Gazeteci davalarında Murat Aksoy, Atilla Taş ve Ömer Çelik tahliye olurken üç gazeteci tutuklandı

Geçtiğimiz hafta, çoğunluğu gazeteci 29 kişinin terör ve darbe suçlamalarıyla yargılandığı davada mahkeme gazeteciler Murat Aksoy, Atilla Taş ve öğretmen Davut Aydın’ın tahliyesine karar verdi.

Kamuoyunda “FETÖ medya davası” olarak bilinen davanın duruşması 24 Ekim günü İstanbul 25. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Taş ve Aksoy 3 Eylül 2016’dan , sağlık sorunları nedeniyle tahliyesine karar verilen Skolyoz hastası Aydın ise 26 Temmuz 2016’dan bu yana tutuklu bulunuyordu.

Davanın 27-31 Mart tarihinde görülen ilk duruşmasının sonunda aralarında Taş ve Aksoy’un da bulunduğu toplam 21 kişinin tahliyesine karar verilmiş, ancak bu 21 kişinin 13’ü hakkında bu kez darbe suçlamalarıyla yeni bir soruşturma açılması nedeniyle, sekizinin de tahliyelerine savcılıkça yapılan itirazın kabul edilmesiyle herhangi bir tahliye gerçekleşmemişti. Taş ve Aksoy haklarında darbe suçlamalarıyla yeni soruşturma açılan 13 kişi arasındaydı.

Darbe suçlamalarıyla açılan davanın ilk duruşması Ağustos’ta görülmüş, duruşma sonunda kapatılan Aksiyon dergisi muhabiri Bünyamin Köseli ile kapatılan Bugün gazetesi muhabiri Cihan Acar adlî kontrol şartıyla tahliye edilmişlerdi. Mahkeme ayrıca bu davanın devam etmekte olan ve sanıkların “Silahlı terör örgütü üyeliği” suçlamasıyla yargılandığı “FETÖ medya davasıyla” birleştirilmesine karar vermişti.

24 Ekim’deki duruşma birleştirme kararından sonra görülen ilk duruşma oldu.

Duruşmada sanıklar ve avukatları, mahkemeye ulaşan Bank Asya ve ByLock kullanımına dair raporların okunmasından sonra kısaca söz aldılar. Bank Asya raporuna göre aralarında Atilla Taş’ın da bulunduğu altı kişinin Bank Asya’da hesabının bulunmadığı, tutuklu dört sanığın Bank Asya’daki hesaplarının şüpheli olduğu, diğer sanıkların ise bankada hesabının bulunduğu ancak hayatın olağan akışına aykırı bir hareketin söz konusu olmadığı belirtildi.

ByLock kullanımı hakkındaki raporda ise Davut Aydın ve gazeteciler Ufuk Şanlı, Seyit Kılıç, Bülent Ceyhan, Mutlu Çölgeçen ve Oğuz Usluer’in şifreli mesajlaşma programını kullandıkları belirtildi.

Duruşmada söz alan Taş, “Artık hukuk sopasıyla dayak yemekten yoruldum. Mahkemeler bizim için var, bize karşı değil” derken Aksoy, “Terör örgütü üyeliğinden tutuksuz yargılanıyorum, cebir ve şiddet suçundan tutukluyum. Şiddet ve cebir de kullanmadım. Benim tek silahım kalemim, klavyem. Bir de tutamadığım dilim” diye konuştu.

Öğretmen Davut Aydın ise cezaevinde 40 kiloya kadar düştüğünü ve sağlık koşullarının cezaevinde kalmaya uygun olmadığını söyleyerek tahliyesini talep etti. Aydın “Sağlık sorunlarım dayanılmaz bir hal aldı. Bunun bir adım sonrası felç, sonrası ölüm,” dedi.

Davanın bir sonraki duruşması 4 Aralık’ta görülecek.

Son tahliyelerin ardından davada tutuklu yargılanan 20 gazeteci kaldı. Dava kapsamında yargılananların isimleri alfabetik sırayla şöyle:

Abdullah Kılıç, Ahmet Memiş, Ali Akkuş, Atilla Taş, Bayram Kaya, Bülent Ceyhan, Bünyamin Köseli, Cemal Azmi Kalyoncu, Cihan Acar, Cuma Ulus, Davut Aydın, Emre Soncan, Gökçe Fırat Çulhaoğlu, Habip Güler, Halil İbrahim Balta, Hanım Büşra Erdal, Hüseyin Aydın, Muhammet Sait Kuloğlu, Muhterem Tanık, Murat Aksoy, Mustafa Erkan Acar, Mutlu Çölgeçen, Oğuz Usluer, Said Sefa, Seyid Kılıç, Ufuk Şanlı, Ünal Tanık, Yakup Çetin, Yetkin Yıldız.

RedHack davasında Ömer Çelik’e tahliye

Yine 24 Ekim günü, üçü tutuklu altı gazeteci, Enerji Bakanı Berat Albayrak’ın RedHack tarafından ele geçirilen e-maillerinin yayımlanmasına dair görülen davada ilk kez hâkim karşısına çıktı.

İstanbul 29. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmanın sonunda mahkeme heyeti, kapatılan DİHA haber müdürü Ömer Çelik’in tahliyesine karar verirken Diken eski editörü Tunca Öğreten ve BirGün gazetesi çalışanı Mahir Kanaat’in ise tutukluluklarının devamına hükmetti. Mahkeme ayrıca Bakan Albayrak’ın davaya katılma talebini kabul etti.

Dava kapsamında altı gazeteci “Örgüt üyeliği”, “Örgüt propagandası” ve “Bilişim sistemini engelleme, bozma, verileri değiştirme veya yok etme” suçlamalarıyla yargılanıyor.

Duruşmanın başında Kanaat’in avukatı Ali Deniz Ceylan, “FETÖ üyeliği” suçlamasıyla yargılanan Kanaat hakkında sunulan tek delilin Kanaat’in bilgisayarında bulunan 17-25 Aralık soruşturmasına dair fezlekenin olduğunu, bu belgenin internetten indirildiğini ve bunu herkesin yapabileceğini söyledi. Ceylan, bunu mahkeme önünde de göstermek için belgeyi projeksiyon aracılığıyla bilgisayara indirmeyi talep etti, ancak mahkeme bu konuda gerek duyulursa bilirkişiden mütalaa alınabileceğini söyleyerek talebi reddetti.

Duruşmada ilk savunmayı tutuksuz yargılanan ETHA Sorumlu Yazı İşleri Müdürü Derya Okatan yaptı. Okatan, birkaç gün önce iki avukatının gözaltına alındığını, bunun da savunma hakkını engellediğini söyledi. Okatan, müdafiliğini avukat İbrahim Bilmez’in üstlendiğini belirtti.

Okatan, davaya konu olan e-maillerin WikiLeaks’e yüklendiğini, kendilerinin kamusal çıkar gözeterek bu e-maillerden özel hayatı ilgilendirmeyenleri yayımladıklarını söyledi.

Okatan, “Savcı e-maillerin ele geçirilmesini terör faaliyeti olarak görmüş, bizi de algı operasyonu yapmakla suçluyor. Algı yaratmak, olmayan bir şeyi var gibi göstermektir. Biz var olan verileri inceleyip haberleştirdik. Savcı bütün bunların gazetecilik faaliyeti olarak değerlendirilemeyeceğini söylüyor. Ancak haberlerimiz dışında delil yok,” diye konuştu.

Okatan, savcının yayımlanan e-maillerde devlet sırlarının da olabileceğini söylediğini hatırlatarak, “Bu bilgiler devlet sırrı ise bakanın kişisel e-mail hesabında ne işi  var?” diye sordu.

Ardından savunma yapan Yolculuk gazetesi Yazı İşleri Müdürü Eray Sargın ise iddianamede üyesi olduğu Haziran Hareketi Derneği’nin WhatsApp grubunda e-maillerle ilgili bir haber paylaşıldığının belirtilmesine atıfla, Haziran Hareketi’nin yasal bir dernek olduğunu, onun WhatsApp grubunda da, Twitter grubunda da olmasının normal olduğunu söyledi.

Sargın, “O grupta bu konuyla ilgili konuşmalar yapılmasının suç olduğunu düşünmüyorum. O günlerde herkes bu konuyu konuşuyordu,” dedi. Sargın ayrıca kendisinin gazeteci olduğunu, yargılanan beş kişinin de gazeteciliğine kefil olduğunu söyledi.

Ardından savunma yapan DİHA muhabiri Metin Yoksu ise Berat Albayrak’ın e-mailleri nedeniyle gözaltına alındıklarını, ancak aylar sonra iddianame çıkınca yapmış oldukları başka haberlerin suç olarak değerlendirildiğini gördüklerini söyledi.

Yoksu, iddianameye konu olan tweetlerin ise DİHA haberleri olduğunu, bu tweetlerde habercilik dili kullanıldığını belirtti.

İradesi dışında eklendiği bir Twitter grubunda Albayrak’ın e-maillerinin paylaşıldığını, bu grubu kimin kurduğunu bilmediğini söyleyen Yoksu, gruptan gelen mesajları iş yoğunluğu arasında takip edecek zaman bulamadığını, bir süre sonra da fazla sayıda bildirim geldiği için zaten gruptan ayrıldığını söyledi.

Yoksu, “Twitter’da birini takip etmem irtibatlı olduğumuzu göstermez. Cumhurbaşkanını da takip ediyorum ama irtibatlı değiliz,” dedi.

Bilişim sistemini bozma suçunu işleyebilecek donanıma sahip olmadığını belirten Yoksu, anne babasının telefonlarına ve taksicilik yapan babasının aracında unutulan telefona da el konduğunu söyleyip bu telefonların iadelerini istedi.

Duruşmada Yoksu’nun ardından DİHA haber müdürü Ömer Çelik savunmasını tercüman eşliğinde Kürtçe yaptı.

“Türk Dil Kurumu ‘Anadiliniz Kimliğinizdir’ kampanyası başlattı. Ben de böyle düşünüyorum. Bu mahkemeye karşı bir tavır değil,” diyen Çelik, iddianamede suç olarak nitelenen hareketleri suç olarak görmediğini, bu sebeple savunma değil açıklama yapacağını belirtti.

Gözaltı sürecinde işkenceye uğradığını söyleyen Çelik’e mahkeme başkanı bu konuda suç duyurusunda bulunabileceğini belirterek konunun dışına çıkmamasını söyledi.

“Hukuk kurallarının işlediği bir ülkede olsaydık bugün yargılamaya konu olan haberlerim belki de ödüle layık görülecekti,” diyen Çelik iddianameye baktığında Bakan Albayrak hakkında yaptığı haberler dışında bir şey görmediğini söyledi.

Çelik’ten sonra söz alan Kanaat ise savunmasında 24 günlük gözaltı sürecinde dosyasıyla ilgili bilgileri gizlilik kararına rağmen Sabah gazetesinden öğrendiğini söyledi.

Kanaat, “Ben o e-mailleri indirmedim, haber yapmadım. Olmayan haberimle yargılanıyorum,” dedi.

Twitter’da RedHack’i takip etmesinin ve o hesabın da kendisini takip etmesinin suç gibi nitelendirildiğini anlatan Kanaat, “Bu suçsa devlet RedHack hesabını neden kapatmıyor?” diye sordu.

Solcu bir ailenin solcu bir ferdi olduğunu söyleyen Kanaat kendisi hakkındaki cemaatçilik isnadının bir “hakaret” olduğunu ifade etti.

Tutuklu Die Welt muhabiri Deniz Yücel’le görüşmesinin de suç gibi yazıldığını söyleyen Kanaat, “Deniz gazetecidir, gazeteciyle görüşmemden daha doğal ne olabilir?” diye sordu.

17-25 Aralık fezlekesi hakkında ise, Kanaat fezlekenin hazırlandığı tarihin 09.09.2013 olduğunu, dosyanın herhangi bir yerden indirilmesi durumunda “öz nitelik bilgisi” olarak bu tarihin görüneceğini söyledi ve “Dolayısıyla 17-25 Aralık fezlekesinin o operasyonlardan önce elime geçtiği iddiası doğru değildir,” dedi.

Kanaat, “10 aydır suçsuz yere, hiçbir delil olmadan cezaevinde tutuluyorum. Bu sürede oğlum oldu ama kucağıma alamadım; oğlum beni tanımıyor. Bu süreçte ailemin yanında yer alamadım,” diye konuştu.

Duruşmada son olarak Tunca Öğreten savunma yaptı. Öğreten, gözaltına alındıktan sonra kendisine önce DHKP/C üyesi olup olmadığının sorulduğunu, kendisinin hayatı boyunca DHKP/C üyesi kimseyi tanımadığını söyledi.

Öğreten, “Ama sonra iddianamede gördüm ki ben DHKP/C üyesi değilmişim, hükümeti IŞİD’le bağlantılı göstermek vs. ile suçlanıyormuşum,” dedi.

İddianameye giren haberinde ülkenin enerji politikalarının da IŞİD’in de adının geçmediğini söyleyen Öğreten, “Twitter grubuna iradem dışında eklendim, orada verilen link üzerinden maillere ulaştım. Konu ayyuka çıkınca haberimi yaptım,” diye konuştu.

Savcının Öğreten ve Kanaat’in tutukluluklarının devamını istemesinden sonra tekrar söz alan Öğreten “Savcı hakkımda somut delil olduğunu söylüyor. Nerede o deliller? Bilmediğim bir haber mi yapmışım?” diye sordu.

Öğreten’in avukatı Sevgi Kalan Güvercin ise Anayasa Mahkemesi kararına göre alenileşmiş bir olayı haberleştiren gazeteciye ceza verilemeyeceğini savundu.

Davanın bir sonraki duruşması 6 Aralık günü saat 11:00’de görülecek.

Gözaltına alınan ETHA muhabirleri tutuklandı

19 Ekim’de gözaltına alınan Etkin Haber Ajansı (ETHA) editörü İsminaz Temel ile ajansın muhabiri Havva Cuştan 26 Ekim günü terör suçlamalarıyla tutuklandı.

Temel ve Cuştan 19 Ekim’de aralarında avukatlar ve Ezilenlerin Sosyalist Partisi (ESP) üyelerinin bulunduğu 14 kişiyle birlikte sabaha karşı yapılan ev baskınlarıyla gözaltına alınmışlardı. Temel ve Cuştan’la birlikte toplam 12 kişi sevk edildikleri mahkemece tutuklandı.

Anadolu Ajansı muhabiri ByLock nedeniyle tutuklandı

Anadolu Ajansı Yalova temsilcisi İsmail Ersan’ın kurum telefonuna şifreli mesajlaşma programı ByLock yüklediği iddiasıyla 20 Ekim günü tutuklandığı ortaya çıktı.

Sözcü gazetesinin internet sitesinde 25 Ekim tarihinde yayımlanan habere göre Ersan’ın tutuklandığı Yalova Cumhuriyet Başsavcısı Yıldırım Özgür tarafından yapılan bir açıklamayla duyuruldu. Açıklamada Ersan’ın bir süre önce gözaltına alındığı ve terör örgütü üyeliği suçundan sevk edildiği Yalova Sulh Ceza Mahkemesi’nce tutuklanarak cezaevine gönderildiği belirtildi.

Cezaevlerinde en az 155 gazeteci var

Son duruşmalarda Atilla Taş, Murat Aksoy ve Ömer Çelik’in tahliye edilmesi, ve ETHA’dan Temel ve Cuştan ile Anadolu Ajansı’ndan Ersan’ın tutuklanmasıyla birlikte Türkiye’de cezaevinde bulunan gazeteci sayısı en az 155 oldu.

Ayrıntılı listeye buradan erişilebilir.

Gazeteci Zeynep Kuray gözaltına alındı

BirGün gazetesi muhabiri Zeynep Kuray, 25 Ekim günü akşam saatlerinde polislerce evi basılarak gözaltına alındı.

Facebook paylaşımları gerekçe gösterilerek “Terör örgütü propagandası” suçlamasıyla gözaltına alınan Kuray, ertesi gün savcılığa ifade vermesinin ardından serbest bırakıldı.

“MGK manşeti” davası 9 Ocak’a ertelendi

Kapatılan Taraf gazetesi eski muhabiri Mehmet Baransu ve gazetenin eski sorumlu yazı işleri müdürü Murat Şevki Çoban’ın yargılandığı davanın görülmesine İstanbul Anadolu 10. Ağır Ceza Mahkemesi’nde devam edildi.

Taraf gazetesinin 28 Kasım 2013 tarihli sayısında “Gülen’i Bitirme Kararı 2004’te MGK’da Alındı” manşetine konu olan haberle ilgili olarak açılan davada Baransu ve Çoban “Devletin güvenliğine ilişkin belgeleri temin etme”, “Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından gizli kalması gereken bilgileri basın ve yayın yoluyla ifşa etme” ve “MİT’in görev ve faaliyetlerine ilişkin belge ve bilgiyi basın yoluyla ifşa etme” suçlamalarıyla 26’şar yıldan 52’şer yıla kadar hapis cezası istemiyle yargılanıyor.

25 Ekim günü görülen duruşmada, mahkeme heyeti cezaevi yönetiminden Baransu’nun savunma hazırlayabilmesi için gerekli tedbirlerin alınmasının istenmesine karar verdi. Mahkeme avukat görüş kısıtlamasının kaldırılması talebini ise reddetti.

Davanın bir sonraki duruşması 9 Ocak 2018 tarihinde görülecek.

Özgür Gündem dayanışma davası 15 Mart’a ertelendi

Özgür Gündem “Nöbetçi Genel Yayın Yönetmenliği” kampanyasına katılan 13 gazeteci ve yazarın yargılandığı davaya 26 Ekim’de İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nde devam edildi.

Duruşmaya yargılanan gazeteci ve yazarlar katılmadı. Duruşma sonunda mahkeme heyeti başka bir davadan tutuklu bulunan Dilşah Kocakaya’nın savunmasının alınması için Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesi’ne yazı yazılmasına karar verdi. Dava 15 Mart 2018’e ertelendi.

TMSF 12 medya kuruluşunun varlıklarını satışa çıkardı

Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF), 12 medya kuruluşunun varlıklarını 1 milyon 146 bin 417 lira toplam muhammen bedelle satışa çıkardı. Satışa çıkarılanlar arasında kapatılan Taraf ve Özgür Gündem gazeteleri de var.

TMSF’nin internet sitesinde yer alan satış ilanına göre, Adana Medya Gazetesi, Art Tv ve Art Radyo, Haber Radyo Ege, Herkül Fm, Htv Hayat Tv, Kanal 24 Tv, Nazar Gazetesi, Özgür Gündem gazetesi, Özgür Radyo, Taraf gazetesi, Uşak Rd Klas ve Yeni Emek Gazetesi’nin değerleme ve satışı için Fona devredilen yayın hakkı/lisans, makine, teçhizat ve demirbaşları teklif alma yöntemiyle satışa çıkarıldı.

Söz konusu varlıklar, 17 Kasım mesai bitimine kadar alınacak tekliflerin değerlendirilmesi sonucunda satılacak. Birden fazla teklif verilen varlıklar için teklif sahipleri arasında açık artırma yapılacak.

AİHM davalarında hükümete ek süre 

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) öncelikli olarak ele almayı kararlaştırdığı tutuklu gazeteci davalarında hükümete savunmasını sunması için tekrar ek süre verdi.

AİHM, Cumhuriyet davası kapsamında hükümete 7 Kasım’a kadar ek süre verirken Ahmet ve Mehmet Altan ile Şahin Alpay başvurularında ise hükümete 8 Kasım’a kadar ek süre tanıdı. Başvurucu gazetecilerin avukatlarına gönderilen bilgilendirme notlarında AİHM, başka bir ek süre tanınmayacağını ve hükümetten verilen sürenin bitimine kadar görüşünü sunmasının istendiği belirtildi.

Hükümetin tutuklu Die Welt muhabiri Deniz Yücel’in başvurusunda da AİHM’den ek süre talep ettiği bildirildi. AİHM, Yücel adına yapılan başvuruya ilişkin olarak Türkiye’ye görüşünü hazırlaması için 24 Ekim tarihine kadar süre vermişti.

Bu arada, Avrupa Konseyi İnsan Hakları Komiseri Nils Muiznieks’in ardından, BM BM Düşünce ve İfade Özgürlüğü Özel Raportörü David Kaye ve aralarında PEN International, Article 19, Gazetecileri Koruma Komitesi, İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW), Uluslararası Basın Enstitüsü (IPI) ve Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü’nün de (RSF) bulunduğu bir grup uluslararası örgüt AİHM’deki 10 tutuklu gazeteci davasında müdahil oldu.

Türkiye’de tutuklu ya da hükümlü olarak hapiste bulunan tüm gazetecilerin, Olağanüstü Hâl kapsamında kapatılan basın yayın kuruluşları, vakıf ve derneklerin listelerine buradan erişebilirsiniz.