşımları nedeniyle çevrimiçi dijital şiddete maruz kalmakta. Gazetecilikte Kadın Koalisyonu’nun (CFWIJ) Temmuz 2021 raporuna göre Türkiye, kadın gazetecilere yönelik en fazla fiziksel saldırının kaydedildiği iki ülkeden biri. 2021 yılının başında kadınlara ve kız çocuklarına yönelik siber şiddet raporunu açıklayan Birleşmiş Milletler (BM) raporuna göre de kadınların erkeklere oranla 27 kat daha fazla dijital şiddete maruz kaldığı ortaya çıktı. UNESCO ve Uluslararası Gazeteciler Merkezi’nin 113 ülkeden 714 kadın gazeteciyle görüşerek yaptığı araştırmaya göre ise kadınların yüzde 73’ü dijital şiddete uğradığını söylüyor. Dijital şiddete uğradığını söyleyen kadınların yüzde 20’si, dijital şiddete uğramalarına neden olan mesele nedeniyle ayrıca fiziksel şiddete, tacize ve saldırıya maruz kaldıklarını ifade ediyor.

 

 

“Kadın gazeteciler cinsiyeti üzerinden saldırıya maruz kalıyor”

 

“Sosyal medya ağlarında kadın gazetecilere yönelik cinsiyetçi dil ve taciz” üzerine tez çalışması bulunan TGS İstanbul Şube Başkanı Banu Tuna, International Women's Media Foundation’ın (IWMF) raporuna atıf yaparak her 3 kadın gazeteciden 1’inin çevrimiçi dijital şiddete maruz kaldığını söyledi.

 

Dijital şiddetin toplumun her kesimine yöneldiğini anlatan Tuna, kadın gazetecilerin maruz kaldığı dijital şiddetin cinsiyetçi olduğuna dikkat çekti: “Nasıl ki sokakta kahkaha atan bir kadının sesi dikkat çekiyorsa sosyal medyada da sesini yükselten kadın dikkat çekiyor ve şiddetin hedefi haline gelebiliyor. Fransa’da yayımlanan mizah dergisi Charlie Hebdo’ya Ocak 2015’te bir saldırı olmuştu. Cumhuriyet gazetesi de bir dayanışma sayısı çıkarmıştı. Saldırıya neden olan karikatürü Ceyda Karan ve Hikmet Çetinkaya köşelerinde paylaşmıştı. Her ikisine de dijital şiddet yöneldi. Ama bir fark vardı. Ceyda Karan’a yönelik saldırılar onun fiziksel görüntüsünden başlayan, tecavüz tehdidine varan, tamamen kadınlığıyla ilgili saldırılardı. Fakat Hikmet Çetinkaya’ya yönelik saldırılar öyle değildi. Erkeğe yönelik saldırılar eğer cinsiyetçi bir şey olacaksa da onun cinsiyeti üzerinden değil annesinin cinsiyeti üzerinden oluyor.”

 

“Şiddet okur yazarlığı gerekiyor”

 

TGS’nin geçtiğimiz aylarda yaptığı şiddet çalıştayını anlatan Tuna şöyle konuştu: “Bu çalıştayı üç ayaklı olarak planlamıştık; iş yerindeki şiddet, sahadaki şiddet ve dijital şiddet. Özellikle sahadaki şiddet, özellikle polis şiddeti o kadar acil, öncelikli ve yakıcıydı ki çalıştay bir terapi alanına dönüştü. Dolayısıyla dijital şiddeti yalnızca 20 dakika konuşabildik. Kadınlar sosyal medyada maruz kaldıkları saldırının şiddet olduğunu düşünmüyor. Şiddet eşiğimiz o kadar yukarıda ki ancak tecavüz tehdidi olduğu zaman şiddete uğradım diyebiliyoruz. Şiddet okur yazarlığı gerekiyor. Dijital şiddeti konuşmaya sıra gelmemesinin nedenlerinden biri de ciddiye alınmaması. Biz başımıza geleni biliyoruz ama söylediğimizde muhatabımızın bizi ciddiye alması lazım. Kime söyleyeceğiz bunu? Kolluk kuvvetine söyleyeceğiz, erkek. Yargıya söyleyeceğiz, erkek. İş yerindeki üstlerimize söyleyeceğiz onlar da erkek. Kurumların bu tarz durumlarda tavrı, ‘aman o kadarcık şeyden mi korktun’ diye korkaklıkla itham etmek oluyor. Ya da ‘sen kışkırttın, böyle tweet atılır mı’ diyorlar. Kadınları korktuğunu, bundan rahatsız olduğunu söyleyemeyecek duruma getiriyorlar. Çünkü bir korkaklık meselesine dönüşüyor. Hiçbir kurumun bununla ilgili bir yönergesi yok. Kurumların bu tip saldırılarda ne yapacaklarına dair yönerge hazırlaması ve sorumluluk alması lazım. Kurumun arkasında durması bile o saldırıların önünün kesilmesini sağlayabilir.”

 

“Sistemde de sorun var. Daha şikâyet anında sizi vazgeçirmeye çalışıyorlar, ‘bulunmaz ki bu’ diye. Ülkede her alanda olduğu gibi bu alanda da cezasızlık hüküm sürüyor. Diyelim ki bulundu ve iş yargıya intikal etti. Dosyalar hazırlanıyor. Senin için o ana kadar dijitalde sanal bir tehdit olan isim birdenbire fiziki bir varlığa dönüşüyor. O dosyada senin ismin, adresin, telefonun yazılı. Onun avukatında o dosya var. Dolayısıyla onda da var. Bu da bir risk. Kadınlar bunu da göze almak istemiyorlar. Hâlbuki bunların gizli olması gerekir.”

 

Tuna, dijital saldırıya sebep olan haber alanlarının milliyetçiliğe dokunan, mültecilerle ilgili, İslam ve dinle, dindarlıkla ilgili haberler olduğunu kaydetti.

 

“Kadınlara yönelik eleştiri bedenen bir saldırıya dönüşüyor”

 

Gazeteci Neşe İdil, mülteci karşıtlığıyla ilgili attığı tweetler nedeniyle yakın bir zamanda sosyal medyada saldırıların hedefi olmuştu. İdil maruz kaldığı şiddeti şöyle anlattı: “Son üç buçuk ayda iki kez dijital şiddete maruz kaldım. İkisi de mülteci meselesi üzerinden. İlki bir siyasetçiye ırkçı dememle başlamıştı. İkincisi de bir mülteci erkeğin bir kadına cinsel istismarda bulunmasından sonra orada kişinin ırkının değil erkek kimliğinin ortaya çıkarılması gerektiğini söylediğim için oldu. ‘Mültecileri çok seviyorsan al evine besle’, ‘umarım seni de taciz ederler’, ‘umarım sana da tecavüz ederler’ gibi şeyler yazıldı hakkımda. Benim yazdıklarımın çok benzerlerini hatta belki daha sertlerini yazan erkekler olmuş fakat onlara bedenleri üzerinden bir tehdit furyası olmuyor. Katilin ırkını değil erkek olmasını öne çıkaralım dediğim noktada mesele benim gazeteciliğime geldi ve fon tartışmasına girdi iş. Belirli bir kesime göre Avrupa’dan fon aldığımız için onlar ne derse onu yazıyormuşuz gibi bir algı var. Avrupa bize mültecileri koru diyor biz de onun için bunları yazıyoruz gibi absürt bir suçlamayla karşı karşıya kaldım. Ama bu suçlamanın yöneltildiği bir erkeğe şu soru gitmiyor: ‘saatlik ücretin ne kadar?’ Ancak bana ‘saatlik ücretin ne kadar?’, ‘100 doları kabul eder misin?’ gibi şeyler yazdılar. Kadınlara yönelik eleştiri eleştiriden çıkıp bedenen bir saldırıya dönüşüyor.”

 

Saldırılarla ilgili suç duyurusunda bulunduğunu aktaran İdil, “Vazgeç’, ‘bir şey çıkmaz’, ‘bununla mı uğraşacaksın’ diyen çok insan var. Ama bununla uğraşılması gerekiyor. Bir şey çıkmasa da en azından denedim diyeceğim. Sadece sosyal medya kişiliği değilim ben. Varım ve buradayım. Saldırı sosyal medyada yaşanıyor diye benim canımı yakmıyor değil bu” diye konuştu.

 

“Kişiliğinle, bedeninle, gazeteciliğinle ilgili acımasız yorumlar yapılıyor”

Dijital ortamda yapılan saldırılar karşısında psikolojik olarak bir ikileme girdiğini anlatan İdil şöyle konuştu: “Beni etkilemesine izin vermemem lazım diyorsun. Çünkü yapılmak istenen seni yıldırmaya çalışmak. Okumayıp sakinleşmeye çalışıyorsun ama etkilenmemek bana göre imkânsız bir şey. Çünkü kişiliğinle, bedeninle, gazeteciliğinle ilgili çok acımasız yorumlar yapılıyor. Bununla ilgili şöyle bir tedirginlik de yaşadım. Evde oturuyorum, yemek söyleyeceğim ama Twitter susmuyor. Kapıya gelen kurye acaba bana tweet atanlardan biri mi olacak diye bir tedirginlik yaşıyorsun. Bunu söylediğimde bazı erkek meslektaşlarım, ‘Daha güçlü durman lazım. Bunu keşke anlatmasaydın. Amaçlarına ulaşmış oldular’ gibi şeyler söylediler. Orada da sen kendini sorguluyorsun acaba güçsüz mü davrandım diye. Ama bu güçsüzlük değil. Etkilendiğimizi söylemeliyiz. Çünkü sosyal medya öyle bir hale geldi ki karşımızdakinin bir insan olduğunu unuttuk. Benimle karşı karşıya geldiğinde yüzüme bu şekilde konuşamayacak insanlar bir ekrana bunları çok rahat söyleyebiliyor.”

 

Maruz kaldığı dijital şiddetinin ardından iş yerinden destek alamadığını anlatan İdil, “Siyasetçiye ırkçı dediğim tweetimden sonra çalıştığım kurumda bana söylenen ‘Sen de sataşmasaydın’ oldu. Bu fiziksel bir saldırıya uğradığında ‘Sen de etek giymeseydin o zaman’ demekle aynı. Keşke her gazetenin kadın arkadaşlara destek sağlayacağı yönerge olsa. Ama ne yazık ki kadınları suçlamak çok kolay” dedi.    

 

Dijital şiddetle ilk kez Gezi Parkı protestoları sırasında karşılaştığını anlatan gazeteci Büşra Cebeci, siber zorbalığın çok yaralayıcı olabileceğini söyledi. Cebeci, sosyal medyada en çok tepki çeken haberlerinin başörtülü ve muhafazakâr ailelerle, mültecilerle ve aşı karşıtlarıyla ilgili olduğunu ifade etti. Cebeci, “Kamusal alanda varlığımızı zayıflatmaya çalışıyorlar. Zayıflattıklarını sanıyorlar. Yıldırmaya çalışıyorlar. Ama tüm bu saldırılar karşısında ne sosyal medya kullanmaktan ne de gazetecilikten vazgeçmeyi düşünmüyorum” dedi.

 

“Bazen de dijital şiddete itiliyoruz”

Cebeci, bazen de iş veren tarafından dijital şiddete itildiğini söyledi: “Bir yönetici size kafayı takıyor ve dijital şiddete maruz kalmanız için uğraşıyor. Çalıştığım hiçbir kurumda şiddet failine, taciz, tecavüz failine, mülteci karşıtlarına mikrofon uzatmadık. Fakat daha önce çalıştığım bir kurumda şöyle bir şey oldu. Avukat Muhittin Köylüoğlu stajyerlerine cinsel saldırıda bulunmuştu. Bunu ifşa etmek isteyen kadınlardan birisi bana ulaştı. Kadınla söyleşi yapacaktım. Ama yöneticilerimden biri dedi ki adamla da konuş. Bu insan benim her gün Twitter’daki varlığımı hakaret eder gibi sorgulayan, ‘yazmayacaksın, paylaşmayacaksın’ diyen bir insan. Dolayısıyla beni Twitter’dan uzaklaştırmak için belki de böyle bir şey yapmak istedi. ‘Feminist muhabirin tecevüzcüyle röportajı’. Benim buradan linç edileceğimi gayet iyi biliyor. Böyle bir yayın politikamız olmadığı halde 2 gün bunun baskısını yaptı bana.”

 

Pandemi süreciyle beraber dijital şiddetin arttığına dikkat çeken Cebeci, “O dönemde Twitter’da bir şey paylaşmaya korkar olduk. Bir diziyi sevdiği için bile insanlar birbirlerine saldırdı. Bu dönemle birlikte şiddet arttı ve görünür olmaya başladı” dedi.

 

Sektörde de cinsiyet üzerinden bir ayrım yapıldığını ifade eden Cebeci şöyle devam etti: “Erkek bir sektördeyiz. Biz bir saldırıyla karşı karşıya kaldığımızda ‘çok alıngansın, çok çıtkırıldımsın bu mesleği nasıl yapacaksın’ diye eleştiriliyoruz. Güçlüyüm, güçlü durmak zorundayım diye kendimizi sıkıyoruz. Sinir krizi geçirmek istediğimizde geçirmeliyiz, küfretmek istiyorsak etmeliyiz. Yıkılıp daha güçlü bir şekilde de kalkabiliriz.”

Yukarı