• Altanlar davasında yine tahliye çıkmadı
  • Zaman gazetesi davasında ilk duruşma görüldü

 

Aralarında Ahmet Altan, Mehmet Altan ve Nazlı Ilıcak’ın da olduğu altısı tutuklu 17 kişinin “darbeye teşebbüs” suçlamalarıyla yargılandığı davanın ikinci duruşması 19 Eylül günü İstanbul 26. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü.

Duruşma sonunda mahkeme heyeti tüm tutuklu sanıkların tutukluluklarının devamına karar verirken avukatlarla görüş kısıtlamasının kaldırılması talebini de reddetti. Davada tanık Nurettin Veren ve gizli tanık Söğüt’ün dinlenmesinden vazgeçilmesine karar veren mahkeme ayrıca haklarında yakalama kararı bulunan 10 sanığın dosyasının mevcut davadan ayrılmasına ve dava dosyasının mütalaasını sunması için Cumhuriyet Savcısına gönderilmesine hükmetti.

Dava kapsamında roman yazarı ve gazeteci Ahmet Altan, akademisyen ve köşe yazarı Mehmet Altan, gazeteci Nazlı Ilıcak, kapatılan Zaman gazetesinin görsel yönetmeni Fevzi Yazıcı, reklam ve pazarlama müdürü Yakup Şimşek, Polis Akademisi’nde öğretim görevlisi olan Şükrü Tuğrul Özşengül tutuklu olarak yargılanırken 10 Ekim 2015’de yayınlanan ve darbe çağrışımında bulunduğu iddia edilen reklam filmini çeken ajansın sahibi Tibet Murat Sanlıman tutuksuz olarak yargılanıyor.

Duruşmada ilk olarak Nazlı Ilıcak konuştu. “Üç ay önce sizi suçsuzluğuma ikna edebildiğimi sanmıştım. Ama somut delil var diyerek tahliye etmediniz. Ancak bu somut delilleri sunmadınız,” diyen Ilıcak darbeyi önceden bildiği ya da darbeye zemin hazırladığı iddialarının somut delillerle ispatlanmak zorunda olduğunu söyledi.

Ilıcak, “Savcının ‘darbeyi çağrıştırıcı’ dediği cümle hangisi? Somut cümle göstermiyor. Hep toptan konuşuyor. Darbeyi ne zaman övmüşüm ben?” diye sordu.

“Ben Bank Asya’dan krediyle villa mı aldım? Menfaat peşindekiler hapiste değil,” diyen Ilıcak, eski savcı Zekeriya Öz’le çekilmiş bir fotoğrafı, kanun hükmünde kararnameyle kapatılan Bugün gazetesinden çalıştığı sürece aldığı 15 aylık maaş ve iddianameye giren 11 tweeti nedeniyle “darbenin aslî unsuru” olarak nitelendirildiğini anlattı.

27 Mayıs 1960 darbesinden sonra iktidardan uzaklaştırılan eski başbakan Adnan Menderes ve iki eski bakanın idamıyla sonuçlanan Yassıada yargılamalarına da atıfta bulunan Ilıcak, Yassıada yargılamalarında “manevî cebir” diye bir kavramın uygulanmasıyla Menderes ve bakanlar hakkında idam kararı verildiğini anlattı. Ilıcak, “Yassıada’da Menderes ve arkadaşlarının başına gelenle bugün biz gazetecilerin başına gelen aynı şey. Yassıada’yla mukayeseyi tarihten örnek alınsın diye yaptım. Biz gazeteciler suç teşkil etmeyen yazılarımızla yargılanamayız,” diye konuştu.

Ilıcak davada birlikte yargılandığı kişilerden Ahmet ve Mehmet Altan dışında kimseyi tanımadığını söyleyen Ilıcak “Ben neden öteki insanlarla birlikte yargılanıyorum?” diye sordu. Ilıcak duruşmada hakkında yakalama kararı bulunan sanıkların bazılarının tweetlerinden örnekler okudu ve “Bunlar darbeyi biliyor, hepsi kaçmış” diye konuştu.

Ilıcak konuşmasında “FETÖ’cülüğün sınırlarının hukuka uygun şekilde çizilmesi” gerektiğini de söyledi ve “FETÖ denilen yapının bir dönem dinî cemaat olarak görüldüğünü unutmayın,” dedi.

Ilıcak, “FETÖ’nün içyüzünü geç anlamış olmakla birlikte katiyen suç işleme kastıyla hareket etmedim. Bu örgütün parçası asla olmadım,” diye konuştu.

“Çocuklarıma yük olmaktan yoruldum,” diyen Ilıcak tahliyesini talep etti.

73 yaşındaki Ilıcak 14 aydır tutuklu bulunuyor.

Ahmet Altan: Devletin en büyük güven kaynağı yargıçlardır

Duruşmaya SEGBİS ile tutuklu bulunduğu Silivri Cezaevi’nden katılan ve kısa bir savunma yapan Ahmet Altan ise mahkemenin iddia edilen suçları işlediğine dair kanıt göstermesi gerektiğini söyledi. Altan  “Ya ‘somut kanıtları’ göstereceksiniz ya da somut kanıtlar olmamasına rağmen ‘somut kanıtlar var’ demekte ısrar ederek dürüstlüğünüzü ve yargıçlık vasfınızı kaybedeceksiniz” diye konuştu.

Altan şöyle dedi: “Tutuklu olduğumuz bu bir yıl boyunca her ay bir yargıç ‘hakkımızda somut kanıtlar’ olduğunu söyleyerek tutukluluğun devamına karar verdi. Geçen celse, siz de hakkımızda ‘somut kanıtlar’ olduğunu söylediniz. Şimdi sizin dürüstlüğünüzü ve yargıçlık vasfınızı koruyabilmeniz, devletin de devlet olma vasfını sürdürebilmesi için o ‘somut kanıtları’ göstermeniz gerekir. O kadar rahatça ‘somut kanıtlar var’ dediğinize göre o kanıtların dosyanın içinde bulunması gerekiyor. 15 Temmuz’da silahlı darbe yaptığımızın somut kanıtlarını bize ve dünyaya gösterin. Gösteremeyeceksiniz. Öyle bir kanıt olmadığını siz de biliyorsunuz, ben de biliyorum. Çünkü bu iddialar baştan aşağı yalan.”

“Darbeye teşebbüs” suçlamalarıyla üç kez ağırlaştırılmış müebbet istemiyle yargılanan ve bir yıldır tutuklu bulunan Altan, “Hakkımızdaki bu tuhaf iddialarla ilgili bir tek somut kanıt gösterin, ben bir daha savunma yapmayacağım ve hakkımda en ağır hüküm verilse bile temyize gitmeyeceğim. Çok net söylüyorum. Tek bir kanıt gösterin, temyiz hakkımdan vazgeçeceğim. Ömrümün geri kalanını bir hapishane hücresinde sessizce geçirmeye razı olacağım,” dedi.

Altan’ın duruşmada sunduğu savunmanın tam metnine buradan ulaşabilirsiniz.

Mehmet Altan: İddianame utanç belgesi

Duruşmada daha sonra söz alan Mehmet Altan ise savcılık tarafından “TCK’da tanımlanmayan, yani suç olmayan bir suçlamayla” gözaltına alındığını, sekiz aylık tutukluluk sonunda gelen iddianamenin ise “varsayıma dayalı tek cümlelik bir iddia üzerine bina edilmiş bir utanç belgesi” olduğunu söyledi.

“İddianamede ‘bildikleri darbe girişimi’ deniyor. Darbeyi nasıl biliyoruz, bunun hiçbir kanıtı yok. İspatı yok” diyen Altan, 14 Temmuz gecesi yayınlanan bir televizyon programında Ahmet Altan ve Nazlı Ilıcak’la darbeyi konuştukları iddiasının da “koca bir yalan” olduğunu söyledi.

Mahkemeye Altan’ın evinde bulunan ve bir tanesi F serisi olduğu söylenen altı adet bir dolar da getirildi. Mahkeme başkanı söz konusu bir doların üst köşesinin yırtık olduğunu kayda geçirdi. Altan evinde bulunan 1 dolar videosunun basına verilmesi nedeniyle suç duyurusunda bulunacağını söyledi.

Altan savunmasında tutukluluğuna devam kararında “kaçma şüphesinden” bahsedilmesini de eleştirdi ve “Hayatımda gayrımeşru hiçbir işin içinde bulunmadım. Kılım kıpırdamaz, ne kaçması?” dedi.

“Benim gibi suçlanan birçok sanık tutuksuz olarak yargılanıyor. O hâlde, ortada keyfî bir tutum mu var?” diye soran Altan, mahkeme başkanı tarafından sık sık konuşmasını kısa tutması yönünde uyarılarla kesilen savunmasının sonunda “Mahkemelerin âdil, yansız, bağımsız, objektif ve hukuktan yana olduklarına inanmak istiyorum” dedi.

Mehmet Altan’ın duruşmada yaptığı savunmanın tam metnini buradan okuyabilirsiniz.

“Manevi cebir kavramı Faşizmin eseri”

Duruşmada daha sonra söz alan Ahmet ve Mehmet Altan’ın avukatı Veysel Ok ise Yargıtay 16. Ceza Dairesi tarafından darbe davalarından birinde verilen ve darbe suçlarında kanun tarafından aranan “cebir” şartının “maddî ve fizikî cebir” olduğunun altını çizen kararı anlattı.

Ok, Yargıtay kararında “Manevî cebrin hukuken olmadığını ve yargılamalarda böyle bir değerlendirme yapılması durumunda bunun adının faşizm olacağını ve Türkiye’de bunu yapanların Yassıada yargılaması diye bilinen 1960 darbesi sonrası kurulan darbe mahkemeleri olduğunu ifade etmiştir” dedi.

Dava dosyasında söz ve yazıdan başka delil olmadığını, kaçma şüphesinin değerlendirmeye alınmasının bile utanç verici olduğunu söyleyen Ok, son Yargıtay kararının ve Altanlar adına AİHM’e yapılan başvuruda gelinen noktanın dikkate alınarak tahliye kararı verilmesini talep etti.

Ok’un ardından söz alan avukat Ergin Cinmen ise Mehmet Altan aleyhindeki “bir dolar” iddiasına, doların Türkiye’de TL’den sonra en yaygın para birimi olduğunu hatırlatarak cevap verdi.

Cinmen, AİHM’in ihlal kararı verebileceğini ve Türkiye’nin buna uymak zorunda olduğunu hatırlattı ve “Dünya bu davayı konuşuyor. Bu davanın etkisi bu salonu çok aştı” dedi.

Duruşmada diğer tutuklu sanıklar Fevzi Yazıcı, Şükrü Tuğrul Özşengül ve Yakup Şimşek de savunma yaparken tutuksuz yargılanan Tibet Murat Sanlıman bir önceki duruşmada yaptığı savunmaya ek olarak söyleyeceği bir şey olmadığını belirtti.

Savunmalar ve avukat savunmaları sırasında mahkeme başkanı sık sık konuşmaların kısa tutulması ve sadece daha önce belirtilmemiş yeni unsurların ya da mahkemeden taleplerin belirtilmesi gerektiği yönünde uyarılar yaptı.

Davanın bir sonraki duruşması 13 Kasım’da görülecek.

Zaman gazetesi davasında ilk duruşma

Aralarında Şahin Alpay, Ahmet Turan Alkan, Ali Bulaç’ın da bulunduğu çoğunluğu kapatılan Zaman gazetesinin eski yazar ve çalışanlarından oluşan 30 kişinin yargılandığı davanın ilk duruşması 18-19 Eylül tarihlerinde Silivri cezaevi yerleşkesinde bulunan duruşma salonunda görüldü.

Duruşma sonunda mahkeme heyeti tüm tahliye taleplerinin reddine karar verirken avukat görüşmelerindeki kısıtlamaların kaldırılmasına hükmetti. Davanın bir sonraki duruşması 8 Aralık’ta görülecek.

Çoğunluğu Zaman gazetesi eski çalışan veya yazarı olan sanıklara yöneltilen suçlamalar 15 Temmuz darbe girişimin ardından kanun hükmünde kapatılan gazetede çalışmış olmalarına dayandırılıyor.

Davanın tutuklu sanıkları bir yıldan fazla süredir tutuklu bulunan Ahmet Metin Sekizkardeş, Ahmet Turan Alkan, Alaattin Güner, Ali Bulaç, Cuma Kaya, Faruk Akkan, Hakan Taşdelen, Hüseyin Belli, Hüseyin Turan, İbrahim Karayeğen, İsmail Küçük, Mehmet Özdemir, Murat Avcıoğlu, Mustafa Ünal, Mümtazer Türköne, Onur Kutlu, Sedat Yetişkin, Şahin Alpay, Şeref Yılmaz, Yüksel Durgut ve Zafer Özsoy’dan oluşuyor.

Dava kapsamında İhsan Duran Dağı, Ahmet İrem, Ali Hüseyinçelebi, Süleyman Sargın, Osman Nuri Arslan, Osman Nuri Öztürk, Lale Sarıibrahimoğlu, Nuriye Akman ve Orhan Kemal Cengiz ise tutuksuz olarak yargılanıyor.

Duruşmada ilk savunmayı yapan Cihan Medya Yönetim Kurulu Üyesi Ahmet Metin Sekizkardeş kendisinin sadece imza attığı yönetim kurulu kararlarından sorumlu tutulabileceğini söyledi. İddianamede hakkında somut bir suçlama bulunmadığını söyleyen Sekizkardeş “Neden suçlandığımı öğrenmek istiyorum” dedi.

Zaman gazetesi eski köşe yazarlarından Ali Bulaç ise 66 yaşında olduğunu, dört kalp damarının değiştiğini ve dört kronik hastalıkla boğuştuğunu anlattı. Bulaç, “Savcı iddianamenin son sayfasında yazılarımda suç unsuru olmadığını belirtmesine karşın bana karşı suçlamalarda bulunmaktadır,” dedi.

15 Temmuz darbe girişimine kadar FETÖ’nün terör örgütü olduğuna dair herhangi bir bilgi ya da belge olmadığını söyleyip dönemin hükümet yetkilileri ve Genelkurmay başkanının açıklamalarından örnekler okuyan Bulaç, “Ben bu örgütün silahlı terör örgütü olduğunu kabul ediyorum. Kaldı ki terör örgütü olduğu bilinmediği dönemde dahi ben üyesi değildim,” diye konuştu.

“Soruyorum, ben hangi silahlı terör eylemine girdim? Hangi silahlı çatışmaya girdim? Kime saldırdım? Görevi gereği bilmesi gerekenlerin ihmali hoş görülürken, siyasilerin anlama, kavrama yetisine tahammül gösterilirken ben niye suçluyum? Hangi yasaya göre 17-25 Aralık sonrası Zaman gazetesinde yazmışım diye suç işlemiş oluyorum?” diye soran Bulaç, “Devletin izniyle yayın yapan bir gazetede yazdım diye suç işlemiş olamam. Ben Anayasa ve yasalara güvenerek ifade özgürlüğümü kullandım,” dedi.

“İddia edilen suçlarla ilgim yok”

Ardından savunma yapan 73 yaşındaki Zaman eski köşe yazarı Şahin Alpay hayatı boyunca askerî darbelerin mağduru olduğunu, bu yüzden İsveç’e sığınmak zorunda kaldığını söyledi.

“Zaman okurlarına hitap ederek muhafazakâr kesimlerin demokrasinin erdemlerini kavramalarına bir katkım olabileceğini düşündüm,” diyen Alpay, kendisinin yazdığı yazılarla ve katıldığı televizyon programlarında yaptığı yorumlarla kamuoyunda “tam anlamıyla bir liberal” olarak tanındığını söyledi.

Alpay, “Gülen hareketinin bir suç örgütü olduğuna dair bir yargı kararı olsaydı, bir gün bile Zaman’da yazmayı sürdürmezdim. Gülen hareketi mensuplarının bir askeri darbe girişiminde rol alabilecekleri aklımın ucundan geçseydi, asla Zaman’da yazmazdım,” diye konuştu.

İddia edilen suçların hiçbiriyle ilgisinin olmadığını, yaşam tarzı ve inançları gereği bir dinî cemaate üye olmasının söz konusu olamayacağını anlatan Alpay, “İddianamede ileri sürülen suçların hiçbirisini işlemedim. Yargılama sonunda tümüyle aklanacağımdan kesinlikle eminim,” dedi.

Alpay’ın 18 Eylül’de mahkemede yaptığı savunmanın tam metnini buradan okuyabilirsiniz.

Duruşmada söz alan tutuklu sanıklardan Zaman gazetesi gece editörü İbrahim Karayeğen, “Adım sanıklar arasına yazılıyor ama neyle suçlandığımı bilmiyorum. Tahminlere dayanarak kendimi savunmaya çalışacağım,” dedi. Karayeğen, “Ben orada çalıştığım sürece Zaman meşru ve yasal bir gazeteydi. Gazeteyle örgütsel değil mesleksel bir bağım vardı,” diye konuştu.

“Neden Zaman gazetesinden ayrılmadığının sorulabileceğini ancak bunun “çok insafsız ve acımasız soru” olacağını söyleyen Karayeğen, “Binlerce gazetecinin işsiz gezdiği bir ortamda nerede iş bulup geçimimi sağlayacaktım?” diye sordu.

Daha sonra savunma yapan Zaman gazetesi eski Ankara temsilcisi Mustafa Ünal da “Biz terörist değiliz, gazeteciyiz. İddia makamına soruyorum, hangi yazımda ifade özgürlüğü sınırlarını aşmışım?” dedi.

Zaman gazetesi köşe yazarlarından Mümtazer Türköne ise kendisini “darbe karşıtı bir aktivist” olarak tanımladı ve 15 Temmuz darbe girişimine de karşı çıktığını, meşru hükümetin yanında yer aldığını söyledi.

Duruşmanın ikinci gününde savunma yapan Zaman köşe yazarı Ahmet Turan Alkan “Bu iddianameye göre, savcı beni Nuh tufanının azmettiricisi ve propagandisti olarak da suçlayabilirdi. İşi bu noktaya getirmediği için kendisine teşekkür ederim,” dedi.

“Yolsuzluğu eleştirmek nasıl oluyor da darbeye zemin hazırlamak oluyor? diye soran Alkan “Zaman gazetesinde yazdığım süre içerisinde FETÖ denen şeyin varlığına, faaliyetine şahit olmadım,” dedi.

 

Türkiye’de tutuklu ya da hükümlü olarak hapiste bulunan tüm gazetecilerin, Olağanüstü Hâl kapsamında kapatılan basın yayın kuruluşları, vakıf ve derneklerin listelerine buradan erişebilirsiniz.