İki gün süren duruşmada beş gazeteci esas hakkındaki mütalaaya karşı savunmalarını yaptı. Mahkeme davayı 5-6 Temmuz tarihlerine erteledi

 

Kapatılan Zaman gazetesinin 4’ü tutuklu 11 eski köşe yazarı ve editörünün “Anayasayı ihlal,” “örgüt üyeliği,” “propaganda” ve “örgüte yardım” suçlamalarıyla yargılandıkları davanın beşinci duruşması 7-8 Haziran tarihlerinde İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü.

Mahkeme iki gün süren duruşmanın sonunda açıkladığı ara kararında tüm tutuklu sanıkların tutukluluk hâllerinin devamına hükmederken, tutuksuz sanıklara uygulanan adlî kontrolün kaldırılmasına yönelik talepleri reddetti. Mahkeme davayı 5-6 Temmuz tarihlerine erteledi.

Tutuklulukların devamı kararına heyetteki üye hâkimlerden biri muhalefet şerhi koydu. Şerhte önceki duruşmada tahliye edilen Ali Bulaç’ın tahliye gerekçesi hatırlatılarak eşitlik ilkesi uyarınca tüm sanıkların tahliye edilmesi gerektiği belirtildi.

Çağlayan’daki İstanbul Adliyesi’nde görülen duruşmayı P24’ün yanı sıra Londra merkezli ifade özgürlüğü kuruluşu Article 19, Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü (RSF), İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW), İsveç Konsolosu, Norveç Büyükelçiliği’nden yetkililer, İngiltere ve Galler Barosu İnsan Hakları Komitesi’nden bir avukat ve Avrupa Birliği Türkiye Delegasyonu’ndan temsilciler izledi.

Duruşmanın ilk gününde önce tutuklu yargılanan İbrahim Karayeğen esas hakkındaki mütalaaya karşı savunmasını yaptı.

Karayeğen, 23 aydır cezaevinde bulunduğuna ve hakkında anayasayı ihlâl suçlamasıyla ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası talep edildiğine dikkat çekerek, iddianamede gazetecilik faaliyetinin suç olarak gösterildiğini ifade etti.

Karayeğen savunmasına şöyle devam etti: “Beni darbecilikle suçlayabilmeniz için ya suçüstü hâli olmalı, ya da darbecilere destek verdiğimi kanıtlamanız gerekiyor. İddianamenin 30. sayfasında savcı, hükümetin dershaneleri kapatma kararı ile ilgili haberlerde ifade özgürlüğü sınırlarını aşarak hükümeti devirmeyi amaçladığımı belirtmiş. Oysa basın savcısı sayın savcı ile aynı fikirde değildir. Öyle olsaydı, dört aylık hak düşürücü sürede bana dava açılırdı. Hukuk niyet okumaz. Bu bakış acısıyla hiçbir haber yapılamaz.”

Anayasa Mahkemesi’nin, gazetecinin nasıl haber yapacağına mahkemelerin karar veremeyeceği yönündeki kararına değinen Karayeğen, “Ben Zaman gazetesinde 12 sene çalıştım. Gazetede görev yaptığım sürece gazetenin terör ile herhangi bir bağlantısı olmamıştır” diyerek, tahliyesini ve beraatini talep etti.

Ardından tutuksuz yargılanan gazetecilerden Lale Sarıibrahimoğlu nihai savunması için söz aldı. Sarıibrahimoğlu, savcının suç isnat ettiği yazıların Fethullah Gülen cemaatinin “örgüt” olarak nitelendirilmediği dönemde yazılmış olduğunu belirterek, hakkında delile dayanmadan suç isnadında bulunulduğunu ifade etti.

“Ömrünü askerî vesayete karşı çıkarak geçirmiş biri olarak…”

Sarıibrahimoğlu, savunmasına şöyle devam etti: “Hakkımda tek bir delil olmadan cezaevine konuldum. Bu süreç benim sağlığımı olumsuz etkiledi. Almam gereken ilaçlar var. Sağlık Bakanlığı cezaevine ilaç sokulmaması için yazı yazmış. Ailem çok zor şartlar altında bana ilaç yazdırabildi.”

“Darbe ile ilgili olarak karşınızdayım. Ömrünü askerî vesayete karşı çıkarak geçirmiş biri olarak bunun asıl sorumlularının bulunmaması beni çok üzüyor. Hakkımda istenen cezayı son derece haksız buluyorum” diyen Sarıibrahimoğlu, sarı basın kartının ve pasaportunun kendisine iadesini talep etti.

Sarıibrahimoğlu’nun avukatı Ümit Kardaş da müvekkilinin yazılarında suç değil eleştiri bulunduğunu ifade etti. Kardaş, Sarıibrahimoğlu hakkında savcının yönelttiği “terör örgütüne bilerek ve isteyerek yardım etmek” suçlamasına dair delil bulunmadığını belirterek müvekkilinin beraatini talep etti.

Ardından, önceki duruşmada tahliye edilen yazar Ali Bulaç nihai savunmasını sundu. Zaman gazetesinin kapatılana kadar yasal olarak faaliyet gösteren bir kuruluş olduğunu belirten Bulaç, “Benim bu gazetede çalışmam suç değildi, gazetenin genel yayın yönetmeninin yurt dışına kaçması da benim suçum değildi” diye konuştu.

“Ben profesyonel bir yazarım, telif ücretimin ödenmesi ve yazılarıma müdahale edilmemesi koşuluyla her yerde yazarım. Yazı yazdığım gazeteye bakılarak suçlu ilan ediliyorum, ne yazdığımın hiç önemi yok mu?” diyen Bulaç, savunmasını yazılarından alıntılar sunarak sürdürdü.

Bulaç, iddianame ve mütalaada yazılarına bütünüyle yer verilmediğini, belirli cümlelerin seçilerek alındığını, ayrıca Basın Kanunundaki dört aylık hak düşürücü süreye de uyulmadığını belirtti. “Gazetecilik faaliyeti dışında bir eylemim yoktur. Ben fikir adamı olarak kalmak istiyorum” diyen Bulaç, beraatini talep etti.

Savunmaların ikinci günü 

Duruşmanın ikinci günü ise Bulaç’ın avukatı Mehmet Ali Devecioğlu’nun esas hakkındaki savunmasıyla başladı. Bulaç’ın Zaman gazetesinde 12 yıl boyunca binlerce yazı yazdığını, savcının bunlardan sadece sekizini seçerek suçlama konusu yaptığını ifade eden avukat Devecioğlu, Bulaç’ın lehine delil olabilecek yazılarının dahil edilmemesinin usul ihlâli teşkil ettiğini belirtti. Yargıtay’ın “örgüt üyeliği” suçunun oluşması için kriterleri sıralayan kararlarından alıntılar okuyan Devecioğlu, Bulaç’ın beraatini ve adlî kontrolünün kaldırılmasını talep ederek savunmasını bitirdi.

Ardından davanın tutuklu sanıklarından Ahmet Turan Alkan nihai savunmasına başladı.

Sözlerine “15 Temmuz karambolünün karşınıza sürüklediği gazeteci kafilesi karşınızda. Cezaevinde en uzun süre tutuklu kalan yazarlar biziz” diyerek başlayan Alkan, “Hapiste yattığımız 23 ay boyunca devletimizin kurumları hakkımızda yazılardan başka delil bulamadı. Hayatımın iki yılına el konuldu” dedi.

Yargılanıyor olmasının sebebinin 17-25 Aralık sürecinde yazdığı yazılar olduğunu ifade eden Alkan, dosyaya savcılık tarafından adını hiç duymadığı  internet sitelerinden alıntılar eklendiğini söyledi.

Davanın siyasi bir dava olduğunu ifade eden Alkan, “Silahlı terör örgütü üyesi” olmakla suçlandığı hâlde mütalaada silah, şiddet, örgütle bağlantı gibi ayrıntılara yer verilmediğini, suçlamaların dayanağının sadece yazıları olduğunu sözlerine ekledi.

“Özür dilememi beklemeyin…”

Alkan, “İktidarın canını sıktım, sinirlendirdim anladığım kadarıyla. Özür dilememi beklemeyin. Beni tahliye edin de demeyeceğim… Ben Ahmet Turan Alkan, Zaman yazarıyımi muhalifim. Eskiden muhalif değildim ama şimdi muhalif oldum. Boğazımı kesen bıçağı yalamam. Stockholm sendromu yok bende’’ diye konuştu.

“Mesleğim yazarlık. Yazdıklarımın arkasındayım çünkü kimseden talimat alarak yazılmış şeyler değildir, Şeyhim yok, müridim yok” diyen Alkan, beraatini talep ederek savunmasını tamamladı.

Ardından söz alan Alkan’ın avukatı Faruk Zorba, müvekkilinin cezaevinde yaklaşık 30 kilo kaybettiğini ve sağlık sorunları bulunduğunu belirterek, esas hakkında savunmasını gözden geçirmek üzere süre istedi ve Alkan’ın tahliyesini talep etti.

Son olarak, davada tutuksuz yargılanmakta olan Nuriye Ural savunması için söz aldı. Darbelere karşı olduğunu, cebir ve şiddet içeren hiçbir eylemde bulunmadığını ifade eden Ural, “Gazetecilik suç olamaz. Yolsuzlukla ilgili yazılar yazmak bir gazetecilik faaliyetidir. Beni yalnızca kendi eylemlerimden dolayı suçlayabilirsiniz” diyerek beraatini talep etti. Ural’ın avukatı ise savunma için süre talebinde bulundu.

Savunmaların ardından ara kararını açıklayan mahkeme heyeti, tüm tahliye ve adlî kontrolün kaldırılması taleplerini reddederek davayı Temmuz ayına erteledi.

Davada yargılanan 11 gazeteciden Mümtazer Türköne, Orhan Kemal Cengiz, Mehmet Özdemir ve Mustafa Ünal, 10-11 Mayıs tarihlerinde görülen dördüncü duruşmada savcının esas hakkındaki mütalaasındaki suçlamalara karşı nihai savunmalarını yapmışlardı.