Kaplan, 2010 yılında Sakarya’da başlatılan bir soruşturma üzerine “örgüt üyeliği” iddiasıyla açılan davada 6 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırıldı

Yeni Yaşam gazetesinin Genel Yayın Yönetmeni Çağdaş Kaplan hakkında 2010 yılında Sakarya’da başlatılan bir soruşturma üzerine “örgüt üyeliği” iddiasıyla açılan, Kaplan’ın tutuksuz yargılandığı davanın karar duruşması 31 Mayıs’ta Sakarya 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Kaplan, 2010 yılında KHK ile kapatılan Dicle Haber Ajansı’nda (DİHA) muhabirlik yaptığı dönemde, kendisinin de öğrencisi olduğu Sakarya Üniversitesi’nde eğitim gören Kürt öğrencilere yönelik operasyonları haberleştirmiş ve ardından gözaltına alınmıştı. Daha sonra Kaplan ve beraberinde gözaltına alınan öğrenciler hakkında “örgüt üyeliği” suçlamasıyla dava açılmıştı.

P24’ün mahkeme salonundan izlediği duruşmada beş sanık hazır bulunurken, Çağdaş Kaplan avukatı Gülcan Kartal Bağat tarafından temsil edildi. Sakarya 2. Ağır Ceza Mahkemesi, Kaplan’ın üzerine atılı “örgüt üyeliği” suçundan 6 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırılmasına karar verdi. Mahkeme ayrıca temyiz süresi boyunca Çağdaş Kaplan hakkında yurt dışına çıkış yasağı da uygulanmasını hükmetti. Mahkeme, Kaplan ile birlikte yargılanan diğer 18 sanığı da “örgüt üyeliği” suçundan 6’şar yıl 3’er ay hapis cezasına mahkûm etti. 

Avukat Bağat: Çağdaş Kaplan gazetecidir

Avukatı Bağat, esas hakkındaki savunmasında Kaplan’ın gazeteci olduğunu vurgulayarak, olayın gerçekleştiği dönemde KHK ile kapatılan DİHA’da muhabirlik yaptığını ve gazeteci olarak çalıştığına dair belgeleri mahkemeye sunduklarını söyledi. 

Soruşturma süresince yorum ve zorlama yoluyla delil üretilmeye çalışıldığını belirten Bağat, “Hazırlık soruşturması tamamen hukuka aykırıdır. Kolluk kuvvetleri ‘düşman ceza hukuku’ doğrultusunda hareket etmiştir” dedi. 

Avukat Bağat savunmasında, Kaplan’a yöneltilen hiçbir iddianın somut bir dayanağı olmadığına dikkat çekti. Avukat Bağat savunmasında şu ifadelere yer verdi: “Çağdaş Kaplan hakkında örgüte eleman sağladığına dair iddialar somut değildir. Bütün iddialar, Çağdaş Kaplan’ın çocukluk arkadaşıyla, cezaevinde olan kız kardeşinin mektup adresini öğrenmek için yaptığı telefon görüşmesine dayandırılmıştır. Bu telefon görüşmesini delil olarak kabul etmiyoruz. Çağdaş Kaplan ‘legal’ etkinlikleri organize etmekle suçlanıyor. Somut bir iddia yok ama ‘yasal’ ifadesine dikkat çekeriz.”

“Zorlama delillerle suç yaratılmıştır. Çağdaş Kaplan gazetecidir, günlük bir gazetenin genel yayın yönetmeni olarak mesleğine devam etmektedir” diye sözlerine devam eden Bağat, Kaplan’ın beraatini istedi. 

Mahkemede bulunan sanıklar ise 2010’da final sınavları döneminde gözaltına alındıklarını söyleyerek, üniversite eğitimlerini tamamladıklarını ve kamu ya da özel sektörde meslek sahibi olduklarını dile getirdi. Sanıklar, şayet iddia edildiği gibi “örgüt üyeliği” faaliyetinde bulunmuş olsalar, hayatlarını bu şekilde sürdürmeyeceklerine dikkat çekti.

Avukatlar da sanıklar aleyhinde iddiaların “örgüt üyeliği” suçuna delil olarak kullanılamayacağını belirtti. Avukatların özellikle üzerinde durduğu iddialar arasında, Şivan Perwer’in 1970’li yıllarda bestelediği “Herne Pêş” şiirinin İzmit’te Kadınlar Günü etkinliğinde okunması yer alıyor. Herne Pêş şiirinin suç unsuru sayılmasından dolayı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) daha önce Türkiye’yi ifade özgürlüğü ihlalinden mahkûm etmişti. 

Çağdaş Kaplan ve diğer sanıkların yargılandığı dava 2014 yılına kadar İstanbul’da Özel Yetkili Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Özel yetkili mahkemelerin kapatılması üzerine davayı Sakarya 2. Ağır Ceza Mahkemesi üstlendi. Ancak özel yetkili mahkemelerin yaptığı işlemlerin geçersiz sayılması üzerine yeniden görülen Ergenekon ve Balyoz davalarının aksine, tıpkı KCK davalarında olduğu gibi Çağdaş Kaplan ve diğer sanıkların yargılandığı dava da kaldığı yerden devam etti.