Dilekçede Anayasa Mahkemesi ve AİHM’in Altan hakkındaki kararlarının derhal uygulanması talep ediliyor

Şubat ayında “Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs” suçlamasıyla ağırlaştırılmış müebbet cezasına çarptırılan ve 2016 yılının Eylül ayından bu yana Silivri Cezaevinde tutuklu bulunan ekonomi profesörü ve köşe yazarı Mehmet Altan’ın avukatları, Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Altan lehine verdikleri kararlar gereği Altan’ın derhal tahliyesi talebiyle 11 Haziran tarihinden itibaren ilgili istinaf mahkemesine her gün dilekçe verme eylemi başlattı.

Avukatlar Ergin Cinmen ve Figen Albuga Çalıkuşu tarafından verilen dilekçede Altan hakkındaki tutuklamanın yasanın belirlediği usule uygun olmadığı ve kuvvetli suç şüphesi bulunmadığının 11 Ocak 2018 tarihli Anayasa Mahkemesi kararı ile saptandığına işaret edildi.

“Mehmet Altan AYM kararından bu yana zorla, hukuku kırarak cezaevinde tutulmaktadır” denilen dilekçede hak ihlâllerine derhal son verilmesi ve Altan’ın tahliyesi talep ediliyor.

İlk dilekçede, 11 Haziran tarihi itibariyle Anayasa Mahkemesi’nin Altan lehine verdiği kararın 151 gündür uygulanmadığının altı çizilerek, Altan’ın Anayasa Mahkemesi kararından bu yana zorla, hukuka aykırı olarak cezaevinde tutulduğu ifade edildi.

Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu 11 Ocak 2018 tarihinde Altan’ın tutukluluğunun kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı ile ifade ve basın özgürlüğü haklarını ihlal ettiğine oy çokluğu ile karar vermiş, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de 20 Mart 2018 tarihinde Mehmet Altan’ın tutukluluğunun hukuksuz olduğu yönünde karar vermişti.

Ancak yargılamayı yapan İstanbul 26. Ağır Ceza Mahkemesi, Altan’ın Anayasa Mahkemesi kararı gereğince tahliyesi yönündeki talepleri reddetmiş, AİHM’in 20 Mart’taki kararı ile ilgili yapılan tahliye talebi hakkında ise dosyadan el çekildiği gerekçesiyle karar vermemişti.

Altan, Anayasa Mahkemesi’nin hak ihlâli kararının üzerinden beş ay, AİHM kararının üzerinden ise üç ay geçmiş olmasına karşın halen tutuklu.

“Altan’a karşı suç işleniyor”

Her iki kararın gereğinin de Anayasanın 153. maddesine aykırı olarak uygulanmadığının altını çizen Cinmen ve Çalıkuşu, dilekçede her iki karardan da alıntılara yer verdiler.

Dilekçenin sonuç bölümünde ise şu ifadelere yer verildi. “Müvekkil hukuka aykırı aykırı olarak hürriyetinden yoksun kılınmaktadır. Müvekkile karşı suç işlenmektedir. Müvekkilimiz gözaltında tutulmaya yetmeyecek kanıtlarla ağırlaştırılmış müebbet hapse mahkûm edilmiştir. Bunun tek nedeni AYM ve AİHM kararlarına rağmen hukukla inatlaşan yerel mahkemelerdir. Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin ilgili hükümleri yok sayılmaktadır. Gelinen aşamada dairenizin de sorumluluğu başlamıştır.

Mahkemelerin Anayasa ve yasalara uymaması, kendi meşru temelini de fütursuzca dinamitlemesi ile eşdeğerdir. İnsanın haysiyetini yitirmeden önünde eğildiği tek değer, insanlık tarihinin her döneminde adalet, hukuk olmuştur. Biz bu değerleri ve hukukun üstünlüğünü size hatırlatmak isteriz ve bugünden itibaren her gün de hatırlatmaya devam edeceğiz. Derhal hak ihlallerine son verilmesi ve tahliyesine karar verilmesini talep ediyoruz.”

AYM kararı

Dilekçede, Altan hakkında AYM’nin “suç işlendiğine dair kuvvetli belirtinin yeterince ortaya konulamadığı,” bu olmaksızın “başvurucu hakkında tutuklama tedbirinin uygulanmasının, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlâlini” teşkil ettiği yönündeki tespitlerine yer verildi.

Dilekçede ayrıca, Anayasa Mahkemesi’nce, soruşturma makamlarının suç işlendiğine dair belirtileri somut olgularla ortaya koymadan Altan hakkında tutuklama tedbirine başvurdukları sonucuna varıldığı, Olağanüstü Hâl koşullarıyla birlikte değerlendirildiğinde Altan’ın Anayasa’nın 19. maddesi bağlamında kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlâl edildiğine karar verilmesi gerektiğini yönünde görüş ortaya konduğunun da altı çizildi.

Dilekçede, Anayasa Mahkemesi’nin Altan hakkında yazıları ve konuşmaları dışında herhangi bir somut olgu ortaya konulmadan tutuklanmış olmasının ifade ve basın özgürlüklerine yönelik caydırıcı bir etki doğurabileceği yönündeki tespiti de hatırlatıldı.

Dilekçede ayrıca AYM kararındaki, “Tutuklama tedbirinin uygulanmasının ifade ve basın özgürlüklerine ilişkin olarak olağan dönemde Anayasa’nın 26. ve 28. maddelerinde yer alan güvencelere aykırı olduğu sonucuna varılmıştır” cümlesine de dikkat çekildi.

“Temel hukuk ilkelerine aykırı”

Dilekçede AİHM kararındaki tespitlere de atıfta bulunuldu. Dilekçede AİHM’in, ilk derece mahkemesinin Anayasa Mahkemesi’ne nihai ve bağlayıcı kararlar vermesi için tanınan yetkiyi sorgulamasının hukuk düzeni ve yasal belirlilik gibi temel ilkelere aykırı olduğu yönündeki tespitine dikkat çekildi.

Dilekçede AİHM’in AYM’nin Anayasa’nın 19. Maddesinin ihlâl edildiğine ilişkin açık ve şüphe bırakmayan kararını verdikten sonra başvuru sahibinin tutukluluğunun devam etmesinin, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı çerçevesinde “hukuka uygun” ve “kanunlarda yer alan usûller gereğince” değerlendirilemeyeceği kanaatinde olduğu da hatırlatılarak, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 5. maddesinin ihlal edildiği yönünde tespitte bulunduğuna dikkat çekildi.

Dilekçeye bu bağlantıdan ulaşılabilir.