Gazeteci davalarında tahliye çıkmazken son tutuklamalarla cezaevindeki gazeteci sayısı en az 155 oldu

Kapatılan Dicle Haber Ajansı (DİHA) muhabiri Nedim Türfent’in terör suçlamalarıyla 22.5 yıla kadar hapis cezası istemiyle yargılandığı davanın dördüncü duruşması 17 Kasım günü Hakkâri 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü.

Duruşmada savcılık esas hakkındaki mütalaasını sundu ve Türfent’in sevk maddeleri uyarınca cezalandırılmasını istedi. Duruşma sonunda ara kararını açıklayan mahkeme tutukluluk hâlinin devamına hükmetti ve davayı 15 Aralık tarihine erteledi.

13 Mayıs 2016 tarihinden beri tutuklu bulunan Türfent duruşmaya SEGBİS aracılığıyla Van Cezaevi’nden katıldı. Türfent’in avukatlarından Harika Günay Karataş mahkeme salonundan savunma yaparken avukat Barış Oflas ise Türfent’le birlikte duruşmaya Van Kapalı Cezaevi’nden bağlandı.

Duruşmada önce üç tanığın ifadesi okunurken iki tanık da SEGBİS aracılığıyla Yüksekova’dan bağlandı. Mahkemede okunan tanık ifadelerinden sonra söz alan Nedim Türfent beyanların doğru olmadığını söyledi. Savunmasını yine Kürtçe yapan Türfent, “Yüksekova’da sokağa çıkma yasağı başladığı sırada Yüksekova’yı gazetecisiz bırakmak istediler. Tek tip haber çıksın istediler. Twitter’da JİTEM isimli hesaptan defalarca tehdit edildim. Bu sıradan bir tehdit değildi. Kamuoyu baskısı olmasaydı ben şu an burada olmayabilirdim,” dedi.

Hakkındaki dosyanın polis zoruyla alınan ifadelere dayandırıldığını, kendisini gözaltına alan polislerin “seni en az 20 yıl içeride tutacak dosya hazırladık, kolay kolay çıkamazsın” dediklerini söyleyen Türfent, mahkemede dinlenen tanıkların ifadelerinin zorla imzalattırıldığını söylediklerini hatırlattı.

“Tanıkların polis ifadeleri noktası, virgülüne kadar aynı” diyen Türfent, “Zorla alınan tanık ifadeleri tutmayınca önce yeni tanık ifadelerine, sonra gizli tanık ifadesine başvurdular,” diye konuştu.

Duruşmada ifadesi okunan tanıklardan ilkinin 15 yaşında olduğu öğrenildi. Avukatlar tanığın ifadesinin Çocuk Koruma Kanunu’na uygun alınmadığını, bu nedenle hukuksuz olduğunu belirttiler. İkinci tanığın ifadesi ise başka dosyadan alındığı için Türfent’in avukatları tanığın bu davada dinlenmesi gerektiğini savundular. Avukatlar mahkemede ifadesi okunan üçüncü tanığın ifadesine ise tanığın ruh sağlığı yerinde olmadığı gerekçesiyle itiraz etti. Duruşmada bu tanığın başka bir dosyadaki ifadesinde yer alan tutarsız beyanatları okundu.

Duruşmaya Yüksekova 1. Asliye Ceza Mahkemesi’nden bağlanan ilk tanık, Türfent’in gazeteci olduğunu sosyal medyadan bildiğini herhangi bir faaliyetine tanık olmadığını, emniyetteki ifadesini baskı ve uzun süreli hapis tehdidi altında verdiğini söyledi.

Duruşmaya yine Yüksekova 1. Asliye Ceza Mahkemesi’nden bağlanan ikinci tanık ise Türfent’i tanımadığını söyleyerek mahkemede okunan emniyetteki ifadesinin kendisine ait olmadığını söyledi.

Tanıkların dinlenmesinden sonra tekrar söz alan Türfent, davayı bir “komplo” olarak niteledi ve 2015’te Yüksekova’da yaptığı ve elleri ters kelepçeyle bağlı yere yatırılmış bazı vatandaşlara polisin kötü muamelesini gösteren video haber nedeniyle hakkındaki dosyanın hazırlandığını savundu.

Duruşmada daha sonra şu an itibariyle yerlerinin tespit edilemediği bildirilen üç tanığın emniyetteki ifadeleri okundu.

Türfent’in avukatı Karataş ise mahkeme tarafından dinlenmediklerinden bu tanıkların ifadelerine itibar edilemeyeceğini, başka dosyalarda da bu tanıkların isimlerinin yer aldığını söyledi.

Daha sonra esas hakkındaki mütalaasını açıklayan savcılık, henüz dinlenmeyen üç tanığın dinlenmesinden vazgeçilmesini, önceki ifadeleriyle yetinilmesini istedi. Savcılık ayrıca tanık ifadelerinin işkence altında alındığına yönelik iddialara ilişkin somut bir delil bulunmadığını savundu.

Savcılık Türfent’in “silahlı terör örgütüyle organik bağ içerisinde” olduğu gerekçesiyle sevk maddelerince cezalandırılmasını ve tutukluluk hâlinin devamını istedi.

Mütalaanın ardından söz alan Türfent, “19 tanık mahkeme karşısında ifadelerinin işkence altında alındığını beyan etti. Savcı ya ifadeleri dinlemedi ya da siyasi saiklerle mütalaa veriyor” diye konuştu. Türfent, 555 gündür hapiste olduğunu, ancak savcılığın bunu değil sadece emniyette verilen ifadeleri göz önünde bulundurduğunu söyledi.

Türkiye’de gazeteciliğin karanlık bir dönemden geçtiğini söyleyen Türfent, “Yaptığımız suçsa bir genelge yayınlansın ve gazetecilik yapmak suçtur denilsin,” dedi. Kaçma şüphesi olmadığını, aldığı ölüm tehditlerine rağmen kaçmadığını söyleyen Türfent tahliyesini istedi.

Avukat Karataş ise savcının polis fezlekesinin dışına çıkmadığını, emniyette verilen ifadeler dışında mahkeme huzurunda yapılan hiçbir beyanı dikkate almadığını söyledi. Karataş, “Tanık ifadelerinin işkence altında alındığı beyanı bana ya da müvekkilime ait değildir. Bu sizin huzurunuzda ifade veren tanıkların beyanıdır,” dedi.

Türfent’in avukatları esas hakkındaki savunmalarını bir sonraki duruşmada verecek.

GYV operasyonunda 3 gazeteci tutuklandı

1 Kasım günü kapatılan Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı’na (GYV) yönelik olarak düzenlenen bir operasyonda gözaltına alınan gazeteciler Nuh Gönültaş, Mehmet Gündem ve Behram Kılıç 9 Kasım’da tutuklandı.

İstanbul Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü’nce 17 ilde düzenlenen operasyonda toplam 111 kişi hakkında gözaltı kararı çıkarılmış, 45 kişi gözaltına alınmıştı.

Gözaltına alınan 45 kişiden 21’i savcılık talimatıyla emniyetten serbest bırakılırken, 24 şüpheli Anadolu Adalet Sarayı’na sevk edildi. Savcılık, ifadesini aldığı 24 şüpheliden 14’ünü serbest bırakırken, 10 şüpheliyi ise tutuklanması talebiyle hakimliğe sevk etti. Nöbetçi Anadolu Sulh Ceza Hâkimliği sevk edilen 10 şüpheliden aralarında eski Milliyet gazetesi yazarı Mehmet Gündem ile gazeteci yazarlar Behram Kılıç ve Nuh Gönültaş’ın da bulunduğu dört şüphelinin “silahlı terör örgütüne üye olma” suçundan tutuklanmasına karar verdi. Hâkimlik, altı şüphelinin ise adlî kontrol hükümleri kapsamında serbest bırakılmasına hükmetti.

Üç gazetecinin tutuklanmasıyla Türkiye’de cezaevinde bulunan gazeteci sayısı en az 155 oldu. Ayrıntılı listeye buradan erişilebilir.

Altanlar davasında avukatlar salondan çıkarıldı

Ahmet ve Mehmet Altan ile gazeteci Nazlı Ilıcak’ın yargılandığı davanın üçüncü duruşması 13 Kasım günü İstanbul 26. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü.

Duruşmada Altan kardeşlerin dört avukatının tamamı savcının mütalaasını sunmasının öncesinde soruşturmanın genişletilmesine dair taleplerini sunmak için konuşmak isteyince mahkeme başkanınca söz verilmeden konuştukları gerekçesiyle mahkeme salonundan dışarı çıkarıldı. Altanların avukatları reddi hâkim talebinde bulundu ancak talep duruşma sonunda mahkemece reddedildi.

Mahkeme heyeti ayrıca dava kapsamında tutuklu bulunan altı sanığın hepsinin tutukluluklarının devamına karar verdi. Mahkeme avukat görüşüne yönelik kısıtlamaların kaldırılması yönündeki talepleri de reddetti.

Duruşmayla ilgili Ahmet ve Mehmet Altan ile Nazlı Ilıcak’ın savunmalarını da içeren ayrıntılı habere buradan erişilebilir.

Duruşmada avukatların mahkeme salonundan çıkarılmasına uluslararası ifade özgürlüğü örgütlerive İstanbul Barosu tepki gösterdi.

Özgürlükçü Demokrasi yöneticilerine hapis cezası

Özgürlükçü Demokrasi gazetesinin Genel Yayın Yönetmeni Yılmaz Yıldız ve Yazı İşleri Müdürü İshak Yasul’a 10’ar ay hapis cezası verildi.

16 Kasım günü İstanbul 36. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmaya yargılanan gazeteciler katılmadı. Mahkeme Yıldız ve Yasul’a “Örgütlerin cebir ve şiddet içeren söylemlerini yayınlamak” gerekçesiyle birer yıl hapis cezası verdi ancak daha sonra cezayı 10’ar aya indirdi. Mahkeme ayrıca hükmün açıklanmasının 5 yıl geri bırakılmasına karar verdi.

Odatv ve Cumhuriyet’e Paradise Papers davası

Başbakan Binali Yıldırım ve oğulları, kamuoyunda Paradise Papers (Cennet Belgeleri) olarak bilinen ve dünyanın dört bir yanından politikacı ve işadamlarının vergi cennetlerindeki yatırımlarına ilişkin sırları açığa çıkaran belgelere dair yaptıkları haberler nedeniyle Cumhuriyet gazetesi ve Odatv sitesine toplam bir milyon liralık tazminat davası açtı.

Yıldırım ailesi “kişilik haklarına saldırıda bulunulduğu” gerekçesiyle Odatv İmtiyaz Sahibi Soner Yalçın ve Sorumlu Haber Müdürü Barış Terkoğlu’dan şikâyetçi oldu. Odatv’nin 15 Kasım tarihli haberinegöre, Yıldırım’ın avukatı aracılığıyla Anadolu 28. Asliye Hukuk Mahkemesi’ne sunulan dava dilekçesinde, belgelerle ilgili yayımlanan üç haber nedeniyle Binali Yıldırım için 250 bin, Erkam Yıldırım için 125 bin ve Bülent Yıldırım için 125 bin lira manevi tazminatın Yalçın ve Terkoğlu’ndan tahsil edilmesi istendi.

Cumhuriyet gazetesine yönelik açılan davada da yine Binali Yıldırım ve iki oğlu adına 500 bin lira tazminat talep ediliyor.

Hukukçu Yaman Akdeniz Twitter hesabında belgelerle ilgili pek çok habere erişim yasağı getirildiğini duyurmuştu.

Ai Weiwei’den Zehra Doğan’a mektup

Çinli sanatçı ve aktivist Ai Weiwei Uluslararası Yazarlar Birliği’nin (PEN) her yıl 15 Kasım’da düzenlediği Hapisteki Yazarlar Günü etkinliği çerçevesinde cezaevinde bulunan ressam ve gazeteci Zehra Doğan’a bir mektup yazdı.

Kapatılan Jin Haber Ajansı editörlerinden Zehra Doğan, hakkında örgüt propagandası suçlamasından kesinleşmiş 2 yıl 11 ay 22 gün hapis cezası nedeniyle cezaevinde bulunuyor. Doğan, Haziran ayında tutuklanmıştı.

Mektubunda “İfade özgürlüğünün kısıtlandığı otoriter bir toplumdan gelmeme rağmen, günümüzdeki gerçekliği yansıtan bir resim yaptığı için bir sanatçının tutuklanması karşısında şoke oldum” diyen Ai Weiwei, hükümetten düşünceleri yüzünden hapiste bulunan herkesi serbest bırakmasını talep ettiğini belirtti.

Binali Erdoğan için yapılan tahliye talebi reddedildi

Sosyal medya mesajlarıyla “Cumhurbaşkanına hakaret” ettiği suçlamasıyla 20 Ekim tarihinde tutuklanan gönderilen eski TRT kameramanı Binali Erdoğan için yapılan tahliye talebi reddedildi.

Erdoğan hâlen Buca Cezaevi’nde tutuklu bulunuyor.

 

Türkiye’de tutuklu ya da hükümlü olarak hapiste bulunan tüm gazetecilerin, Olağanüstü Hâl kapsamında kapatılan basın yayın kuruluşları, vakıf ve derneklerin listelerine buradan erişebilirsiniz.