Sanıkların ağırlaştırılmış müebbetle yargılandığı davanın ikinci duruşmasında 21 aydır tutuklu bulunan iş insanı Osman Kavala’nın tahliye talebi reddedildi

CANSU PİŞKİN, İSTANBUL 

Aralarında tutuklu iş insanı Osman Kavala ile sanatçılar ve sivil toplum temsilcilerinin de bulunduğu 16 kişinin, “Türkiye Cumhuriyeti hükümetini ortadan kaldırmaya teşebbüs” suçundan ağırlaştırılmış müebbet istemiyle yargılandığı Gezi davasının ikinci duruşması 18 Temmuz 2019 günü Silivri Cezaevi yerleşkesindeki duruşma salonunda görüldü.

İstanbul 30. Ağır Ceza Mahkemesi’nce görülen davanın ikinci duruşmasında, 21 aydır tutuklu yargılanan Osman Kavala ve tutuksuz sanıklar Yiğit Aksakoğlu, Çiğdem Mater, Can Atalay, Mücella Yapıcı, Tayfun Kahraman, Hakan Altınay, Mine Özerden, Yiğit Ali Ekmekçi ile sanık avukatları hazır bulundu. Duruşmayı P24’ün yanı sıra aralarında yerli ve yabancı medya kuruluşlarından gazeteciler ve sivil toplum kuruluşu temsilcilerinin de bulunduğu çok sayıda kişi izledi.

Davanın ilk duruşmasında İstanbul 30. Ağır Ceza Mahkemesi başkanı Utku Ercan duruşmaya katılmamış, heyete vekaleten Mehmet Başbuğ başkanlık etmişti. İlk duruşmanın ara kararında Osman Kavala’nın ev hapsi verilerek tahliye edilmesi yönünde muhalefet şerhi koyan hâkim Mehmet Başbuğ’un geçtiğimiz hafta mahkemeye asaleten başkan olarak atandığı öğrenildi.

“Aynı sanık hakkında aynı eylem nedeniyle dava açılamaz”

Mahkeme başkanı, iki gün sürmesi planlanan duruşmayı avukatların beyanlarını tamamlaması hâlinde ilk gün bitireceğini söyledi.

Sanık avukatlarından ilk sözü, tutuksuz yargılanan Mücella Yapıcı, Can Atalay ve Tayfun Kahraman’ın avukatı Fikret İlkiz aldı. İddianameye ilişkin değerlendirmelerde bulunan İlkiz şöyle konuştu: “İddianamenin son kısmında delillerin yeniden kıymetlendirildiği yazıyor. Kim yaptı bu kıymetlendirmeyi? Ceza Muhakemesi Kanunu açısından ‘kıymetlendirme’ nedir? Yeniden kıymetlendirme hangi Ceza Muhakemesi Kanununda var? Hukuksuz ve yasadışı dinlemelerle oluşturulan, toplanan delillerin izahını yapmamak için bu açıklama yapılmış. Bu yüzden biz bu iddianamenin dilini anlamadık ama genel felsefî duruşunu anladık. Hukukun diliyle, insan hakları sözleşmesinin diliyle konuşan, yasalara uygun bir iddianameyi beklemek bizim hakkımızdır. 657 sayfalık iddianameyi şöyle değerlendirmenizi isterim; delilden sanığa mı gittiniz? Hukuk düzeni bakımından sanıkla delil arasında bir nedensellik bağı kurdunuz mu? Kurmadınız. Bu iddianame, 2013 Gezi olayları sonrasında düzenlenen iddianamelerin aynıdır. Madem ki 2013 yılına döndünüz, hiç mi görmediniz; İstanbul 33. Asliye Ceza Mahkemesi’nde bu iddianame ile yargılama yapıldı ve eylemlerin suçla bağlantısı kurulamadığı için dava beraatle sonuçlandı. 33. Asliye Ceza Mahkemesi’nde yapılan yargılamaya konu iddianamedeki aynı delilleri bugünkü suç tasnifiyle kıymetlendirmişsiniz. Aynı fiilden verilmiş bir karar varsa başka bir dava açılamaz, davanın reddi gerekir. Aynı sanık hakkında aynı eylem nedeniyle yeniden bir yargılama yapılamaz. Hakkında yeni delil olduğu için bu davayı açtık bile demediniz; yeniden kıymetlendirme dediniz. Bunları dikkate almazsanız, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 171 ve 172. maddelerine muhalefet edip 33. Asliye Ceza Mahkemesi kararını açıkça yok sayıyorsunuz demektir.”

“Eylemi delile bağlamayan iddianame ile hükme gidilmez”

Atalay ve Kahraman’ın avukatı Özgür Karaduman ise, suçlamalara konu edilen “occupy” sözcüğüne ilişkin değerlendirmelerin iddianameye, Uludağ Sözlük’teki bir maddeden kopyalandığını söyledi. Atalay ve Kahraman’ın avukatlarından Evren İşler de beyanında, “Gerçekten anayasal düzene ve hükümete karşı suç işlense, herhangi bir anayasal düzen dava açmak için 6 yıl bekler mi? Bu kadar eleştirdiğimiz iddianame bile Gezi direnişini şiddetsiz eylem olarak yorumluyor. Bu şiddetsizlik, iddianamenin değil, Gezi’nin gerçeğidir. Bir belgenin başlığına iddianame yazıp altına cumhuriyet savcısı imzası atıldığında o belge iddianame olmuyor. İddianamede olması gereken unsurlar bu belgede yok. Onun yerine siyasî ve felsefî çıkarımlar var iddianamede. İddianame sanıklara yöneltilen suçlamaları bir delille kanıtlamıyor; kanaat bildiriyor. İddianame sanıkları şirk koşmakla suçluyor. Savcı siyasî ve ideolojik bir bakış açısıyla yaklaşıyor. Sanığa yüklenen eylemi delile bağlamayan belgeyle hükme gidilmesi mümkün değildir” ifadelerine yer verdi.

“Çekmediği filmle hükümeti devirmeye teşebbüsten yargılanıyor”

Hakkında yakalama kararı olan sanıklardan Gökçe Yılmaz Tüylüoğlu’nun avukatı Bahri Belen, müvekkili hakkında çıkarılan yakalama kararının kaldırılmasını talep etti.

Tutuksuz sanıklardan İnanç Ekmekçi’nin avukatı Aynur Tuncel Yazgan, müvekkilinin yurtdışında olması nedeniyle ifadesinin istinabe yoluyla alınması yönündeki talebi suçun karşılığı olan cezanın 5 yılın üzerinde olması gerekçesiyle önceki celse reddeden mahkemenin bu ara kararını gözden geçirmesini istedi.

Hakkında yakalama kararı olan sanıklardan Can Dündar’ın avukatı Akın Atalay da müvekkilinin 3 yıldır düzenli ve sürekli olarak yurtdışında yaşadığını belirterek Dündar’ın ifadesinin istinabe yoluyla alınmasını talep etti.

Çiğdem Mater’in avukatı Hürrem Sönmez, Mater’in telefonlarının dinlenmesi kararlarını veren hâkimlerin hâlen usulsüz dinleme davalarında yargılandıklarını anımsatarak iletişim tespit tutanaklarının Gezi eylemlerinden bir ay sonra tutulduğunu söyledi. İletişim tespit tutanaklarında suç unsuru olmadığının altını çizen Sönmez, “Müvekkil film yapımcısıdır. İddianamede yöneltilen temel suçlama çekilen bir belgesel film, ancak bunu mahkemeye sunamıyoruz, çünkü böyle bir film hiç çekilmedi. Müvekkilim Gezi protestolarını konu alan bir belgesel çekmiş olsaydı da bu suç olmayacaktı, fakat müvekkilim hiç çekmediği bir filmle hükümeti devirmeye teşebbüs suçundan yargılanıyor” dedi.

“Şüphe ile delil arasındaki kopukluk daha belirgin hale geldi” 

Avukatların savunmalarını tamamlamalarının ardından tutuklu sanık Osman Kavala beyanda bulundu. “Gezi olaylarının organizatörü ve finansçısı olmak” ve “15 Temmuz darbe girişimine destek vermek” suçlamalarıyla tutuklandığını anlatan Kavala, darbe girişimine destek verdiği yönündeki suçlamaya ilişkin ifadesinin henüz alınmadığını ve dosyada gizlilik kararı olduğunu söyledi.

Kavala, sözlerine şöyle devam etti: “Gezi protestolarını, hükümeti devirmeye değil, yanlış kararlardan döndürmeye yönelik demokratik bir kampanya olarak gördüm. İddianamedeki suçlamalara ilişkin sorgulanmadım. İddianamedeki kurgunun temel unsurlarını teşkil eden Soros, Açık Toplum Vakfı, Taksim Dayanışması, Otpor’la ilgili bana hiçbir soru sorulmadı. Bana karşı delil olarak gösterilen fotoğraflar bir fotoğraf sergisi ve Gezi Parkı’nda çekilmiş fotoğrafım. Gözaltına alındıktan sonra savcı tarafından sorgulanmadım. İddianamenin tutuklanmamdan 16 ay sonra hazırlanmış olması da somut delil arama çabasının göstergesi. İddianamedeki deliller, seyahat programım ile Anadolu Kültür’ün malî raporları. Bunların tutukluluğumla ilgisi olmadığı açık. Bu bilgiler ve malî raporlar suç işleme kastıyla fon kullanıldığına ya da kullandırıldığına dair bir somut delil içermiyor. Ben iki suçlamadan dolayı tutuklandım. Gezi olaylarının organizatörü ve finansçısı olmak ve 15 Temmuz darbesine destek vermekten. Aralarında 3 yıl olan bu iki olay nedeniyle tutuklanmış olmam, savcılığın bu iki olay arasındaki bağlantıya ilişkin şüphe olduğunu gösteriyor.  Bu şüpheleri beslemek üzere bazı basın organlarında yazılar çıktı. Beni suçlayan KOM dairesinin hazırladığı analiz raporunda hiçbir delil yok. 15 Temmuz darbe girişimine destek olma suçlaması iddianameye dönüşmedi, soruşturma dosyası olarak devam ediyor. Dosyada gizlilik kararı var. Tutuklandıktan sonra Henri Barkey ile 93,5 saat telefon kaydımın olduğuna dair asılsız haberler yayınlandı. Ama tek bir görüşmemiz yok. Tutuklandıktan sonra da suçlamalarla ilgili somut delil yok. Şüphe ile delil arasındaki kopukluk daha belirgin hale geldi. Bu nedenle tahliyemi talep ediyorum.”

“Hukukî garabet”

Daha sonra Kavala’nın avukatlarından Köksal Bayraktar söz aldı. Bayraktar, “Müvekkilim 21 aydır, yani 630 günden bu yana hürriyetinden yoksun bırakılmıştır. Rakamların büyüklüğü yapılan hukuki işlemin yanlışlığını ortaya koymaktadır. Hükümeti devirmeye teşebbüs ancak silahlı bir örgütün faaliyetiyle mümkün olabilir. İddianamede belirtilen olguların TCK 312. madde yönünden hukukî bir dayanağı bulunmamaktadır” dedi.

Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) Osman Kavala’yla ilgili verdiği karardaki muhalefet şerhlerine dikkat çeken Bayraktar, “hükümeti devirme eyleminde silahlı terör örgütü olması gerektiği”, “tek bir telefon konuşmasından cebir ve şiddet eylemine ulaşılamayacağı” hususlarını hatırlattı.

Bayraktar’ın ardından Kavala’nın avukatlarından İlkan Koyuncu söz aldı. Kavala’nın 1 Kasım 2017’de İstanbul 1. Sulh Ceza Hakimliği tarafından “Gezi olaylarının organizatörü ve finansçısı olmak” ve “15 Temmuz darbe girişimine destek vermek” suçlamalarıyla tutuklandığını hatırlatan Koyuncu, “İlk kez bir mahkemede hukukî garabet sözünü kullanacağım. Müvekkilim, İstanbul 1. Sulh Ceza Hakimliği tarafından tutuklandı ve ilk kez 25 Haziran’da huzurunuza çıktı. Başka bir hâkime çıkılmadı, tutuklama kararı verilmedi. Hakkında bir defa tutuklama kararı verildi. Bir kere hakkında tutuklama kararı verildi ancak iki dosyadan tutuklu. Bir karar ikiye bölünmüş durumdadır. Bugün tahliye kararı verilse bile müvekkil tahliye olabilecek mi, bilmiyoruz. Şayet siz Sulh Ceza Mahkemesi’nin verdiği tutukluluğu kaldırırsanız tahliye edileceğine inanıyoruz. Diğer karar yok hükmündedir” dedi.

İstinabe talepleri reddedildi

Duruşma savcısı, İnanç Ekmekçi’nin ifadesinin istinabe yoluyla alınması talebi reddedildiği hâlde mazeret bildirmeksizin duruşmaya katılmaması nedeniyle ifadesinin alınması için hakkında yakalama kararı çıkarılmasını istedi. Can Dündar’ın ifadesinin istinabe yoluyla alınması talebinin de reddini isteyen savcı, Kavala’nın üzerine atılı suçun vasıf ve mahiyeti nedeniyle tutuklama tedbirinin orantılı ve ölçülü olduğunu söyleyerek tutukluluk hâlinin devamını talep etti.

Duruşma sonunda açıkladığı ara kararında heyet, Ekmekçi ve Dündar’ın istinabe yoluyla ifadelerinin alınması yönündeki talepleri reddederken, sanıklara uygulanan adlî kontrol tedbirlerinin ve altı sanık hakkında çıkarılmış olan yakalama kararlarının devamına hükmetti. Mahkeme, oy çokluğuyla Kavala’nın tutukluluğuna devam kararı vererek bir sonraki duruşmanın 8-9 Ekim 2019 tarihlerinde görülmesine karar verdi.

Pineapple
Bu web sitesi Avrupa Birliği'nin desteğiyle hazırlanmıştır. Yayın içeriğinden tümüyle P24 sorumludur. Bu içeriğin Avrupa Birliği'nin görüşlerini yansıtması beklenmemelidir.