Expression Interrupted

Türkiye’de ifade özgürlüğüne yönelik baskının öncelikli hedefi gazeteciler ve akademisyenler. Yüzlerce gazeteci ve akademisyen hakkında soruşturma açıldı, birçoğu tutuklandı. Bu site ifade özgürlüğünü kullandığı için soruşturma ve kovuşturmaya uğrayanlar hakkındaki yasal süreci takip etmektedir.

SÖYLEŞİ: Adli kontrol tedbirleri susturma ve caydırma aracı olarak kullanılıyor

SÖYLEŞİ: Adli kontrol tedbirleri susturma ve caydırma aracı olarak kullanılıyor

Avukat Ömer Çakırgöz, gazeteciler Buse Söğütlü ve Tunca Öğreten’in katılımıyla gerçekleşen söyleşide gazeteci davalarında yurt dışı yasakları ve adli kontrol tedbirleri konuşuldu

 

Expression Interrupted platformu, gazeteci davalarında yurt dışı yasakları ve adli kontrol tedbirlerinin tartışıldığı bir çevrimiçi söyleşi düzenledi. Gazeteci Meltem Akyol’un moderatörlüğünde gerçekleştirilen söyleşide avukat Ömer Çakırgöz ile gazeteciler Buse Söğütlü ve Tunca Öğreten konuşmacı olarak yer aldı.

 

Adli kontrol tedbirlerinin, tutuklama nedeninin varlığı halinde başvurulacak bir tedbir olarak ön görülmüş bir düzenleme olduğuna dikkat çeken avukat Ömer Çakırgöz, bunun bir susturma ve caydırma aracına dönüştüğünü söyledi: “Bir gazeteci hakkında bir soruşturma başlattığınız zaman onun tutuklanmasını gerektirir bir suç şüphesi ve tutuklama nedeni yoksa adli kontrole de hükmedilemez aslında. Yasal düzenleme böyle bir sınır çiziyor. Ancak uygulama böyle değil. Özgürlüğü engelleyecek bir somut delil olmadığı halde dahi bir şekilde gazetecinin muhalif olup olmaması yargı makamları tarafından suç olarak yorumlanıyor. Bu kanunların özgürlük lehine yorumlanması ilkesini ihlal eden bir durum. Uygulama bir susturma, caydırma ve onu mesleğini icra edemez konuma getirme aracı olarak kullanılıyor.”

 

“Yargı paketi adli kontrol açısından kökten bir çözüm getirmiyor”

 

Genel idare hukuku esaslarına göre idarenin tüm eylem ve işlemlerinin yargı denetimine tabi olduğunu hatırlatan Çakırgöz, “İdarenin daha önceki iştirakler ve yasal düzenlemeden hareketle kişinin özgürlük güvenlik hakkı veya başka bir hakkına müdahale edecek idari işlem icra etmemesi gerekir” dedi. Çakırgöz, yurt dışı çıkış yasağı ve pasaport tahditlerinin 15 Temmuz 2016’daki darbe kalkışmasından hemen sonra yoğunluklu olarak kullanıldığını söyledi.

 

1 Ocak 2022 tarihinde yürürlüğe girecek olan Dördüncü Yargı Paketinde adli kontrol uygulamasının ne kadar süreceğine dair bir düzenleme yapıldığını anımsatan Çakırgöz şöyle konuştu. “Dördüncü Yargı Paketi adli kontrol açısından kökten bir çözüm getirmiyor, yalnızca bazı üst limitler getiriyor. Gazetecilere açılan çoğu dava Terörle Mücadele Kanunu (TMK) kapsamında suçlardan açıldığından 7 yıla varan adli kontrol tedbirleri uygulanabiliyor.”

 

Anayasa Mahkemesi (AYM), 7 Eylül 2021 tarihinde akademisyen Latife Akyüz’ün yurt dışı çıkış yasağına ilişkin yaptığı başvuru hakkında ihlal kararı vermişti. Çakırgöz, AYM’nin verdiği ihlal kararının sorunu temelinden çözebilecek bir temel oluşturmadığını söyledi: “AYM ihlal kararında meşru amaç ve yasallık bakımından problem görmedi. Yurt dışı çıkış yasağı tedbirine başvurmak için gerekli olan meşru amaç kriterinin var olduğunu ileri sürdü.”

 

“Yurt dışı çıkış yasağı mesleki olarak tedirgin edici”

 

2017 yılından bu yana devam eden “RedHack davası” kapsamında yargılanan gazeteci Tunca Öğreten, “kaçma şüphesi” gerekçesiyle hakkındaki yurt dışı çıkış yasağın kaldırılmadığını anlattı: “Örgüt üyeliği’ suçlamasıyla 1 yıl tutuklu kaldım. 13 duruşmada bu suçlama ile ilgili soru sorulmadı. Ve bu aşamaya dek yurt dışı yasağı kaldırılmadı. Her duruşmaya gidiyorum ama yasağın gerekçesi ‘kaçma şüphesi’. Mütalaada ‘üyelik’ suçlamasından değil ‘verileri hukuka aykırı olarak ele geçirmek’ten cezalandırılmam istendi. Örgüt üyeliği suçlaması sana yöneltilemese dahi sana orada bir ceza kesiyor. O ceza da ne? ‘Yurt dışına çıkamazsın.’ O suçlama düşmüş olmasına rağmen sana en ağır suçlamayı yapıyormuş gibi adli kontrol şartını devam ettiriyor.”

 

Dört yıldır devam eden yurt dışı çıkış yasağının mesleki olarak kendisini etkilediğini söyledi: “Mesleki olarak iki türlü çok etkilendim. Birincisi, yurt dışından gelen davetlere katılamamak kariyerim açısından kendimi geliştirmeme engel oldu. İkincisi, çatışmalı bölgelerde habercilik yapan biriyim. Bu kısıtlama nedeniyle Edirne’de mültecilerin çıkışını takip etmekten tedirgin oldum. Çünkü o süreçte iki gazeteci yurt dışına çıkmaya çalışıyor diye gözaltına alınmıştı. Oysa haber için oradalardı. Desen ki kaçmıyorum, haber için oradayım derdini anlatamazsın. Derdini anlatamayacak olmak çok tedirgin edici. Yaratılan bu korku iklimi pek çok gazeteciyi işini yapmaktan alıkoyuyor. İşini yapmaya devam eden gazeteciler ise bu iklimde ‘muhalif gazeteci’ olarak kodlanıyor, bu da yanlış bir değerlendirme.”

 

“İdari kararlar keyfi şekilde işletiliyor”

 

Yaptığı bir haber ve sosyal medya paylaşımı nedeniyle hâkim Akın Gürlek’i “DHKP-C silahlı terör örgütüne ve marjinal sol örgütlere hedef gösterdiği” gerekçesiyle yargılan gazeteci Buse Söğütlü, mahkeme kararları gerekçe gösterilerek alınan idari kararların keyfi şekilde işletildiğini ifade etti: “2017 yılında bir haber takibi esnasında gözaltına alındım. 3 gün gözaltında kaldık daha sonra yurt dışı çıkış yasağıyla serbest bırakıldık. Birkaç hafta sonra da yasağa binaen pasaportuma el konuldu. Daha sonra bu gözaltı ile ilgili 2017 yılında hakkımızda dava açıldı ve davanın ilk duruşmasında hakkımdaki yurt dışı çıkış yasağı kaldırıldı. İdarenin verdiği pasaport ihlali kararının zemini ortadan kalkmış oldu. Bu sene haziran ayında yurt dışında bir gazetecilik programına kabul edildim ve pasaportumu almak için başvuru yaptım. Ancak ağır ceza mahkemesinde dosyam olduğu gerekçesiyle pasaport verilmedi.”

 

Şu an yargılanmakta olduğu davada hakkında herhangi bir adli kontrol tedbiri olmadığının altını çizen Söğütlü şöyle devam etti: “Yaptığım haberler ve attığım tweetler sebebiyle hakkımda ‘terörle mücadelede görev almış kişileri hedef göstermek’ten dava açıldı. Fakat bu dosya kapsamında bana yurt dışı çıkış yasağı konulmadı. Mahkeme böyle bir tavır içerisine girmemişken İstanbul Emniyet Müdürlüğü kendisini yargı makamlarından daha yetkili görüp pasaportumu vermeyerek yurt dışına çıkışımı engelledi. Mesleki yaşamımın başında bir gazeteciyim. Bulabildiğim her eğitime gitmek başka ülkedeki gazetecilik pratiğini deneyimlemek engellenmiş oldu.”

Yukarı