Sosyal medya hesabından Afrin harekâtını eleştirdiği gerekçesiyle Ocak ayında tutuklanan Karakaş adlî kontrol şartıyla tahliye edildi 

Halkın Nabzı gazetesi Genel Yayın Yönetmeni ve Artı Gerçek yazarı İshak Karakaş’ın da aralarında bulunduğu dokuz kişi, 8 Mayıs 2018 günü İstanbul 28. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davalarının ilk duruşmasında adlî kontrol şartıyla tahliye edildi. Sosyal medya hesaplarından Afrin harekâtını eleştirdikleri gerekçesiyle 22 Ocak’ta gözaltına alınan ve yaklaşık dört aydır tutuklu bulunan dokuz kişiye yurt dışı yasağı ve iki haftada bir karakolda imza şartı getirildi.

P24 tarafından mahkeme salonunda izlenen duruşmada “terör örgütü propagandası yapmak” ile suçlanan tutuklu sanıklar İshak Karakaş, Yücel Üney, Yaşar Yılmaz Altunbilek, Abdullah Yeşilbağdan, Cevdet Taş, Murat Demir, Ahmet Alanç, Tarzan Aktan ve Ömer Karakurt ile avukatları hazır bulundu.

Duruşmada savunması için söz alan Karakaş, sarı basın kartı sahibi bir gazeteci, barışsever ve barış aktivisti olduğunu söyledi. “Bir parti adına veya propaganda amaçlı paylaşım yapmadığım apaçık ortada” diyen Karakaş, paylaşımlarının büyük bölümünün haber içerikli olduğunu vurguladı ve söz konusu tweetlerinin içeriklerine birer birer açıklık getirdi. Tweetleriyle bazı haberlerde gazetecilik ve etik habercilik kurallarının ihlâl edildiğine dikkat çekmeye çalıştığını söyleyen Karakaş, “Bir barışsever ve hümanist olarak [Afrin’de] sorunun savaş dışında demokratik yollarla çözülmesinin daha insani olduğunu düşünüyorum” dedi. 

Afrin’e yönelik “fetih” yaklaşımı oluşturulmasından rahatsızlık duyduğunu ifade eden Karakaş, sivillerin zarar görmediğine dair beyanların gerçeği yansıtmadığını belirterek “Afrin’de zarar gören siviller olduğuna dair haberler yapıldı. Kaldı ki haber paylaşmak suç değildir” ifadelerini kullandı. Karakaş savunmasını, “Ben bir barış savunucusuyum, o yüzden buradayım. Siz barışın mı yoksa savaşın mı savunucususunuz? Suçsuzum, beraatimi istiyorum” sözleriyle noktaladı.

Av. İmrek: Askerî müdahaleye karşı çıkmak haktır

İshak Karakaş’ın avukatlarından Uğur Karakaş ise savunmasında Halkın Nabzı gazetesinin nüshalarının mahkemeye sunulduğunu ifade ederek, “Bu gazetede şiddet içerikli hiçbir haber yoktur” dedi. İshak Karakaş’ın Barış Vakfı’nın kurucu üyesi olduğunu ve “Barışa 100 Adım” adlı bir kitap kaleme aldığını vurgulayan avukat Karakaş, “Müvekkil üzerine atılı suç terör örgütü propagandası. Paylaşımlarda açık bir örgüt ismi, cebir ve şiddet övgüsü yok. Bunlar gazetecilik sorumluluğu gereği yaptığı paylaşımlardır” ifadelerini kullandı.

Daha sonra söz alan avukat Yıldız İmrek ise, soruşturmanın başından beri usulsüz olduğunu söyledi. İmrek savunmasında şu ifadelere yer verdi: “Polis, birbirleriyle hiç bağlantısı olmayan kişiler hakkında açık kaynak araştırması yapmak suretiyle bu kişileri gözaltına alıyor. Bu ‘torba’ yaklaşımla ortak yargılama âdil yargılama hakkını ihlal ediyor çünkü ne fiil ne de fail birliği var. Bağlantı olmadığı halde sanıkların sanki aralarında bağlantı varmış gibi yargılanmaları İshak Karakaş’ın dosyasının titizlikle incelenmesini mümkün kılmadı.”

Terör örgütü propagandası suçunun düzenlendiği Terörle Mücadele Kanunu’nun (TMK) 7/2 maddesine göre, bu suçun işlenmesi için yalnızca belirli bir terör örgütünün adının yer alması değil, cebir ve şiddet yöntemlerinin de övülmesi gerektiğini vurgulayan İmrek, Karakaş’ın paylaşımlarının tamamının ifade özgürlüğü içinde değerlendirilen paylaşımlar olduğunu söyledi. Karakaş’ın propaganda suçunu işlediğine dair şüpheye yer vermeyen herhangi bir delil bulunmadığını da dile getiren İmrek, “Müvekkil söylemediği şeyler üzerinden yakıştırma yapılarak yorum yoluyla suçlanıyor” dedi.

Savunmasında ayrıca Afrin harekâtına karşıt olmanın da bir suç teşkil etmediğini ifade eden İmrek, şöyle konuştu: “Askerî müdahale devlet politikasıdır ve her yurttaşın bu politikaya karşı çıkma hakkı vardır. Her yurttaşın farklı fikirleri savunma ve hükümet politikalarına karşı çıkma hakkı vardır. Aksi totaliter bir durumdur. Özellikle savaş zamanında ifade özgürlüğü ve bilgi edinme hakkı çok daha önemlidir.”

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne göre ifade özgürlüğüne ancak gerekli ve zorunluysa müdahale edilebileceğini belirten İmrek, “Hükümet savaş karşıtlığını zararlı mı gördü? Peki, hükümet savaşın gerekli olduğunu açıklamak için araçlara sahip midir? Bir Twitter mesajından çok daha fazla imkânı vardır. Hükümet politikasına karşı çıkmayı terör örgütü ile ilişkilendirme çabası çok zorlama bir çabadır” ifadelerini kullandı. 

Beraat ya da ertelemeli bir hükümle sonuçlanabilecek bir dava olduğundan dört aylık tutukluluk süresinin haksız olduğunu vurgulayan İmrek, bu tutuklamaların mahkemeleri sanıkları cezalandırma eğilimine götürdüğünü ve bunun sonucunda da kişilerin masumiyet karinelerinin ihlâl edildiğini söyledi.

Davada beraat beklediklerini de sözlerine ekleyen İmrek, “Bir barış aktivisti olarak İshak Karakaş’ın eleştiride bulunması çok normaldir. Farklı fikir ifade etmek için örgüte ihtiyacı yoktur. Propaganda suçu için kuvvetli şüphe bir yana, basit şüphe dahi yoktur” dedi. 

Avukat savunmalarının ardından söz alan duruşma savcısı ise tüm sanıkların tutukluluk hâllerinin devamını talep etti.

Kısa bir aranın ardından kararını açıklayan mahkeme heyeti, “Delillerin yeterince toplanmış olması, sanıkların tutuklu kaldıkları süre, delil karartma ihtimallerinin bulunmaması, bu aşamada adlî kontrol hükümlerinin yeterli olabileceği” sebebiyle sanıkların yurt dışına çıkış yasağı ve iki haftada bir karakola imza şartıyla tahliye olmalarına hükmetti. Mahkeme ara kararın ardından davayı 18 Eylül 2018 tarihine erteledi.