Türkiye’de ifade özgürlüğüne yönelik baskının öncelikli hedefi gazeteciler ve akademisyenler. Yüzlerce gazeteci ve akademisyen hakkında soruşturma açıldı, birçoğu tutuklandı. Bu site ifade özgürlüğünü kullandığı için soruşturma ve kovuşturmaya uğrayanlar hakkındaki yasal süreci takip etmektedir.


Tutuklu yargılanan sekiz hak savunucusu tahliye olurken Taner Kılıç’ın tutuklu bulunduğu diğer dosyası davayla birleştirildi Büyükada’da katıldıkları bir toplantı sırasında 5 Temmuz’da gözaltına alınan 10 hak savunucusuyla dosyaya sonradan eklenen Af Örgütü Türkiye Şubesi Yönetim Kurulu Başkanı Taner Kılıç’ın yargılandığı davanın ilk duruşması 25 Ekim tarihinde İstanbul 35. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Daha büyük olduğu için İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi salonunda görülen duruşmada mahkeme heyeti tutuklu sekiz sanığın hepsinin tahliyesine karar verdi. Tahliye edilen Günal Kurşun, İlknur Üstün, İdil Eser, Nalan Erkem, Peter Steudtner ve Ali Gharawi hakkında herhangi bir tedbir konulmazken Özlem Dalkıran ve Veli Acu hakkında yurtdışına çıkış yasağı getirildi. Tutuksuz yargılanan Şeyhmus Özbekli ve Nejat Taştan hakkında 25 Temmuz 2017'de verilen adli kontrol kararı ise kaldırıldı. Duruşmada savcı Veli Acu hariç tüm tutuklu sanıkların tahliyesini talep etmişti. Mahkeme Taner Kılıç hakkında “FETÖ üyeliği” suçlamasıyla tutuklu bulunduğu, İzmir 16. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülen dosyanın Büyükada davasıyla birleştirilmesine de karar verdi. Hem Büyükada dosyasındaki sanıkların avukatları hem de Kılıç'ın avukatı, Kılıç'ın dosyasının Büyükada davasıyla birleştirilmemesi gerektiğini savunmuş, 10 hak savunucusunun yargılandığı Büyükada davasına konu olan toplantının Kılıç'ın cezaevinde bulunduğu tarihlerde yapıldığını belirtmişti. Haziran ayından beri tutuklu bulunan Kılıç’ın İzmir’deki davasının ilk duruşması ise 26 Ekim’de görüldü. Duruşmada savunma yapan Kılıç suçlamaları reddetti. Kılıç Bank Asya’da hesabı olduğunu ancak hesabını tamamen işiyle ilgili olarak kullandığını, şifreli mesajlaşma programı ByLock’u ise indirmediğini ve kullanmadığını söyledi. Duruşmayı gören İzmir 16. Ağır Ceza Mahkemesi Kılıç’ın tutukluluğunun devamına karar verdi. Mahkeme, davayı İstanbul’da görülen davayla birleştirmeye de karar vererek dosyayı İstanbul 35. Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderdi. İstanbul 35. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki davanın bir sonraki duruşması 22 Kasım'da görülecek. Büyükada’da gözaltına alınan 10 hak savunucusu “Örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işlemek" suçlamasıyla, Kılıç ise "Silahlı terör örgütüne üyelik” suçlamasıyla yargılanıyor. Savunmalar Taner Kılıç ve Kadın Koalisyonu’ndan İlknur Üstün’ün SEGBİS’le katıldığı duruşmada ilk savunmayı Yurttaşlık Derneği’nden Özlem Dalkıran yaptı. “Bir grup hak savunucusunun atölye çalışması nasıl oldu da silahlı terör örgütünün toplantısı oldu anlamadım,” diyen Dalkıran toplantının bildirim yapılmaksızın gizli yapıldığının iddia edildiği ancak toplantının gizli olmadığını söyledi. Dalkıran, “Gizli toplantılar gizli yerlerde, kapalı kapılar arkasında yapılır. Bizim toplantımız otelin en kalabalık yerinde yapıldı,” diye konuştu. Polislere telefon şifresini vermediğine dair suçlamayı da değerlendiren Dalkıran, bilgi saklama çabasının olmadığını söyledi. Dalkıran, "Bana şifre sordular ama cep telefonumun şifresi yok. Telefonumun PIN kodu var tabii. PIN kodumu hatırlamadığımı ama bana bir telefon verirse, numaraların olduğu paneli gördüğümde hatırlayabileceğimi söyledim. Önemli değil, dediler. Savcı ise hatırlamamanın hayatın olağan akışına aykırı olduğunu söylemiş. Doğrudur, fakat bana bu soru sorulduğunda hayatım olağan akşında devam etmiyordu,” diye konuştu. Dalkıran, “Hayatım boyunca her tür şiddete karşı çıktım. Silahlanmayla mücadele ettim. Şimdi ise silahlı terör örgütü üyeliğiyle suçlanıyorum. Bu suçlamayı kabul etmiyorum,” dedi. Dalkıran’dan sonra tercüman aracılığıyla savunma yapan Alman vatandaşı Peter Steudtner ise yaklaşık 20 yıldır eğitimci ve kolaylaştırıcı olarak çalıştığını söyledi. Son 15 yıl boyunca Mozambik, Angola, Kenya, Filistin ve Myanmar’da çalışmalar yaptığını, Mozambik’te çocuk askerlerin tekrar ailelerine kavuşması konusunda çalıştığını anlatan Steudtner travmayla başa çıkma ve veri-iletişim güvenliği alanlarında ilgili ülkelerin yasaları çerçevesinde eğitim ve danışmanlık hizmeti sağladığını söyledi. Adalete erişim hakkının engellendiğini söyleyen Steudtner, gözaltına alınması sürecinde kimsenin kendisine Almanca ya da İngilizce konuşmadığını, yaşananlarla ilgili yasal bilgi verilmediğini, susma hakkı olduğu söylendiğinde Büyükada polis karakolunda ifadesinin zaten alınmış olduğunu anlattı. Suçlamaları reddeden Steudtner, “İddianamede yer verilen iddiaların hiçbiri terör örgütleriyle ilişkili olduğumu göstermez. Beraat ve tahliyemi istiyorum,” dedi. Ardından SEGBİS aracılığıyla savunma yapan Kadın Koalisyonu’ndan İlknur Üstün de toplumsal cinsiyet eşitliği alanında çalıştığını ve Türkiye'nin her yerinde kadın ve çocukların sorunlarına dair birçok raporlama yaptığını anlattı. “Yaptığım çalışmalarda istismara uğrayan çocukların, şiddet gören kadınların bilgileri var. Bu bilgilerin korunması çok önemli,” diyen Üstün bugüne kadar yaptığı tüm kadın hakları ve insan hakları çalışmalarının arkasında olduğunu söyledi. Af Örgütü Türkiye Direktörü İdil Eser ise hakkındaki suçlamaların insan hakları alanında yaptığı çalışmalarla ilgili olduğunu ve bu suçlamaları reddettiğini belirterek “İnsan hakları savunuculuğu suç değil,” diye konuştu. Af Örgütü’nde birlikte çalıştığı Taner Kılıç’ta ByLock olduğu ve kendisinin de Kılıç’la konuştuğu yönündeki suçlamayı değerlendiren Eser, “Taner Kılıç ByLock yüklemediğini söylüyor. Kişisel inancım birlikte çalıştığımız sürece tanıdığım için doğru söylediği yönündedir,” dedi. Eser etkin pişmanlıktan yararlanmak isteyip istemediğinin sorulması üzerine ise “Etkin pişmanlıktan yararlanmak istemiyorum çünkü pişman olacağım bir şey yapmadım. Hak savunucusu olarak yapmam gerekenleri yaptım,” dedi. Eser’in ardından savunma yapan İsveç vatandaşı Ali Gharavi ise işkence ve savaş mağdurları ile mülteciler için çalışan kuruluşlarla çalıştığını, hayatını şiddetle mücadeleye adadığını, iddianamede adı geçen terör örgütleri hakkında hiçbir bilgisinin olmadığını söyledi. “115 günden beri bütün insan haklarımı ihlal eden bir durumla karşı karşıyayım. Sağlığım ve akıl sağlığım için endişe ediyorum,” diyen Gharavi kalp hastalığı olduğunu, iki kez doktora götürüldüğünü ancak İngilizce konuşan kimse olmadığı için muayenede ne olduğunu anlamadığını söyledi. Duruşmada Eser’in ardından İnsan Hakları Gündemi Derneği’nde Günal Kurşun savunma yaptı. Kurşun hakkında bir akademisyenin suçlamaları nedeniyle açılan başka bir dava bulunduğunu, görülmekte olan bir dava bulunduğu için ikincisinin reddedilmesi gerektiğini söyledi. Ancak Kurşun, “Bu dava reddedilmediği gibi, ayrıca bir başka davada yargılanıyor olmak bu davada tutuklama gerekçesi olarak gösterilmektedir,” dedi. Kurşun, telefonundaki kayıtlı 4,000 civarında kişiden sadece birinin ByLock kullanıcısı olduğu gerekçesiyle suçlandığını söyleyerek, hâkime hitaben, “Bu lehime delil olmalı. Kontrol edilse sizde daha çok çıkar,” dedi. Kapatılan Today’s Zaman gazetesinde yazı yazması hakkında ise Kurşun, kendisinin yazdığı dönemde İbrahim Kalın, Beril Dedeoğlu ve Markar Esayan gibi isimlerin de yazdığını, gazetede sözleşmesi gereği profesyonel olarak yazı yazdığının belli olmasına rağmen bunun iddianameye eklendiğini söyledi. Kurşun, “Hangi örgüte üyeymişiz diye soruyorum. Kokteyl örgüt! Birbirinden farklı üç örgüte birden üye olmakla suçlanıyoruz. Hem sayın savcıya hem heyetinize söyleyeyim. Bizden terör örgütü üyesi çıkmaz,” diye konuştu. Duruşmada son olarak ise Yurttaşlık Derneği’nden Nalan Erkem ve İnsan Hakları Gündemi Derneği’nden Veli Acu söz aldı. Erkem, bir hukukçu olarak böyle bir iddianamenin hazırlanmış olmasından üzüntü duyduğunu, iddianamede belirtilenin aksine toplantının gizli olmadığını söyledi. “Ben toplantı boyunca yapıldığı yeri, oteli Instagram'dan paylaştım. Bu nasıl gizli toplantı?” diye soran Erkem ayrıca savcılığa ad ve adresleri sunulan tanıklardan hiçbirinin ifadesinin alınmadığını söyledi. Hakkındaki bir başka suçlamaya dair olarak ise Erkem Malatya Zirve Yayınevi davasının müdahil avukatlarından olduğunu ve kendisine mahkemece verilen MİT raporunun iddianamede aleyhine delil olarak sayıldığını söyledi. Erkem ayrıca mide kanaması geçirdiğini ancak tutuklu kaldığı sürece iki ay boyunca devam eden kanaması sırasında tedavi göremediğini anlattı. Veli Acu ise bilgisayarında “Nuriye ve Semih ölmesin" başlıklı toplu olarak gönderilmiş bir e-mail bulunduğu için suçlandığını söyledi. Acu, “Adı geçen terör örgütleriyle bizim bağımız olamaz. Şiddeti değil uygulayan öven bile bizim aramızda barınamaz,” diye konuştu. Sol gözünün protez olduğunu, düzenli olarak doktor kontrolüne gitmesi gerektiğini ve bakımını cezaevinde tek başına yapamadığını söyleyen Acu, eşinin de 10 gün sonra doğum yapacağını belirterek tahliyesini istedi.
