Expression Interrupted

Türkiye’de ifade özgürlüğüne yönelik baskının öncelikli hedefi gazeteciler ve akademisyenler. Yüzlerce gazeteci ve akademisyen hakkında soruşturma açıldı, birçoğu tutuklandı. Bu site ifade özgürlüğünü kullandığı için soruşturma ve kovuşturmaya uğrayanlar hakkındaki yasal süreci takip etmektedir.

ORTAK AÇIKLAMA: Halk TV’ye kayyum ataması kararı geri alınmalıdır

ORTAK AÇIKLAMA: Halk TV’ye kayyum ataması kararı geri alınmalıdır

P24 ve 12 medya özgürlüğü, ifade hürriyeti ve insan hakları örgütü, Türkiye yetkililerine Halk TV yönetimine kayyum ataması uygulamasına derhal son verilmesi ve yayıncının editoryal bağımsızlığının yeniden sağlanması çağrısında bulunuyor

 

İstanbul Başsavcılığı’ndan yapılan açıklamaya göre, 14 Ekim 2026 tarihinde Halk TV’nin sahibi Cafer Mahiroğlu hakkında yürütülen soruşturma kapsamında bir mahkeme, Mahiroğlu ile bağlantılı şirketlere el konulmasına karar verdi ve Tasarruf Mevduat Sigorta Fonu’nu (TMSF) kayyım olarak atadı. Ardından polis, Türkiye’deki yayıncılık sektörünün en önemli eleştirel seslerinden biri olan Halk TV’ye bir baskın düzenledi, kanalın yayınını durdurdu ve haberlere göre gazetecilerin binaya girişini engelledi. Kanalın sosyal medya hesapları da bu süreçte engellendi.

 

Mahiroğlu hakkındaki soruşturmanın kaynağı, rüşvet, ihaleye fesat karıştırma ve suç gelirlerinin aklanması şüphesine dayanıyor. Mali Suçları Araştırma Kurulu (MASAK), Mahiroğlu ve yakınlarının beyan ettikleri gelirlerin, sahip oldukları varlıklar ve finansal işlemlerle tutarsız olduğunu iddia etti. Haberlere göre savcılar, Mahiroğlu’nun yanı sıra kanalın eski yönetim kurulu başkan yardımcısı, eski bir yönetim kurulu üyesi, muhasebecisi ve şirketin yasal sahibi olarak kayıtlı kişi de dahil olmak üzere 17 kişi hakkında tutuklama kararı çıkardı.

 

On bir kişi gözaltına alındı. Bunların arasında herhangi bir gazeteci veya editörün bulunmadığı bildirildi. Mahiroğlu, MASAK raporlarına dayandırılan iddiaların asılsız olduğunu belirterek suçlamaları reddetti.

 

Bir işyeri sahibi veya yöneticisine yöneltilen suçlamalar bireysel sorumlulukla ilgilidir ve bağımsız bir yargı organı, masumiyet karinesi ilkesi doğrultusunda bu suçlamaları incelemelidir. Bu suçlamalar, tek başlarına, bir haber merkezinin tamamının ele geçirilmesini, yayınlarının kesilmesini ve gazeteciler ile izleyicilerin haber üretme ve alma haklarının, yargılama öncesi bir önlem olarak elinden alınmasını haklı çıkarmaz.

 

Bu olay, yetkililerin eleştirel medya kuruluşlarını devlet kontrolü altına almak için medya sahiplerine yönelik iddiaları nasıl kullandığının bariz bir örneğidir. Bu olay, Türkiye’de medya özgürlüğünün sürekli kötüye gitmesi sürecinde gerçekleşmiştir; ülkede internet sansüründen gazetecilere yönelik devam eden tutuklama ve gözaltılara kadar uzanan yargısal tedbirler, giderek artan bir biçimde bağımsız gazeteciliği hedef almaktadır.

Medya kuruluşlarının devralınmasında tekrarlanan bir model

Ekim 2025’te alınan benzer bir kararla, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından başlatılan bir casusluk soruşturması kapsamında TELE1’in genel yayın yönetmeni Merdan Yanardağ’ın tutuklanmasının ardından yetkililer, kanalı TMSF kayyımının kontrolü altına aldı. Yanardağ, casusluk suçlamalarıyla yargılanmaya devam ederken halen cezaevinde tutuluyor. İki davadaki iddialar farklı olsa da, her ikisi de bir sahibi veya yöneticiye yönelik soruşturma ile başladı; ardından eleştirel bir medya kuruluşunun yönetimine el konuldu ve bağımsız yayın çizgisi sona erdi.

 

Bu uygulamanın etkisi tekil medya kuruluşlarının ötesine de uzanıyor. Sekiz uluslararası medya özgürlüğü, ifade hürriyeti ve insan hakları örgütü tarafından yayınlanan “Türkiye’de Bağımsız Gazeteciliğe Yönelik Sistemik Kuşatma” raporu, medyaya yönelik bir dizi el koyma işleminin sonucunda TMSF’yi ülkenin en büyük medya işvereni haline getirdiğini ortaya koydu; bu durum, medya çoğulculuğu ve sahipliğinin tek elde toplanması konusunda ciddi endişelere yol açtı.

 

Konuyla ilgili yayınlanan birçok haberde, Halk TV’ye yönelik operasyonun zamanlamasına da dikkat çekildi; bu operasyon, tutuklu İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun davasında savunma aşamasının başlaması planlanan günle aynı zamana denk geldi. Bu zamanlama, söz konusu önlemin hesap verebilirliği sağlamak yerine bağımsız haberciliği susturmayı amaçladığına dair kamuoyundaki şüpheleri pekiştiriyor.

 

Medya kuruluşlarına atanan kayyumlar, Türkiye’nin kendi anayasal güvenceleriyle çelişmektedir. Anayasa’nın 28. maddesi, basının özgür olduğunu ve sansüre tabi tutulamayacağını belirtmektedir. Savcıların cezai sorumluluk iddia ettiği durumlarda, haber odalarının editoryal faaliyetlerini durdurmayan, daha az müdahaleci önlemler mevcuttur.

Yetkililerden şunları takip ediyoruz:

  • Halk TV’deki kayyum atamasını derhal iptal etmeleri, kanalın müdahale görmeden yayına devam etmesine izin vermeleri ve editoryal bağımsızlığını güvence altına almalarını;
  • Halk TV’nin sosyal medya hesaplarına getirilen kısıtlamaların kaldırılmasını ve kanal ile gazetecilerinin dijital platformlarda haberleri özgürce yayınlayıp dağıtabilmelerinin sağlanmasını;
  • Medya sahipleri veya yöneticileri hakkında yürütülen her türlü soruşturmada adil yargılama ilkesine ve masumiyet karinesine saygı gösterilmesini ve ihtiyati tedbirlerin, yayın kuruluşunun editoryal faaliyetleri yerine yalnızca ilgili kişilerle sınırlı tutulmasını;
  • Ceza soruşturmalarını editoryal bağımsızlığa müdahale etmek için kullanmaktan kaçınmılmasını ve medya kuruluşlarına getirilen her türlü kısıtlamanın kesinlikle gerekli, orantılı ve ifade hürriyeti ile medya çoğulculuğuyla uyumlu olmasının sağlanmasını;
  • Bağımsız gazeteciliğe orantısız müdahaleyi önlemek amacıyla, kayyum atamaları ve medya varlıklarına el konulmasını düzenleyen yasal çerçeveyi gözden geçirip reform yapılmasını ve ilgili yasa ve uygulamaları Türkiye’nin anayasal güvenceleri ve uluslararası insan hakları yükümlülükleriyle uyumlu hale getirilmesini;

 

Aşağıda imzası bulunan kuruluşlar, Halk TV muhabirleriyle ve sistematik baskı altında bağımsız gazeteciliğe devam eden Türkiye’deki tüm gazeteciler ve medya kuruluşlarıyla dayanışma halindedir. Medya çoğulculuğu ve iktidarları hesap verebilir şekilde sorumlu tutan haberler de dahil olmak üzere toplumun bilgiye ve habere erişim hakkı korunmalıdır.

İmzalayanlar:

  • Avrupa Basın ve Medya Özgürlüğü Merkezi (ECPMF)
  • Uluslararası Basın Enstitüsü (IPI)
  • ARTICLE 19 Avrupa 
  • Gazetecileri Koruma Komitesi (CPJ)
  • Dicle Fırat Gazeteciler Derneği (DFG)
  • Yabancı Basın Derneği (FMA) Türkiye
  • IPS İletişim Vakfı/bianet
  • Medya ve Hukuk Çalışmaları Derneği (MLSA)
  • Norveç Helsinki Komitesi (NHC)
  • P24 Bağımsız Gazetecilik Platformu
  • PEN Norveç
  • Çağdaş Gazeteciler Derneği (ÇGD)
  • Güneydoğu Avrupa Medya Örgütü (SEEMO)

Yukarı