Türkiye’de ifade özgürlüğüne yönelik baskının öncelikli hedefi gazeteciler ve akademisyenler. Yüzlerce gazeteci ve akademisyen hakkında soruşturma açıldı, birçoğu tutuklandı. Bu site ifade özgürlüğünü kullandığı için soruşturma ve kovuşturmaya uğrayanlar hakkındaki yasal süreci takip etmektedir.


“Siyasal casusluk” suçlamasıyla yargılanan Merdan Yanardağ, Ekrem İmamoğlu, Necati Özkan ve Hüseyin Gün hakkında tutukluluğun devamına karar verildi. Mahkeme, TELE1’in satış sürecinin durdurulmasına ilişkin talepleri reddetti
TANSU PİŞKİN, İSTANBUL
Tutuklu gazeteci Merdan Yanardağ’ın, görevden alınan tutuklu İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu ve kampanya direktörü Necati Özkan ile birlikte “siyasal casusluk” (TCK 328/1) suçlamasıyla yargılandığı davanın ilk duruşması 11, 12 ve 13 Mayıs 2026 tarihlerinde İstanbul 25. Ağır Ceza Mahkemesinde görüldü. Duruşma Marmara Cezaevi Kampüsündeki Duruşma Salonları’nda yapıldı.
P24 tarafından takip edilen duruşmanın 12 Mayıs’taki ikinci oturumunda savunma yapan gazeteci Merdan Yanardağ sözlerine dava kapsamında ilk celsede savunma yapan İmamoğlu’nu anarak başladı: “Umuyorum ve bekliyorum ki bu davaların sonunda Silivri’den Türkiye’ye bir cumhurbaşkanı çıkacak. Kendisi ‘biz makam peşinde değiliz’ dedi ancak bu artık bir haysiyet meselesi haline geldi.”
Yanardağ sözlerine şöyle devam etti:
“Demokrasiyi, demokratik hak ve özgürlükleri, temel vatandaşlık haklarını suç sayan bir iddianameyle karşı karşıyayız. Suç sayıyor. Seçimlere katılmayı, seçimleri kazanmayı, Televizyon yayını yapmayı, siyasal eleştiride bulunmayı suç saymaya çalışan bir iddianameyle karşı karşıyayız. Kazanmayı daha büyük bir suç sayıyor.
“İddianamenin ruhu, iddianamenin son sayfasında açık. Zaten iddianamenin altındaki imza kim? Dönemin İstanbul Cumhuriyet Başsavcı Vekili Can Tuncay. Nerede şu anda? Bakan Yardımcısı. Bakan Yardımcılığı nedir? Siyasal bir makam. Yani AKP’ye iltica etmiş bir başsavcı vekiliyle karşı karşıyayız ve bu iddianamenin altında imzası var.
“Spor olsun diye, hobi olsun diye casusluk yapmışız. Bu iddianameyi yazanlara, iddianame yazmak yerine MasterChef programına katılmalarını öneriyorum. Savcının tezinde casusluk için gereken dayanaklar yok; yumurtasız omlet yapıyorlar. Bu iddianamenin amacı TELE1’e el koymaktır.”
“TELE1 boyun eğmedi”
TELE1’e destek için canlı yayınlarda ve sosyal medya üzerinden yaptıkları açık çağrıları mahkemeye sunan Yanardağ, iddianameye konu olan Seher Alaçam’ın da TELE1’e destek olan on binlerce insandan biri olduğunu söyledi ve “İzleyiciler bize sorabilir ancak talimat veremez” dedi. Yanardağ sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bu iddianame diyor ki; bir casus olduğu iddia edilen Hüseyin Gün'ün talepleri doğrultusunda Ekrem İmamoğlu lehine bir algı operasyonu yapmışım ve İmamoğlu seçimi kazanmış. CHP kurultayını da Özgür Özel’in kazanmasını sağlamışım. Deli saçması… Ben polisiye edebiyat severim, dedektiflik romanlarını okurum. Ama hiçbir yerde bir canlı yayında ve bir televizyon kanalı aracılığıyla casusluk yapıldığını görmedim.
“Hangi gizli belge ve bilgi alışverişi olmuş? Hangi gizli belge ele geçirilmiş? Hangisi devlet sırrı niteliğinde? Soğuk savaş artığı bir kafa Türkiye'de devam ediyor. Avrupa'nın 1950'lerde, 60'larda terk ettiği bir hukuk anlayışı... Batı bloku, Sovyet ve sosyalist blok yanlısı olduğunu düşündükleri vatandaşlarını etkisizleştirmek amacıyla casusluk kavramını genişletmeye çalıştı. Ama olmadı. 1950'lerden sonra onu kaldırdılar. Bu iddianamenin kafası Soğuk Savaş kafası. Kendi vatandaşlarının bir bölümünü düşman sayan dolaylı savaş doktrininden besleniyor.
“Ben AKP iktidarının, siyasal ve tarihsel ömrünü doldurduğunu ve bu ömrü uzatmak için çeşitli manevralar yaptığını düşünüyorum. İBB soruşturması da, CHP’ye yönelik mutlak butlan davası da, casusluk davası da bu amaçla açılmıştır. Çünkü TELE1’in yayında olduğu bir medya ortamında siz bu operasyonu kolay kolay yürütemezsiniz.”
2023’teki tutukluluğunu hatırlattı
2023’te PKK lideri Abdullah Öcalan hakkındaki sözleri nedeniyle tutuklandığı davayı hatırlatan Yanardağ, “Devlet ya benden özür dilesin ya da Devlet Bahçeli’yi tutuklasın. Ben sadece Öcalan’ın bütün mahkumlarla aynı haklara sahip olması gerektiğini söylemiştim. O daha ileri gidip ‘Meclis’e gelsin’ dedi” diye konuştu.
Tekrar iddianameye dönen Yanardağ, savcının “casusluk” kavramını genişletmeye çalıştığını savunarak, “Yabancı ülkeye, yabancı örgüte, bilgi teminine ihtiyaç yok ama casusluk var. Nasıl mümkün bu? Cumhuriyetin mi savcısı, siyasal bir grubun savcısı mı bu?” diye sordu. Yanardağ şöyle devam etti:
“İddianamede eski Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu ile yaptığımız program, casusluk örgütünün yönlendirmesiyle gerçekleştirilmiş bir televizyon etkinliği olarak sunulmuş. Nasıl yapmışız bunu? Kemal Bey’i sıkıştırmışız. Sorularımızı ‘hevesli’ bulmuşlar ve Ekrem İmamoğlu lehine algı yaratmışız. Vallahi ben savcılığın Kemal Kılıçdaroğlu aşkını anlayabilmiş değilim. Aralarından su sızmıyor. Bütün güçleriyle Kemal Bey’i korumaya çalışıyorlar.
“Ben yurtsever bir gazeteciyim, sol görüşlü bir gazeteciyim. Yurtseverliği casuslukla, vatan hainliği ile suçlamaya çalışmak, bize yöneltilebilecek en çirkin iftiradır. Amerika’nın kurduğu, emperyalizmle iş birliği yapmış bir iktidar bizi casuslukla suçlayacak. Hadi oradan be! Bizim arkadaşlarımız çıktıkları idam sehpasında kendi sandalyelerini tekmelediler. İftira atmayacaksınız.”
TELE1’in satışa çıkarılması
Yanardağ’ın avukatlarından Selin Nakipoğlu, “Müvekkilimin gazeteci ve bir televizyon kanalının genel yayın yönetmeni olarak yaptığı yayınlar, ifade özgürlüğü ve gazetecilik faaliyetleri kapsamından tamamen çıkarılmış; iddianamede casusluk faaliyetinin basın ayağı gibi gösterilmiştir. Ceza yasamızın yazılı, kesin, kolay anlaşılır ve sonuçları öngörülebilir maddeleri tamamen görmezden gelinmiş ve dört kişiyi bir casusluk isnadına dahil etme çabasına girilmiş. Oysa Cumhuriyet savcılarının görevi yasasız suç icat etmek değildir” diye konuştu.
Avukat Nakipoğlu, “siyasal casusluk” suçunun düzenlendiği TCK 328/1 maddesi kapsamında suç unsurlarının oluşmadığını belirterek, “Bu cümlenin altı doludur ancak iddianamede herhangi bir doluluk yok” dedi.
Yanardağ’ın tutukluluğuyla beraber TELE1’e kayyım atanmasına da değinen Nakipoğlu, TMSF’ye devredilen kanalın 17 Haziran’da satışa çıkarılacağını hatırlattı ve sözlerini şöyle sürdürdü:
“İddianamede TELE1’in müsaderesi talep edilmiş ve bu sadece Merdan Yanardağ’ın şahsına yönelik bir yargılama olmaktan çıkmış; doğrudan anayasanın güvencesi altındaki basın özgürlüğü, bir yayın kuruluşunun varlığı hedef alınmış ve bu süreç bir medya operasyonuna dönüşmüştür. Üstelik talep edilen bu müsadere, henüz yargılama sürerken satış adımları atılmıştır. Hukuk tarihimize gerçekten kara leke olarak geçecek nitelikte bir durumla karşı karşıyayız.
“Bu nedenle bu dava, hukuk ve basın tarihi açısından çok farklı bir yerde durmaktadır. Merdan Yanardağ açısından mesele yalnızca bir casusluk yargılaması değildir. Aynı zamanda bir basın özgürlüğü ve mülkiyet hakkı ihlali söz konusudur.
“Ceza hukuku, adaletin teminatı olmak zorundadır. Oysa cezaların şahsiliği ve belirlilik ilkesi, ki bunlar ceza hukukumuzun en temel gerekleridir, bu iddianamede yerle bir edilmiştir. Dosyada kurgusal bir bütünlük vardır. Bunun reddiyle birlikte temel hak ve hürriyetlerin korunması, mülkiyet hakkının iadesi ve adaletin tesisi adına müvekkilin öncelikle tahliyesini, nihayetinde ise beraatını talep etmek adaletin gereğidir.”
Tanık dinletme talebi
Yanardağ’ın avukatlarından Bilgütay Hakkı Durna ise savunmasında TELE1’e TMSF’nin kayyım olarak atandığını hatırlatarak, belirli suçlar bakımından TMSF’nin beş yıl süreyle kayyım olarak atanabileceğini ancak bu suçlar arasında “casusluk” suçunun bulunmadığını, dolayısıyla TMSF’nin kayyım olarak atanmasının açıkça hukuka aykırı olduğunu belirtti ve TMSF’nin kayyım atanmasına ilişkin kararın acilen kaldırılmasını talep etti.
Avukat Durna, ayrıca bir tanık dinletme talepleri olduğunu ancak trafik kazası geçirdiği için tanığın bu duruşmada hazır bulunamadığını, yine de duruşmaya getirmek istediklerini ama sağlık durumu nedeniyle bunun uygun bir zamanlamayla yapılması için ek süre istedi.
Savcı tutukluluk halinin devamını istedi
Duruşmanın 13 Mayıs tarihli üçüncü oturumunda ara mütalaasını açıklayan savcı, “sanıkların üzerlerine atılı suç bakımından kuvvetli suç şüphesini gösteren somut delillerin bulunması, atılı suçun vasıf ve mahiyeti, kanunda öngörülen cezanın alt ve üst sınırları, hukuka uygun tutukluluk süresi dikkate alındığında mevcut tutukluluk hâlinin ölçülü olduğu, delil toplama işlemlerinin henüz tamamlanmadığı ve adli kontrol tedbirlerinin bu aşamada yetersiz kalacağı” gerekçeleriyle sanıkların tutukluluk hâllerinin devamına karar verilmesi yönünde ara mütalaasını sundu.
Savcı ayrıca, sanıkların ve sanık müdafilerinin taleplerinin dosyaya yenilik katmayacağı değerlendirerek reddine karar verilmesini istedi.
İmamoğlu: Yanardağ ve Özkan’ı serbest bırakın
Mütalaaya karşı savunma yapan Ekrem İmamoğlu, “Bu iddianame hukuk cinayetidir; Ekrem İmamoğlu’na itibarını sarsacak yeni bir suç uyduralım, Necati Özkan’a yeni bir tutuklama çıkaralım, Merdan Yanardağ’ın kanalına çökelim, hatta fırsat bu fırsat bir de satalım demek için yazılmıştır” dedi.
İmamoğlu, mütalaaya karşı talebinde ise, “Necati Özkan ve Merdan Yanardağ tahliye edilsin. Bu ızdıraba, bu rezilliğe lütfen son verin” ifadelerini kullandı.
Yanardağ’dan toplumsal barışa katkı çağrısı
Mütalaaya karşı savunmasını yapan gazeteci Yanardağ, iddianamenin ideolojik yargılara dayanarak hazırlandığını savunarak, “Amerikancı bir iktidar ve emperyalizmin işbirlikçileri, bu ülkenin yurtseverlerini, solcularını, cumhuriyetçilerini casuslukla suçlamaya kalkıyor” dedi ve şöyle devam etti:
“Bu beşinci sınıf kumpasın iki hedefi var. Birincisi TELE1’e el koymak, beni ve arkadaşlarımızı susturmak. İkincisi ise Sayın Ekrem İmamoğlu’nu tasfiye etmek; 2019 ve 2024 seçimlerini lekelemek ve paralize etmek. Ama yapamayacaklar. Bu mümkün değil. Adaletin olmadığı yerde toplumsal barış olmaz.
“Şimdi Sayın Savcı, mütalaasında delillerin toplanmadığını söylüyor. Nasıl toplanmamış olabilir, dalga mı geçiyorsun? Mağdur ettiğiniz kişiyi özgürlüğüne alıkoymak gibi, üstelik de size verilen devlet gücünü kullanarak, bunu istismar ederek insanları hapsetmişsiniz. Bakın, milletin verdiği silahla darbe yapmakla, milletin verdiği hukuk gücünü kullanarak darbe yapmak arasında içerik olarak fark yoktur. O bakımdan mahkemeniz çok önemli bir tarihsel kavşakta. Ya toplumsal barışa yeniden hizmet edecek, çünkü bir ülkede adalet yoksa barış da hiçbir zaman kurulamaz, olmaz.”
Son olarak mütalaayı olduğu gibi reddettiğini söyleyen Yanardağ, “Talebim toplumsal barışa katkıda bulunmanızdır” sözleriyle savunmasını sonlandırdı.
Mahkeme kararını açıkladı
Mahkeme, Milli İstihbarat Teşkilatı Başkanlığı’na yazı yazılarak, suç tarihleri dikkate alınmak suretiyle sanıkların TCK 328 kapsamında casusluk faaliyetinde bulunduklarına ilişkin herhangi bir rapor veya tespitin bulunup bulunmadığının sorulmasına karar verdi.
MİT Başkanlığı’ndan ayrıca, sanık Hüseyin Gün’e ait olduğu iddia edilen dijital verilerde yer alan, özellikle İBB.gov.tr uzantılı e-mail adresleri ile domain kullanıcı adı ve şifrelerinin, TCK 328/1 kapsamında “devletin güvenliği veya iç ve dış siyasal yararları bakımından gizli kalması gereken bilgiler” niteliğinde olup olmadığına ilişkin ayrıntılı değerlendirme talep edildi.
Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu Başkanlığı’na müzekkere yazılarak, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne ait IP adresleri ve ilgili sunucu sağlayıcılarının bildirilmesi; İBB.gov.tr sistemlerine giriş yapan kullanıcı IP kayıtları, erişim tarih-saat bilgileri ve log kayıtlarının gönderilmesi istendi.
Ayrıca MİT Başkanlığı ve İstanbul TEM Şube Müdürlüğü’nden; iddianamede yer alan e-mail adresleri, kullanıcı adları ve şifrelerin gerçek olup olmadığının tespiti, ilgili kişilerin suç tarihlerinde İBB’de çalışıp çalışmadıklarının belirlenmesi, sistem erişim kayıtları, mail oturumları, güvenlik logları, VPN ve Active Directory bağlantılarının incelenmesi ve yetkisiz erişim veya veri sızıntısı bulgularına ilişkin ayrıntılı rapor hazırlanması talep edildi.
Tanıklar Derya Yavuzcu, Ümit Deniz Alacan ve Zeynep Şen hakkında zorla getirme kararı çıkarılmasına; Merdan Yanardağ müdafiinin talebi doğrultusunda Lale Uğurza isimli kişinin tanık olarak dinlenmesi amacıyla gelecek celse zorla getirme işlemi uygulanmasına karar verildi.
Mahkeme, tutuklu sanıklar Ekrem İmamoğlu, Hüseyin Gün, Merdan Yanardağ ve Necati Özkan hakkında; üzerlerine atılı suç bakımından kuvvetli suç şüphesini gösteren somut deliller bulunduğu, henüz dinlenmeyen tanıkların mevcut olduğu, delil toplama işlemlerinin tamamlanmadığı ve adli kontrol hükümlerinin yetersiz kalacağı gerekçeleriyle tutukluluk hâllerinin devamına karar verdi.
Mahkeme ayrıca TELE1’e ilişkin kayyım ve satış süreciyle ilgili talepleri de değerlendirdi. Yönetim kayyımının işlemlerinin “kayyımın hukuki yetki ve sorumluluğu kapsamında” olduğunu belirterek bu aşamada ayrıca karar verilmesine yer olmadığına hükmetti. Böylece TELE1’e ilişkin kayyum uygulaması ve satış süreci devam etmiş oldu. Dava 6 Temmuz 2026’ya ertelendi.
Dava hakkında
TELE1 Genel Yayın Yönetmeni Merdan Yanardağ, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının başlattığı soruşturma kapsamında 24 Ekim 2025 günü gözaltına alındı. Başsavcılık yaptığı açıklamada, TELE1 Genel Yayın Yönetmeni Merdan Yanardağ'ın "casusluk suçundan yakalanarak gözaltına alındığını”, evinde ve işyerinde arama yapıldığını duyurdu. TELE1 televizyonunun İstanbul Seyrantepe'deki haber merkezine sabah saatlerinde gelen Terörle Mücadele (TEM) Şubesi polislerinin arama yaptıkları da bildirildi.
Aynı gün akşam saatlerinde İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, TELE1 kanalının sahibi ABC Radyo Televizyon ve Dijital Yayıncılık Anonim Şirketi'ne İstanbul Sulh Ceza Hakimliğince Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonunun (TMSF) kayyum olarak atanmasına karar verildiğini duyurdu.
Yanardağ 27 Ekim günü çıkarıldığı sulh ceza hakimliğince “casusluk” suçlamasıyla tutuklandı.
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, Yanardağ, tutuklu İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, İmamoğlu'nun danışmanı ve kampanya direktörü Necati Özkan ve Hüseyin Gün hakkında “siyasal casusluk” suçlamasıyla iddianame hazırladı. 4 Şubat 2026 tarihli iddianamede Ekrem İmamoğlu “örgüt lideri” sayıldı. Hüseyin Gün’den ele geçirilen belgeler de iddianamenin merkezinde yer aldı. Savcılık, soruşturmaya 112 Acil Çağrı Merkezi’ne yapılan bir ihbarla başladığını aktardı. İhbarı yapan kişi, Gün’ün İsrail, İngiltere ve ABD lehine ajanlık faaliyetleri yürüttüğünü, görüşmelerini kriptolu telefonlar üzerinden yaptığını iddia etti. Ancak Merdan Yanardağ'a para verdiği iddia edilen ve Hüseyin Gün'ün "mommy" olarak adlandırdığı Seher Alaçam hakkındaki soruşturma, Alaçam’ın hayatta olmaması nedeniyle takipsizlik kararı ile kapatılmıştı.
