Türkiye’de ifade özgürlüğüne yönelik baskının öncelikli hedefi gazeteciler ve akademisyenler. Yüzlerce gazeteci ve akademisyen hakkında soruşturma açıldı, birçoğu tutuklandı. Bu site ifade özgürlüğünü kullandığı için soruşturma ve kovuşturmaya uğrayanlar hakkındaki yasal süreci takip etmektedir.


İddianameyi kabul eden İstanbul 5. Asliye Ceza Mahkemesi, 26 Aralık 2023 tarihli tensip zaptıyla davanın görülmesine 18 Nisan 2024 tarihinde başlanmasına karar verdi
MURAT KÖK
Kamuya açık bir davanın tutanağını haberleştirdiği için tutuklanan, İstanbul Adli Yargı İlk Derece Mahkemesi Adalet Komisyonu Başkanı Bekir Altun’un şikâyeti üzerine başlatılan soruşturma kapsamında evinden zorla ifadeye götürülen ve halihazırda hakkında açılmış 20’den fazla dava bulunan Gerçek Gündem haber sitesi editörü Furkan Karabay hakkında bir dava daha açıldığı öğrenildi.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın eski avukatı Mustafa Doğan İnal’ın şikâyeti üzerine İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından başlatılan soruşturma sonucunda hazırlanan iddianamede İnal’ın “kamu görevlisi” olduğu iddia edilerek Karabay’ın “kamu görevlisine görevinden dolayı alenen hakaret” ve “iftira” suçlarından 1 yıldan 6 yıl 4 aya kadar hapis cezasıyla cezalandırılması istendi.
Karabay hakkındaki iddianameyi kabul eden İstanbul 5. Asliye Ceza Mahkemesi, 26 Aralık 2023 tarihli tensip zaptıyla davanın görülmesine 18 Nisan 2024 tarihinde başlanmasına karar verdi.
İnal’ı “kamu görevlisi” yapan savcı mükerrer delil de sundu
İddianame savcısı, Karabay’ın 11 Ağustos 2022, 27 Nisan 2023 ve 2 Kasım 2023 tarihlerinde şahsi sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımları suçlamalara dayanak olarak gösterdi. İddianamenin giriş bölümünde “suç tarihi” olarak 3 Kasım 2023 tarihine yer veren iddianame savcısı, bu tarihe ait herhangi bir haber ya da sosyal medya paylaşımını iddianamede sunmadı. Bununla birlikte iddianame savcısı, 2 Kasım tarihli paylaşımlar hakkında davaya da dönüşen iki ceza soruşturması ile bir hukuk davası; 27 Nisan tarihli paylaşımlar hakkında davaya da dönüşen bir ceza soruşturması ile bir hukuk davası ve 11 Ağustos tarihli paylaşım hakkında bir hukuk davası olduğuna iddianamede yer vermedi.
Savcılık, Karabay’ın İnal’ı “kast ederek twitler attığı, avukat olan müştekinin kamu görevi olan avukatlık mesleğini yaparken davaları yönlendirme ve fetö borsası ile ilişkilendirme minvalinde yazılı paylaşım yaparak, müştekinin şeref ve saygınlığını rencide edecek şekilde ifadeler sarfetmek suretiyle müştekiye karşı, zincirleme şekilde kamu görevlisine karşı görevinden dolayı alenen hakaret suçunu işlediği, Yine aynı paylaşımlar ile müşteki hakkında soruşturma ve kovuşturma başlatılmasını yada idari bir yaptırım uygulanmasını sağlamak amacıyla hukuka aykırı fiil isnadında bulunmak suretiyle zincirleme şekilde iftira suçunu işlediğin[i]” iddia etti ve her iki suçtan cezalandırılmasını istedi.
Savcı, İnal’ın neden kamu görevlisi olduğunu açıklamadı
İddianame savcısı her ne kadar İnal’ın “kamu görevlisi” olduğunu iddia etse de bu iddiasını destekleyecek herhangi bir sav öne sürmedi.
19 Mart 1969 tarihli ve 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun “Avukatlığın Mahiyeti” başlıklı 1. maddesi, avukatlığı “kamu hizmeti ve serbest bir meslek” olarak tanımlamaktadır. İddianame savcısı, kanunun açık hükmüne rağmen avukatlığın bir “kamu görevi” olduğunu öne sürdü. Her ne kadar iddianame savcısı benzer suçlamanın yöneltildiği diğer iddianamelerde görüldüğü gibi Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) “Tanımlar” başlıklı 6. maddesine atıf yapmasa ve söz konusu maddenin c fıkrası “kamusal faaliyetin yürütülmesine geçici” olarak katılan kişileri de “kamu görevlisi” saysa da d fıkrası Anayasa’nın 128. maddesini gözeterek devlet memuru olan hâkim ve savcıları avukatlardan ayrı tutmaktadır.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu da 17 Haziran 2021 tarihli 2021/43 Esas ve 2023/287 sayılı kararında icra takibinde olan avukatların “kamu görevlisi” olup olmadıklarını değerlendirmiştir. Türk Ceza Kanunu’nun 6. maddesine atıfta bulunan yüksek mahkeme, avukatların yargı görevini ifa eden kişiler olduklarına şüphe olmasa da “vekalet ilişkisine” dikkat çekerek şu değerlendirmeyi yapmıştır: “Suç tarihinde avukatın müvekkilinin parasını tahsil edebilmesi için vekâletnamede ahzu kabz yetkisinin bulunmasının gerektiği ve bu yetkinin de görevi gereği değil müvekkilinin talebi ve iradesi doğrultusunda vekâlet ilişkisi çerçevesinde avukata verildiğinden, istenildiği takdirde de bu yetkinin sonlandırılabileceğinden ve yine vekâlet ilişkisi çerçevesinde müvekkilin vekilini azledebileceğinden söz konusu görevin hizmet ilişkisi çerçevesinde olduğunun değerlendirilmesi gerekmektedir.”
Benzer şekilde Anayasa Mahkemesi de Hakan Tokatlıoğlu başvurusunda (2018/24939) 16 Eylül 2020 tarihinde verdiği kararda benzer bir kanaate varmaktadır: “Kamu hizmetinde istihdam kavramının kamu görevlilerini kapsadığı konusunda bir tereddüt bulunmamakla birlikte özel hukuk sözleşmeleri ile de kamu hizmetinde istihdam mümkün kılınabilir. Ancak kamu görevlisi olmayan, bir idari sözleşmeyle veya ticari ya da sınai nitelikteki bir özel hukuk sözleşmesiyle kamu hizmetinde çalıştırılmayan ve mesleklerini serbest şekilde icra eden avukatların kamu hizmetinde istihdam edildiklerinin kabulü mümkün değildir. Zira belirtilen durumlar olmadığı müddetçe avukatlık kural olarak kamu hiyerarşisine dâhil olmayan serbest bir meslektir. Serbest avukatlığın devletin namına ve hesabına yapılan bir iş olmaması, serbest avukatların baro levhasına kaydolduktan sonra çalışıp çalışmama ve müvekkillerini seçme konusunda kural olarak bağımsız olmaları, devletten herhangi bir maaş almamaları, gelirlerinin müvekkillerinden aldıkları vekâlet ücretinden oluşması, zorunlu müdafilik veya arabuluculuk gibi görevlendirmeler dışında serbest avukatlara devletin mali olarak bir katkısının bulunmaması, serbest avukatlar tarafından yapılan iş ve işlemlerin sonuçlarından devletin mali veya hukuki sorumluluğunun bulunmaması, müvekkilleri ile aralarındaki sözleşmeden kaynaklanan tüm haklara kendilerinin sahip olmaları, yükümlülüklere de kendilerinin katlanması bu yöndeki tespit ve vurguları pekiştirmektedir.”
