Duruşmanın ilk gününde, yargılanan Cumhuriyet gazeteci ve yöneticileri esas hakkındaki savunmalarını tamamladı

 

Cumhuriyet yazar ve yöneticilerinin “üye olmadan silahlı terör örgütüne yardım etmek” ve “hizmet nedeniyle görevi kötüye kullanmak” suçlamalarıyla yargılandıkları davanın karar duruşmasının görülmesine 24 Nisan günü Silivri’de başlandı.

Duruşmanın ilk gününde sanıkların bir önceki duruşmada sunulan esas hakkında mütalaaya karşılık savunmaları dinlenildi. İstanbul 27. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmanın bitiminde karar açıklanması bekleniyor.

Duruşma, Cumhuriyet Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Akın Atalay’ın duruşma öncesinde mahkemeye ulaşan belgelere dair beyanlarıyla başladı. Ardından esas hakkında savunmalara geçilirken, ilk savunmayı Cumhuriyet yazarı Kadri Gürsel yaptı. Gürsel, “Erdoğan Babamız Olmak İstiyor” başlıklı yazısı, “FETÖ’nün medya ayağı”nı oluşturduğu iddia edilen medya kuruluşları çalışanlarıyla telefon görüşmeleri ve 34 gün süren yayın danışmanlığı görevi nedeniyle suçlandığını anlatarak bu suçlamalara cevap verdi.

“Ben şiddete karşıyım. Erdoğan’ın bir baba figürü olarak ortaya çıkarılmasına karşı çıkmam şiddet çağrısı olarak gösterilemez. Demokrasilerde Cumhurbaşkanının eleştirilemeyeceği gibi bir kural yoktur,” diyen Gürsel, kapatılan Zaman gazetesi ve diğer kurumları bünyesinde barındıran Feza Gazetecilik A.Ş. çalışanlarıyla yaptığı görüşmeler hakkında da açıklamalar yaptı. Gürsel, “Feza Gazetecilik’e ait numaralarla yapılan görüşmeler de toplam 9 SMS ve en uzunu 240 saniye süren konuşmalar. Bu konuşmaların çoğu tarafımdan basın özgürlüğü konusunda görüş istenmesinden ibarettir. Ancak ben kendilerine hiç görüş vermedim,” diye konuştu.

“Gazetenin yayın politikasının üç yılda radikal bir şekilde değiştiğini iddia ediyorsunuz. 34 günde ben ne yapmış olabilirim” diye soran Gürsel, beraatini talep ederek savunmasını bitirdi.

“Cumhuriyet’i ele geçirme davası”

Ardından Akın Atalay bu kez esas hakkında savunmasını yapmak için söz aldı. Atalay, savunmasına Cumhuriyet’in 2010 yılında vefat eden başyazarı İlhan Selçuk’un bir yazısı nedeniyle ilk Ergenekon soruşturmasında “kendi gazetesini bir haftada üç kez bombalatmakla” suçlandığını hatırlatarak başladı. Yazının Cumhuriyet’e yönelik o dönem yapılan saldırılar karşısında yeterince tepki göstermeyen medyayı eleştirmeye yönelik bir hiciv yazısı olduğunu anlatan Atalay, yazının içinden cımbızlanan cümlelerle Selçuk’un suçlandığını söyledi.

Atalay, “Bunu şu yüzden anlattım. Zamane savcıları da Ergenekon savcıları gibi şüphelileri önceden damgalayıp itibarsızlaştırıyor, haklarında binlerce sayfalık iddianameler hazırlıyor,” diye konuştu.

“Bu iddianamenin amacı gazeteyi ele geçirmek ve uysal ellere teslim etmek,” diyen Atalay, iddianamede sadece yayıncılık faaliyetleri nedeniyle yargılandıklarının görüldüğünü söyledi.

Atalay, “Siyasi iktidar tüm devlet kurumlarını kontrol altına alması yetmiyormuş gibi medyayı da kontrol altına almak istiyor. Bu dava bu planın bir parçası,” dedi. Atalay, “Bu dava vesilesiyle bir kez daha basın özgürlüğünün boğulmasına izin verilmemelidir. Böylesi hukuk dışı soruşturma ve davalar toplumu uçurumun kenarına götürür,” diye konuştu.

Atalay’dan sonra söz alan Cumhuriyet yazarı ve okur temsilcisi Güray Öz yasalarda “yayın politikasını değiştirmek” diye bir suç olmadığını söylerken, karikatürist Musa Kart gazetecilerin, siyasetçilerin, öğrencilerin hapiste olduğunu, böyle bir resmin Türkiye’ye yakışmadığını belirtti.

Twitter’da “JeansBiri” adlı hesabın kullanıcısı olmakla suçlanan ve hakkında “terör örgütü yöneticiliği” suçlamasıyla 15 yıla kadar hapis cezası istenen Ahmet Kemal Aydoğdu ise esas hakkında savunmasında iddianamede hesabın kendisine ait olmadığının anlaşıldığının ifade edildiğini, ancak buna rağmen 18 aydır tutuklu olduğunu söyledi. 28 telefon numarası kullandığı iddiasına karşılık, kendisiyle aynı ada sahip herkese ait numaraların kendisine aitmiş gibi gösterildiğini söyleyen Aydoğdu, suçlamaları reddetti ve beraatini istedi.

“İfade özgürlüğüne tehlikeli bir darbe”

Daha sonra esas hakkında savunmasını yapan Cumhuriyet gazetesi avukatlarından Bülent Utku ise davanın “siyasal bir operasyon” olduğunu söyledi, bu “operasyonu” yürütenlerin sırtlarını siyasal iktidara dayamanın rahatlığıyla hareket ettiklerini ifade etti.

Utku, “Esas hakkında mütalaanın zihniyeti bundan böyle keyfî biçimde haber ve yazıda suç unsuru olmadığı halde gazetecilik faaliyetinin cezalandırılmasına kapı açan bir zihniyettir. Yeni bir milattır. Düşünce ve ifade özgürlüğüne karşı önemli tehlikeli bir darbedir,” diye konuştu. Utku, “Kanım odur ki her siyasal davada olduğu gibi bu davadan da adalet çıkmaz. Umarım yanılırım,” dedi.

Utku’dan sonra söz alan Cumhuriyet yazarı Hakan Kara davanın sadece Cumhuriyet gazetesinin değil, gazeteciliğin ve ifade özgürlüğünün yargılandığı bir dava olduğunu söylerken, Cumhuriyet Vakfı Yönetim Kurulu Üyesi Önder Çelik de sanıklara yöneltilen suçlamaların boşa çıktığını söyledi.

Sabuncu: Gazetecilik bir aşk mesleğidir

Cumhuriyet Genel Yayın Yönetmeni Murat Sabuncu ise, kısa savunmasında gazeteciliği bir “aşk mesleği” olarak tanımladı. Sabuncu, “Aşkın hakkını vermek gerekir, bunun bedeli bazen ceza, bazen cezaevi olur,” diye konuştu.

Daha sonra söz alan Cumhuriyet muhabiri Ahmet Şık ise sözlerine “Herkesin bildiği üzere, şimdilik iki ayrı hapishane deneyimim var. İlkinde şimdi FETÖ denilen Gülen Cemaati’nin komplosuyla, meslekî faaliyetlerim suçlama konusu edilerek tutuklandım. İkinci tutuklanmam ise bu yargılamanın konusu nedeniyle oldu” diyerek başladı. 2012’de cezaevinden çıkarken tutuklanmasına sebep olan komploda görev alan polis, hâkim ve savcıların tutuklanacağını söylediğini hatırlatan Şık “O komploculardan firar edemeyenlerin dışında kalanların tümü şimdi hapishanede,” dedi.

Şık, “Devletten hukuku çıkardığınızda elinizde kalana devlet değil çete denir. Dolayısıyla Gülen Cemaati’nin çetesinin mensupları için söylediğim aynı siyasal tespiti bu komploda rol ve görev alanlar için de yapmak elzem. Dilerim hukukun evrensel normlarını rehber edinen, gerçekten tarafsız ve gerçekten bağımsız mahkemelerde yargılanırlar,” diye konuştu.

Şık, davanın 25 Aralık 2017’deki duruşmasında mahkeme başkanınca içeriği nedeniyle yaptırılmayan beyanlarını aynen tekrarladığını belirtti. Şık, sözlerini “Her zamanki gibi sözlerimin de yaptıklarımın da arkasındayım. Çünkü gazetecilik suç değildir,” diyerek tamamladı.

Şık’tan sonra söz alan Cumhuriyet Vakfı Yönetim Kurulu üyesi Mustafa Kemal Güngör ise “hizmet nedeniyle görevi kötüye kullanma” suçlamasının davaya yargılanan Cumhuriyet gazeteci ve yöneticilerini toplum nezdinde itibarsızlaştırmak amacıyla eklendiğini söyledi. Güngör, “Tüm dünya bu davada vereceğiniz kararı bekliyor. Bu karar hukuk tarihine geçecek, karar sizin, tercih sizin,” diye konuştu.

Cumhuriyet Kitap Eki Genel Yayın Yönetmeni Turhan Günay, dokuz ay süren yargılama boyunca çok şey söylendiğini ancak savcının yine de davanın başındaki iddialarını tekrarladığını söyledi. Günay, “Bu nedenle bundan sonra söylenecekler bana gevezelik gibi geliyor,” dedi.

Cumhuriyet yazarı Aydın Engin ise dava boyunca dinlenilen her tanığın suçlamaları boşa çıkardığını söyledi. Engin, malî konularla ilgili iddialar da çökünce davanın sadece yayın çizgisinin değiştirilmesinden ibaret kaldığını ifade etti. Engin, “Evet, gazetenin yayın çizgisini değiştirdik ve savcıdan izin almadık. İstersek yine değiştiririz ve kimseden izin almayız,” diye konuştu.

Cumhuriyet Vakfı Başkanı Orhan Erinç ise davanın siyasi olduğunu, söyledi, davada dinlenen tanıkların pek çoğunun Vatan Partisi’nden olmasını buna dayanak olarak gösterdi.

Diğer sanıkların önceki savunmalarına ek olarak söyleyecekleri bir şey olmadığını belirtmeleriyle sanıkların esas hakkında savunmaları tamamlanmış oldu. Ardından, avukat beyanlarına geçildi.

Avukat Cinmen: Talimatla adil yargılama olmaz

Duruşmada Kadri Gürsel ve Hikmet Çetinkaya’nın avukatlarının ardından Bülent Utku’nun avukatı Ergin Cinmen söz aldı. Cinmen davada Anayasa’ya göre olağanüstü hâllerde bile ihlal edilemeyecek düşünceyi açıklamaya zorlanmama hakkının ihlal edildiğini söyledi. Cinmen, “Gazetecilere ‘gazetenin logosunun üstüne niye bu ifadeleri kullanarak başlık verdin’ diye soruluyor. Yargıladığınız insanları kanaatlerini açıklamak zorunda bırakıyorsunuz,” diye konuştu.

“İddianamenin meşru olabilmesi için iddialar, hukuk, evrensel hukuk ve insan haklarına uygun olmalıdır. Âdil yargılanma hakkı aynı zamanda dürüst yargılanma olmalıdır. Yani bu yargılama dürüst insanlar tarafından yapılmalıdır,” diyen Cinmen, “Âdil yargılanma ancak dürüst hukukçuların dürüst yargılamasıyla olur. Bir yerden gelen talimat ve zamanın ruhunu dikkate alarak karar veriyorsanız bu dürüst yargılama olmaz. Âdil yargılama ilkesi sadece dürüst savcı ve hakimler tarafından gerçekleştirilebilir. Bu davanın iddianamesi, yargı süreci ve mütalaaya bakılınca dürüst bir yargılama olmadığını söyleyebiliriz. Bu davada dürüst yargılama hakkı ihlal edildi,” diye konuştu.

Pineapple
Bu web sitesi Avrupa Birliği'nin desteğiyle hazırlanmıştır. Yayın içeriğinden tümüyle P24 sorumludur. Bu içeriğin Avrupa Birliği'nin görüşlerini yansıtması beklenmemelidir.