Expression Interrupted

Türkiye’de ifade özgürlüğüne yönelik baskının öncelikli hedefi gazeteciler ve akademisyenler. Yüzlerce gazeteci ve akademisyen hakkında soruşturma açıldı, birçoğu tutuklandı. Bu site ifade özgürlüğünü kullandığı için soruşturma ve kovuşturmaya uğrayanlar hakkındaki yasal süreci takip etmektedir.

ANALİZ | 2014’ten 2020’ye: AİHM’in Ahmet Şık kararları

ANALİZ | 2014’ten 2020’ye: AİHM’in Ahmet Şık kararları

 

 

Ahmet Şık gibi yaptığı haberler nedeniyle hayatı boyunca alenen tehdit edilmiş, yargısal tacize maruz kalmış bir gazetecinin durumunun ayrıca değerlendirilmemiş olması, delil ve ispat standardındaki geriye dönüşten daha endişe verici

 

 

Av. BENAN MOLU

 

Türkiyede gazeteci” denince akla gelen ilk isimlerden olan Ahmet Şık, Cumhuriyet gazetesi gazetecileri ve Cumhuriyet Vakfı yöneticilerine yönelik operasyon kapsamında 29 Aralık 2016 tarihinde gözaltına alınmış, PKK, FETÖ/PDY ve DHKP-C örgütlerinin propagandasını yaptığı ve üye olmamakla birlikte örgüte yardım ettiği iddiasıyla 30 Kasım 2016 tarihinde ikinci kez tutuklanmıştı. 9 Mart 2018 tarihinde tahliye olan Şık hakkında 25 Nisan 2018 tarihinde 7 yıl 3 ay hapis cezası verilmişti.

 

Kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı ile ifade ve basın özgürlüğünün ihlâl edildiği iddiasıyla 30 Ocak 2017 tarihinde Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunan Şık hakkında Anayasa Mahkemesi, iddialarının “açıkça dayanaktan yoksun” olduğu gerekçesiyle kabul edilemezlik kararı vermişti.

 

Şık, Anayasa Mahkemesinin uzun bir süre başvurusu hakkında karar vermemesi nedeniyle 9 Mayıs 2017 tarihinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) başvurmuştu. 3 Temmuz 2017 tarihinde Hükümete bildirilen başvuru, 24 Kasım 2020 tarihinde karara bağlandı.[1]

 

AİHM, 10 Kasım 2020 tarihinde Cumhuriyet gazetesi gazetecileri ve yöneticileri için verilen Sabuncu ve Diğerleri kararındaki[2] gibi, Ahmet Şık’ın da yaptığı haber ve röportajlar ve sosyal medya paylaşımları nedeniyle tutuklanmasını özgürlük ve güvenlik hakkına ve ifade ve basın özgürlüğüne aykırı bulurken, Anayasa Mahkemesinin OHAL sonrası artan istisnai iş yükü ve başvurunun karışıklığı nedeniyle Anayasa Mahkemesinin süratle karar verme yükümlülüğünü ihlâl etmediğine ve Ahmet Şık’ın tutuklanmasının ardında onu susturmak ve cezalandırmak gibi başka bir amaç olmadığına karar verdi.

 

Şık’ın FETÖ'ye yardım ve PKK, FETÖ/PDY ve DHKP-C propagandası yapma suçlarından tutuklanmasına gerekçe olarak, 8 Temmuz 2015 tarihli Bizim yaptığımız şey gazetecilik; senin yaptığın şey vatana ihanet”, 9 Temmuz 2015 tarihli MİT, Reyhanlı katliamı hakkında bilgi aldı ancak bu bilgiyi polisle paylaşmadı” ve 13 Şubat 2015 tarihli "Kamyonlardaki sır açığa çıktı" başlıklı yazıları; Cumhuriyet gazetesinde çıkan 14 Mart 2015 tarihli Cemil Bayıkla yapılan Ya Apo Kandil'e ya biz İmralı'ya” haberi; 31 Mart ve 1 Nisan 2015 tarihlerinde yayınlanan ve bir savcıyı rehin alan kişilerden biriyle yapılan telefon görüşmesini içeren yazıları, 23-26 Eylül 2014 tarihinde Avrupa Parlamentosuyla Heybeliadada organize edilen seminerde yapılan açıklama; Twitter hesabında 28 Kasım 2015 tarihli Tahir Elçi'yi tutuklamak yerine katletmeyi tercih ettiler. Katil sürüsü bir mafyasınız” tweeti; 17 Şubat 2016 tarihli ABD ve AB'nin cihatçı teröre karşı müttefikimiz dedikleri PYD'nin terör örgütü olduğunu kanıtlamaya çalışanlar olağan şüpheli olmaz mı?” tweeti; 11 Aralık 2016 tarihli Cizre'de evlerin bodrumlarında yakılanlarla İstanbul'da bombayla parçalananları kıyaslayacağına ikisine de itiraz et. İkisi de şiddet.” tweeti; 14 Aralık 2016 tarihli Savaş, PKK ile ülkenin belirli bir bölgesinde arada kesintiler olsa da 1984'ten bu yana var.” tweeti; 20 Aralık 2016 tarihli Suikastçinin Nusra'cı değil FETÖ'cü olduğunu kanıtlama gayretindeki iktidar ve yancıları katilin polis olduğu gerçeğini ne yapacaksınız?” tweeti gösterilmişti.

 

AİHM, Ahmet Şık’ın daha önce İmamın Ordusu kitabı sebebiyle tutuklandığını, dolayısıyla daha önce eleştirdiği FETÖ’ye bugün yardım ettiğine dair bir şüphe duyulmasının mümkün olmayacağını[3], PKK ve FETÖ/PDY adına aynı anda propaganda yapmış olabileceği yönündeki bulguların muğlak ve belirsiz olduğunu[4], Cemil Bayık ile ve savcı Mehmet Selim Kiraz’ı öldüren militanlar ile yaptığı görüşmelere özellikle vurgu yaparak, haber değeri taşıyan bu haber ve sosyal medya paylaşımlarının herhangi bir terör örgütünün faaliyetlerini meşru gösterme, şiddete teşvik etme gibi bir amacı olmadığını[5] söyleyerek Ahmet Şık’ın bir suç işlediğine dair makul şüphe bulunmaması nedeniyle özgürlük ve güvenlik hakkının ihlâl edildiği[6] sonucuna vardı.

 

Mahkeme, makul şüphenin yokluğunda, yaptığı haberler nedeniyle Ahmet Şık’ın yaklaşık 13 ay boyunca tutuklu kalmasının kanun ile öngörülmediğine, bu sebeple ifade ve basın özgürlüğünün de ihlâl edildiğine karar verdi.[7]

 

İncelenen deliller ve özellikle kanunilik gerekçesiyle varılan ihlâl sonucu çok sayıda kişinin davası için hayati önemde çünkü bu açıklamalar, haberler ve sosyal medya paylaşımları sebebiyle ve kokteyl örgüt üyeliği” ile suçlanan, tutuklanan ve hapis cezası alan çok sayıda kişi var.

 

Buna karşın, millî hâkim Saadet Yüksel bu sonuca katılmadığını belirterek Sabuncu kararında halihazırda Mahkeme önünde derdest olan başka bir başvurunun konusunu oluşturduğu” gerekçesiyle yazamadığı karşı oy gerekçelerini bu kararda yazdı. Yükselin göreve başladığı 4 Temmuz 2019 tarihinden bu yana yazdığı şerhler ayrı bir çalışmayı hak etse de, şimdiye kadar sadece tutuklulukla ilgili başvurularda -Hükümete muhalif kişilerin tutukluluğuna ilişkin davalarda[8]- yazılan bu şerhlerin özellikle 2017 yılından bu yana İmret, Işıkırık gibi içtihatlarla gelişen müdahalenin “kanunilik” şartını taşımadığı gerekçesiyle verilen ihlâl kararlarını görmezden gelen ve eğer gerekçesi açıklanabiliyorsa, hukuki dayanağına, meşru amacına ve demokratik toplumda gerekliliğine ve orantılığına bakılmasına gerek duymayan karşı oy yazıları olduğu söylenebilir.

 

Şimdiye kadar gerekçe gösterildiği sürece bu kişilerin tutuklanmalarının esasında bir hak ihlâline yol açmayacağı yönünde görüş bildiren ve yerel mahkemeleri bu konuda yönlendiren Yüksel, bu kararda da aslında Ahmet Şık’ın tutuklanmasına yol açan delillerin sınıflandırılmasında bir sorun olduğunu belirterek, yerel mahkemeleri yönlendirmek istemese de”, Şık’ın yaptığı haberlerin sorumlu gazeteciliğin ilkelerinden kaynaklanan birtakım ödev ve sorumluluklara aykırı olduğunu, bu sebeple ifade ve basın özgürlüğünün ihlâl edildiği görüşüne katılmadığını söylüyor. Dahası, bu suçlamalar hakkında karar verilebilmesi için çok erken olduğunu ve 10. maddeye ilişkin ayrıca bir değerlendirme yapılmasına gerek olmadığını” belirtiyor.

 

Bu argümanını güçlendirmek için en yakın tarihlisi 2009 yılından olan bir dizi karara atıf yapıyor. Ancak atıf yapılan kararlar, Ahmet Şık’ın durumuyla ve yazdığı haberler ve tweetlerin içeriği ile ilgisi olmayan, içerisinde gerçekten şiddete teşvik edilebilecek, şiddeti meşru gösterebilecek ifadelerin yer aldığı, Mahkemenin bu sebeple ifade özgürlüğü ihlâli olmadığına karar verdiği kararlar. Dolayısıyla, Şık’ın haberlerinin ve tweetlerinin neden ifade özgürlüğü koruması dışında kaldığını açıklamaya elverişli örnekler değiller.

 

İfade özgürlüğünün ihlâl edildiği hakkında karar verilebilmesi için erken olduğu argümanı da yine Mahkemenin yerleşik içtihadıyla açıkça çelişiyor. Zira, diğer çok sayıda ve özellikle tutuklama olmasa ve sonunda beraat edilse dahi, ceza soruşturmasının uzun yıllar boyunca devam etmesinin kendisinin ifade ve basın özgürlüğü ihlâli olduğuna dair[9] yakın tarihli örnek kararların yanı sıra, 2014 tarihinde Ahmet Şık’ın İmamın Ordusu kitabını yazdığı için bir terör örgütüne üye olduğu iddiasıyla tutuklanmasına ilişkin ilk kararında, henüz bir Yargıtay kararı olmamasına rağmen, tutuklamanın kendisini ifade özgürlüğüne yönelik bir müdahale kabul etmiş ve Hükümetin iç hukuk yolları tüketilmediği için bu incelemenin “erken” olduğu yönündeki itirazını reddetmişti.[10]

 

Bu şerhe rağmen, 5. ve 10. madde ihlâli bakımından çok güçlü olan bu ihlâl kararı, tıpkı Sabuncu ve Diğerleri kararında olduğu gibi, tutukluluğun arkasında yatan gizli amacı tespit etmekten imtina ettiği için bir o kadar da eksik. Nitekim, Sabuncu kararında bu eksikliği oldukça isabetli bir şekilde eleştiren Litvanyalı hakim Kuriş, bu kararda da Sabuncu kararındaki şerhini hatırlatarak 18. maddeden ihlâl verilmemesine karşı çıkıyor.

 

Sabuncu kararında AİHMnin 18. madde içtihadından nasıl saptığını eleştiren bir yazı yazmıştım, bu yüzden tekrara düşmemek adına bu eleştirileri hatırlatmakla yetineceğim.[11] Ancak burada özellikle dikkat çekmek istediğim bir konu var. Yukarıda da bahsettiğim üzere, bu karar Ahmet Şık’ın tutukluluğunun özgürlük ve güvenlik hakkını ve ifade/basın özgürlüğünü ihlâl ettiğine dair verilen ikinci karar.

 

Ahmet Şık, tutuklanmasının ardından soruşturmayı yürüten savcıdan üst düzey devlet görevlilerine kadar pek çok kişinin, gazetecilik faaliyetleri nedeniyle değil, örgüt üyesi olduğu iddiasıyla tutuklandığı yönünde açıklamalar yaptığını, hakkında başlatılan soruşturma nedeniyle tutuklanmasının araştırmacı gazetecilik mesleğini icra etmesini engellemek amacıyla yapıldığını iddia etmişti. Mahkeme söz konusu başvuruda, Şık’ın tutuklanmasındaki amacın daha çok, o zamana kadar kamuoyunda geniş tartışmalara konu olan bir yargılamanın yürümesine ilişkin bütün eleştirileri veya yorumları engellemek olup olmadığı ve dolayısıyla, müdahalenin Hükümet tarafından ileri sürülen meşru amaca yönelik olup olmadığı konusunda kendi kendisini sorgulamış ancak genelde yapmayı tercih ettiği gibi, bu sorgulamanın müdahalenin gerekli olup olmadığının tartışılacağı bölümde incelenmesine karar vermişti.[12]

 

Sözleşmenin 18. maddesine hem başvurucular hem Mahkeme tarafından birkaç senedir olduğu kadar sık başvurulmaması nedeniyle 2014 yılında Mahkemenin tutuklamanın ardındaki amacı incelemekten kaçınması anlaşılabilir olsa da bunun 2020 yılında devam ettirilmesi makul değil. Ahmet Şık için verilen 18. maddenin ihlâl edilmediği kararı, bir paragraf dışında Sabuncu kararıyla bire bir aynı. Oysa Ahmet Şık gibi yaptığı haberler nedeniyle hayatı boyunca alenen tehdit edilmiş, gazetecilik yaptığı sırada başından hedef alınmış, soruşturma ve kovuşturmalarla ve cezaevleriyle yargısal tacize maruz kalmış bir gazetecinin kendi özel durumunun böyle bir inceleme sırasında ayrıca değerlendirilmemiş olması, delil ve ispat standardındaki geriye dönüşten daha endişe verici.

 

Sabuncu ve Şık kararları, özellikle gazeteciler özelinde Türkiyede gazetecilerin gazetecilik faaliyetleri sebebiyle maruz kaldıkları baskıların arkasındaki gerçek amacın ortaya çıkarılması için önemli bir fırsattı, şimdilik kaçtı ama Mahkeme önünde bu hatadan dönebileceği başka başvurular hala mevcut. Hakim Kuriş’in şerhinde dediği gibi, ufka bakmaya devam edelim.

 


[1] Ahmet Şık v. Türkiye (no. 2), 36493/17, 24.11.2020. Kararın Molu, Budak, Özcan ve Karaman tarafından yapılan çevirisi: https://anayasagundemi.com/2020/11/29/ihamin-ahmet-sik-v-turkiye-no-2-kararinin-cevirisi-ahmet-sikin-haber-roportaj-ve-tweetleri-nedeniyle-tutuklanmasi-ozgurluk-ve-guvenlik-hakkini-ve-ifade-ozgurlugunu-ihlal-eder/

[2] Sabuncu ve Diğerleri v. Türkiye, 23199/17, 10.11.2020. Kararın Molu, Budak, Özcan ve Karaman tarafından yapılan çevirisi: https://anayasagundemi.com/2020/11/16/ihamin-sabuncu-ve-digerleri-v-turkiye-kararinin-cevirisi-cumhuriyet-gazetesi-yazar-ve-yoneticilerinin-tutuklanmasi-ozgurluk-ve-guvenlik-hakki-ile-ifade-ozgurlugu-ihlalidir/

[3] Ahmet Şık v. Türkiye (no. 2), para. 124-125.

[4] Ahmet Şık v. Türkiye (no. 2), para. 127.

[5] Ahmet Şık v. Türkiye (no. 2), para. 132-136.

[6] Ahmet Şık v. Türkiye (no. 2), para. 141.

[7] Ahmet Şık v. Türkiye (no. 2), para. 188.

[8] bakınız, insan hakları savunucusu ve iş insanı Osman Kavala’nın, FETÖ/PDY üyesi olduğu iddiasıyla ihraç edilen hakim Hakan Baş’ın, BDP siyaset akademilerinde ders veren yazar/çevirmen Ragıp Zarakolu’nun, KCK operasyonlarında tutuklanan Osman İşçi’nin, Cumhuriyet gazetesi yazar ve yöneticilerinin davaları.

[9] Ali Gürbüz v. Türkiye, 52497/08, 12.03.2019. https://anayasagundemi.com/2019/04/10/ihamin-ali-gurbuz-v-turkiye-kararinin-cevirisi-gazetecileri-sonunda-beraat-de-etseler-yalnizca-orgut-uyelerinin-aciklamalarini-yayimladiklari-icin-uzun-yillar-cok-sayida-davayla-ceza-riski-alt/

[10] Ahmet Şık v. Türkiye, 53413/11, 08.07.2014, para. 80.

[11] Benan Molu, AİHM’nin Cumhuriyet Gazetesi Kararı Üzerine Bir Eleştiri, 23.11.2020, https://expressioninterrupted.com/tr/aihm-in-cumhuriyet-gazetesi-karari-uzerine-bir-elestiri/

[12] Ahmet Şık v. Türkiye, para. 105.

Yukarı