Çağdaş Erdoğan, 22 buçuk yıla kadar hapis istemiyle yargılandığı davanın ilk duruşmasında adlî kontrol şartıyla tahliye edildi. İkinci duruşma Haziran’da 

ÖZGÜN ÖZÇER – İSTANBUL

Beş buçuk aydır tutuklu bulunan foto muhabiri Çağdaş Erdoğan’ın “terör örgütü üyeliği” ve “terör örgütü propagandası” suçlamalarıyla 22 buçuk yıla kadar hapis istemiyle yargılandığı davanın 13 Şubat 2018 günü İstanbul 33. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen ilk duruşmasında mahkeme, Erdoğan’ın adlî kontrol şartıyla tahliye edilmesine karar verdi. Mahkeme ayrıca davanın bir sonraki duruşmasının 1 Haziran 2018’de görülmesini kararlaştırdı.

24 yaşındaki Çağdaş Erdoğan, 2 Eylül 2017 günü Kalamış sahilinde fotoğraf çekerken “Millî İstihbarat Teşkilatı’na ait sosyal tesislerin fotoğrafını çektiği” gerekçesiyle gözaltına alınmış, 11 gün boyunca gözaltında kaldıktan sonra 13 Eylül 2017 tarihinde “PKK/KCK silahlı terör örgütüne üye olmak” iddiasıyla tutuklanmıştı.

P24’ün yanı sıra Düşünce Suçuna Karşı Girişim tarafından da tarafından mahkeme salonunda takip edilen duruşmada, Erdoğan ve avukatları savunmalarını yaptı.

Mahkemeye ifadesinde iddianamede yer verilen fotoğraf ve haberleri ile bunlarla ilgili paylaşımlarını ele alan Erdoğan, “Bu iddianame gazetecilik mesleğimden başka bir şeyi sorgulamıyor. Dünyanın en saygın yayın kuruluşlarında kabul görmüş işlerimden dolayı şu an karşınızdayım,” dedi.

20 Kasım 2017 tarihinde kabul edilen 37 sayfalık iddianamede Erdoğan’a, tutuklama kararındaki “terör örgütü üyeliği” suçlamasına ek olarak, “terör örgütü propagandası yapmak” suçu da yöneltiliyor. İddianamede Erdoğan’ın çektiği fotoğrafların yanı sıra sosyal medya ve kişisel sitesindeki paylaşımlarının ekran görüntülerine ağırlıklı olarak yer verilirken, bu paylaşımlar iki suçlamaya da delil olarak gösteriliyor.

‘Mesleki ve insani sorumluluğum var’

Delillerin, dünyada çok sayıda mecrada yayımlanan sokağa çıkma yasağı ve Gezi protestoları da dâhil olmak üzere toplumsal eylemlerle ilgili fotoğraflardan ibaret olduğunu vurgulayan Erdoğan, “2009’dan beri fotoğrafçılık, 2014’ten beri ise gazetecilik yapıyorum. AP, AFP, Getty Images gibi saygın ajanslarla ‘freelance’ çalıştım. Fotoğraflarım New York Times, Guardian, BBC gibi onlarca mecrada yayımlandı. 1850’den beri yayınlanan British Journal of Photography tarafından ‘Gelecek vaat eden fotoğrafçılar’ listesinde gösterildim. O listeye giren dört Türkiyeli fotoğrafçıdan biriyim. İkisi Yunanistan ve İtalya’da, ikisi Türkiye’de dört ayrı sergim açıldı ve ben haksız yere cezaevinde olduğum için katılamadım. Üstelik suç olarak, dünyanın en saygın gazeteleri için çektiğim fotoğraflarım önüme konuldu,” ifadelerini kullandı.

Erdoğan, yıllardır mesleği gereği toplumsal olayları fotoğrafladığını, ancak iddianamede protesto fotoğraflarının cımbızla seçildiğini söyledi. Sokağa çıkma yasaklarından 15 Temmuz demokrasi nöbetlerine kadar sayısız eylemi fotoğrafladığını anlatan Erdoğan, “Burada sorgulanması gereken bir gazeteciyi çalıştığı konular üzerinden kimliklendirmenin yanlışlığıdır. İddianamenin mantığıyla benim aynı anda 15 Temmuz demokrasi nöbetlerini fotoğrafladığım için AKP üyesi, 1 Mayıs eylemlerini fotoğrafladığım için ise sol örgüt üyesi olmam gerekir,” dedi.

Türkiye’de yaşanan hak ihlalleriyle ilgili bir sorumluluk hissettiğini belirten Erdoğan, savunmasına şu ifadelerle devam etti:

“Bu coğrafyada yaşayan ve bu coğrafyaya dair kaygıları olan bir gencim. Ülkede bunca hak ihlâli yaşanırken hiçbir şey yokmuş gibi davranmam beklenemez. Bir gün çocuğum olduğunda Cerattepe yok edilirken, insanlar sırf cinsel yönelimlerinden dolayı katledilirken, maden ocaklarında ölürken, 57 yaşındaki Taybet Anne’nin ölü bedeni yedi gün boyunca sokak ortasında bekletilirken, ‘Sen bir gazeteci olarak ne yapıyordun?’ diye sorduğunda one verecek bir cevabım olmalı. Bu benim meslekî ve insanî sorumluluğumun gereğidir.”

‘Kamusal alanda fotoğraf çekmek haktır’

Erdoğan, savunmasında gözaltına alınma sürecini de anlattı.

Instagram Stories için dikkatini çeken şeyleri fotoğrafladığını belirten Erdoğan, Moda sahilinin kamusal bir alan olduğunu vurguladı.

Erdoğan savunmasına şöyle devam etti: “Kalamış Parkı da, sahil kenarında bulunup, adından anlaşıldığı gibi, bir park alanıdır. Bölgede herhangi bir bina bulunmamaktadır. Kaldı ki öyle dahi olsa, bölgenin MİT’e ait olduğuna veya fotoğraf çekmenin yasak olduğuna dair tek bir uyarı tabelası yoktur. Ben bir gazeteciyim, nerede fotoğraf çekmenin yasak olduğunu bilecek yetkinliğe sahibim. Gözaltına alındığım yer kamuya açık bir alan ve kamuya açık alanda fotoğraf çektirmek yasal haktır, ki benim için fotoğraf çekmek mesleki bir reflekstir.”

Erdoğan, “keşif için fotoğraf çektiği” iddiasını da “çağ dışı” olarak niteledi. İnternet üzerinden bir klavye tuşuyla ayrıntılı görüntülere ulaşılabildiğini söyleyen Erdoğan, gözaltına alınmadan önce bir saat boyunca kimlik kontrolünün tamamlanmasını beklediğini, farklı bir niyeti olsaydı bunu yapmayacağını belirtti.

Erdoğan, gözaltına alındıktan sonra kötü muameleye uğradığını ve gözdağına maruz kaldığını da belirtti.

Erdoğan, “Götürüldüğüm Kadıköy Rıhtım Karakolu’nda dört polisin fiziki zorlaması ile çırılçıplak soyulup arama bahanesi ile cinsel tacize uğradım. Ardından götürüldüğüm Vatan Emniyet Müdürlüğü’nde 12 gün boyunca zorla IŞİD sanıkları ile birlikte tutuldum,” diye konuştu.

Gözaltına alınmasının ikinci gününde kendini MİT görevlisi olarak tanıtan iki kişi tarafından sorgulandığını söyleyen Erdoğan, “Haber kaynaklarıma ilişkin ajanlık dayatmasına maruz kaldım. MİT görevlileri bana ‘savcılığın kendilerinden gidecek karara bağlı olduğunu’ söyleyip kendilerine istihbarî bilgi vermemem durumunda tutuklanacağım tehdidinde bulundular. Nitekim öyle de oldu; bir gazeteci olarak Anayasa’da koruma altına alınmış haber kaynağımı koruma hakkımı kullandığım için yaklaşık altı aydır haksız yere cezaevindeyim,” dedi.

‘Farklı kimlikleri görünür kıldım diye hapisteyim’

Çağdaş Erdoğan savunmasında ayrıca iddianamedeki yıkıntılar arasında malzeme toplayan iki çocuk fotoğrafının İstanbul Fotoğraf ve Sinema Derneği (İFSAK) tarafından düzenlenen ve Kültür Bakanlığı’nca desteklenen İstanbul Fotoğraf Günleri Festivali’nde açılan “Yıkım ve Göç” konulu serginin tanıtım fotoğrafı olduğuna dikkat çekti. Benzer şekilde, Salt Galata’nın tanıtım videosundan da ekran görüntülerinin iddianamede yer aldığına işaret etti.

John Berger’in “Suçların belgelenmesinden yalnızca suçlular rahatsız olurlar” sözlerine değinen Erdoğan, çalışmalarında farklı kültür ve kimliklere yer vermek için çaba gösterdiğini söyleyerek, “Biz gazetecilerin ürettiği belgeler, kanıttır. Yaşanan olayların ve hak ihlâllerinin aydınlatılmasında büyük rol oynamaktadır. Bu boyutu ile biz gazeteciler, siz hukukçuların besleyicileriyiz. Bu sebepten biz gazetecilerin üretimlerinden ancak suç işleyenler rahatsız olurlar. Bir bayram günü özgürlüğüm elimden alındı ve tam altı aydır ben ondan mahrumum. Bunun sebebi, LGBTİ’lerin, farklı inanç kesimlerinin, kültür ve kimliklerin en önemlisi de coğrafyamızda yaşanan kirli savaşın görünür olmasından duyulan korkudan ve hissedilen suçluluk psikolojisinden başka bir şey değildir,” diye konuştu.

Avukatlar: Önce gözaltına alındı, sonra delil araştırıldı

Çağdaş Erdoğan’ın avukatlarından Ferat Çağıl, gözaltının ardından bir dizi hukuksuzlukların yaşandığını belirtti. Özellikle birçok davada olduğu gibi önce gözaltı işleminin yapıldığını, delil araştırmasına daha sonra geçildiğini vurgulayan Çağıl, “Soruşturmayı iki polis memuru yürütüyor. Bunlar hukukçu olmayınca da ortaya absürt bir iddianame çıkıyor,” dedi.

Sosyal medya tutanağının önce fezlekeye, ardından da iddianameye dönüştüğünü vurgulayan Çağıl, “Örgüt üyeliği suçlaması yöneltilmiş ancak hiyerarşi, organik bağ ve sürdürebilirliğe ilişkin hiçbir acıkama yok,” ifadelerini kullandı.

Avukat Melike Polat da Erdoğan’ın fotoğraflarını çektiği iddia edilen pek çok toplumsal olayın çok sayıda gazeteci tarafından benzer şekilde yayımlandığını, bunların birçok mecrada yayınlandığını söyledi. Erdoğan’ın sosyal medya paylaşımlarında fotoğraflarının kullanıldığı haberlere ait bağlantıları olumlu ya da olumsuz herhangi bir yorumda bulunmadan paylaştığına dikkat çeken Polat, bunları aktarmanın propaganda olarak sayılamayacağını vurguladı.

Savunmaların ardından mütalaasını veren savcı, Erdoğan’ın tutukluluğunun devamını talep etti. Ancak heyet başkanı kararında Erdoğan’ın yurt dışına çıkış yasağı ve adlî kontrol hükümleriyle serbest bırakılmasına  karar verdi. Davanın ikinci duruşması 1 Haziran’da görülecek.