İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesi’ndeki duruşmada tahliye çıkmadı. Mahkeme esas hakkında savunmalar için davayı 2 Ekim’e erteledi

Aralarında Ahmet Altan, Mehmet Altan ve Nazlı Ilıcak’ın da bulunduğu altı kişinin Şubat ayında “Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs” suçlamasıyla ağırlaştırılmış müebbet hapse çarptırıldığı davanın istinaf duruşmasının görülmesine 21 Eylül günü İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesi’nde başlandı.

Sanık avukatlarının yaptığı temyiz başvurusu sonucunda Bölge Adliye Mahkemesi’nin 27 Haziran 2018 tarihli tensip zaptıyla yeniden görülmesini kararlaştırdığı davada, Altan kardeşler ve Ilıcak ile birlikte, kapatılan Zaman gazetesinin eski görsel yönetmeni Fevzi Yazıcı ve gazetenin marka pazarlama direktörü Yakup Şimşek ile Polis Akademisi eski öğretim görevlisi Şükrü Tuğrul Özşengül de yeniden hâkim karşısına çıktı.

Sanık savunmalarının ardından esas hakkında mütalaasını açıklayan savcı, ilk yargılamadaki suçlamada ısrar etti ve sanıkların TCK 309/1 maddesi gereğince “Anayasal düzeni devirmeye çalışmak” suçundan ağırlaştırılmış müebbetle cezalandırılmalarını talep etti. “Sanıkların medyanın çeşitli vasıtalarıyla dile getirdikleri her türlü açıklama ve görüşlerin” kişilerin can ve mal varlıklarına yönelik “tehdit ve şantaj niteliğinde olduğunun kabulü gerekir” diyen savcı, sanıkların tutukluluk hallerinin de devamını talep etti.

Ahmet Altan, Nazlı Ilıcak, Şükrü Tuğrul Özşengül, Yakup Şimşek ve Fevzi Yazıcı’nın tutukluluk hallerinin devamına hükmeden mahkeme, esas hakkında savunmaların hazırlanması için davayı 2 Ekim’e erteledi.

Kamuoyunda “Altanlar-Ilıcak davası” olarak anılan davanın istinaf süreci, 15 Temmuz darbe girişimi sonrası gazetecilere yönelik açılan davalar arasında istinafa taşınan ilk büyük dava olma özelliğini taşıyor.

“Altanlar-Ilıcak davası”na bakan İstanbul 26. Ağır Ceza Mahkemesi, 16 Şubat 2018 tarihinde, karar duruşmasının sonunda, Altan kardeşler, Ilıcak, Şimşek, Yazıcı ve Özşengül hakkında “darbeye teşebbüs” suçundan ağırlaştırılmış müebbete hükmetmiş, davanın tek tutuksuz sanığı Tibet Murat Sanlıman’ın ise “suçun sanık tarafından işlendiğinin sabit olmaması” gerekçesiyle beraatine karar vermişti.

P24’ün yanısıra Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü (RSF), English PEN ve İsveç Konsolosluğu’ndan temsilcilerin de izlediği duruşmada, davada ceza alan beşi tutuklu altı sanık ve avukatları hazır bulunuyor. Kartal’daki mahkemeye Ilıcak tutuklu bulunduğu Bakırköy Kadın Cezaevi’nden getirilirken, Ahmet Altan ve diğer tutuklu sanıklar Silivri Cezaevi’nden getirildi. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesi’nin davanın tensip zaptıyla hakkındaki Anayasa Mahkemesi kararı uyarınca tahliyesine karar verdiği Mehmet Altan da duruşmada hazır bulundu.

Delillerin değerlendirilmesi yönünden tekrar görülmesine karar verilen dava kapsamında ifade vermesi beklenen gizli tanık “Söğüt”ün ifadesinin 19 Eylül’de alındığı öğrenildi.

Nazlı Ilıcak: Darbecilik gibi ahlâksız bir suçla yargılanmak çok zor

Duruşmada ilk sözü dava kapsamında iki yıldır tutuklu bulunan Nazlı Ilıcak aldı. Ilıcak savunmasında, ilk derece mahkemede sunduğu hiçbir delilin dikkate alınmadığını ifade etti.

Darbelere her zaman karşı olduğunu, babasının 27 Mayıs darbesinin kurbanlarından biri olarak Yassıada’da hapis yattığını söyleyen Ilıcak, hakkındaki suçlamalara konu olan 14 Temmuz 2016 tarihli televizyon programında ağzından darbe lafı çıkmadığını, hukukun üstünlüğüne saygı gösterilmesi gerektiğini vurguladığını anlattı.

Kapatılan Bugün gazetesinde yazmış olması nedeniyle de suçlandığını söyleyen Ilıcak, Bugün’ün bir Gülen cemaati gazetesi olmadığını belirtti. İş ararken kendisine gelen teklif üzerine Bugün’de yazmaya başladığını söyleyen Ilıcak, “Bugün gazetesinde sadece 1.5 yıl çalıştım, 2 yıldır hapis yatıyorum,” diye konuştu.

“Her zaman demokrasiyi savundum, asla cemaat diktatörlüğünü savunamam” diyen Ilıcak, gazetecilik faaliyetlerinden dolayı yargılandığını söyledi ve Zaman davasında ya da Mehmet Altan’ın durumunda olduğu gibi kendisinin de serbest kalması gerektiğini belirtti.

“Mahkemede asla yaşımı öne sürmemeye özen gösterdim. Ama 74 yaşındayım. İki dondurucu kışı ve yakıcı yazı cezaevinde geçirdim. 74 yaşında iki yıl cezaevinde yatan gazeteci yok. Bu yaşta hiçbir yere kaçamam,” diyen Ilıcak Cumhuriyet tarihinde 70 yaşın üstünde uzun süre mahpus kalan üç gazeteciden biri olduğunu belirtti.

“Darbecilik gibi ahlâksız bir suçla yargılanmak çok zor. Kimsenin hak etmediği şekilde yargılanıyorum. İşkence yok ama manevi işkence çok var,” diyen Ilıcak beraatini talep ederek savunmasını bitirdi.

Ahmet Altan: Kanıtsız ve kanunsuz biçimde mahkûm olduk

Duruşmada savunma yapan Ahmet Altan ise yargılamalarının ve mahkûmiyetlerinin hukuka uygun olmadığını söyledi. “Bir hukukî dava olabilmesi için üç temel olguya ihtiyaç vardır: Birincisi, ortada bir eylem olacak.

İkincisi, bu eylem kanun maddesiyle açık biçimde “suç” olarak tarif edilecek.

Üçüncüsü, bu eylemin sanık tarafından gerçekleştirildiğini gösteren somut bir kanıt bulunacak. Bu üç ögeden biri bile olmazsa dava dosyası oluşmaz.

Bizim davamızda üçü birden yok,” diyen Altan, “Biz olmayan bir davada yargılanıp, olmayan bir davada mahkûm olduk. Kanıtsız ve kanunsuz biçimde mahkûm olduk. Eğer bir mahkemede hukuku ve adaleti yargıçlar değil de sanıklar temsil ediyorsa o ülkede yargı çöker, devlet de yıkılır,” diye konuştu.

Ahmet Altan’ın savunmasının özet metnine buradan ulaşabilirsiniz.

Altan, savunmasının ardından mahkeme başkanının talebiyle davanın gizli tanığı “Söğüt” tarafından verilen ifadeden bir bölüm okudu. Kapatılan Zaman gazetesinin eski imtiyaz sahibi Alaattin Kaya’nın yine kapatılan ve Altan’ın bir dönem genel yayın yönetmenliğini yaptığı Taraf gazetesinde yayımlanan yazı ve haberleri denetlediğini iddia eden gizli tanık ifadesini reddeden Altan, “Söğüt” hakkında yalancı tanıklıktan suç duyurusunda bulunacağını belirtti. Altan, “Biz bomba atan insanlarla birlikte aynı cezaya çarptırıldık. Bir tek kanıt istiyorum. Yalancı tanık istemiyorum,” diye konuştu.

Altan’ın avukatı Ergin Cinmen, bugüne kadarki yargılama sürecinde herhangi bir delil ortaya konmadığını, tanıkların mahkemeye çıkarılmadığını belirterek, “Bugüne kadar bir yargılama yapılmadı Biz başka bir şey yaşadık,” diye konuştu. Avukat Figen Albuga Çalıkuşu ise mahkeme huzurunda dinlenmeyen “Söğüt” kod adlı gizli tanığın ifadesinin delil değeri taşımadığını belirtti. Anayasa Mahkemesi’nin Mehmet Altan başvurusunda verdiği hak ihlali kararının içtihat oluşturduğunu ve Ahmet Altan için de geçerli olduğunu söyleyen Çalıkuşu Altan’ın tahliyesini talep etti.

Mehmet Altan: Anayasayı çiğneyen bir mahkemenin verdiği hüküm ne kadar ciddiye alınabilir? 

Mehmet Altan da savunmasında, Anayasa Mahkemesi’nin hak ihlâline hükmettiği 11 Ocak 2018 tarihli kararına değinerek, Anayasa Mahkemesi kararlarının Anayasa gereği bağlayıcı olduğu hâlde yargılamayı yapan İstanbul 26. Ağır Ceza Mahkemesi’nin kendisini tahliye etmeyerek Anayasayı çiğnediğini belirtti. Anayasa Mahkemesi’nce dosyanın son halinde üç ihlâl tespit edildiğinin altını çizen Altan, “Bu suçu işleyebilen bir mahkemenin verdiği hüküm ne kadar ciddiye alınabilir?” dedi.

Mehmet Altan savunmasını şöyle sürdürdü: “İstanbul 26. Ağır Ceza Mahkemesi’ne göre ben yazı yazıp konuşarak cebir ve şiddet kullanmış, manevî cebir yoluyla idamlık suç işlemişim. Türk hukukunda manevî cebir diye bir suç var mı? Hayır. Yassıada Mahkemeleri’nde vardı. Manevî cebir kavramı Avrupa’da faşizmin, Türkiye’de 27 Mayıs darbesinin ürünüdür. Tedavülden kalkmıştır. Türk Ceza Kanunu’nun 309. maddesindeki cebir-şiddet unsurunu anlamayan, yazı ve konuşmayı şiddet ve cebir sayan bir mahkemeyle karşı karşıyayız.”

“Anayasa’nın 38. ve TCK’nın 2. maddeleri halen yürürlükteyse bu iddianamede delil sayılan hiçbir şey delil değildir,” diyen Altan, hem Anayasa Mahkemesi hem Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin lehinde verdiği kararlarda, her iki mahkemenin de dosyanın son haline bakarak hiçbir suç işlemediğini karara bağladığını anımsattı.

Mehmet Altan’ın savunmasının tam metnine bu bağlantıdan ulaşılabilir.

Mehmet Altan’ın savunmasını tamamlamasının ardından avukatı Figen Albuga Çalıkuşu söz aldı. “Kimse kaynağını Anayasadan almayan bir devlet yetkisini kullanamaz,” diyen Çalıkuşu, ilk derece mahkemesinin Anayasa Mahkemesi kararını gözardı ettiğini, duruşmada kararın okunmasını bile reddettiğinin altını çizdi.

Çalıkuşu da, Anayasa Mahkemesi’nin kararında açıkça suç işlendiğine dair dosyada herhangi bir delil olmadığına hükmettiğini anımsattı.

Fevzi Yazıcı: Hakkımda verilen hüküm hukuk dışıdır

Fevzi Yazıcı ise savunmasında görsel tasarımcı olduğunu ve hiç reklam filmi çekmediğini ifade etti. Hakkındaki suçlamaya dayanak gösterilen Zaman gazetesinin “gülen bebek” reklam filminin hazırlığında yer almadığını belirten Yazıcı, reklamın onay toplantısına son anda davet edildiğini, o sırada müsait olduğu için toplantıya katıldığını ifade etti.

Tüm tanıkların reklamın Tibet Sanlıman tarafından yapıldığını belirttiklerine dikkat çeken Yazıcı, savunmasını şöyle sürdürdü: “Bu, reklamla ilgimin olmadığının ispatıdır. Darbeye bilfiil katılan hiçbir asker bu reklamdan talimat aldığını söyledi mi? Savcının, iddiayı ispatlamak için böyle birisini bulması gerekmez mi?”

Hakkında verilen hükmün hukuk dışı olduğunu belirten Yazıcı, beraatini talep ederek savunmasını tamamladı.

Avukatı Mesut Yazıcı da mahkemeden tanıkların dinlenmesini talep ederek, Fevzi Yazıcı’nın beraatini ve tahliyesini istedi.

Özşengül: Bu iddialardan dolayı ağırlaştırılmış müebbet verilebilmesini şaşkınlıkla izliyorum

Sonrasında söz alan Şükrü Tuğrul Özşengül de savunmasında Samanyolu TV’ye 14 Temmuz’da Nice’te meydana gelen terör saldırısını yorumlamak için bağlandığını, yayın sırasında yaşananlarla ilgili bir soru sorulduğunu, ne olduğunu bilmediğini ve öğrenince şok olduğunu anlattı.

“O gece başımıza böyle bir felaket gelmesinden hükümeti sorumlu tuttum, hâlâ da tutuyorum. Bu, anayasal hakkım” diyen Özşengül, söz konusu yayında darbeye karşı ifadeler kullandığını, ancak YouTube’a konan kesilmiş bir video yüzünden gözaltına alındığını kaydetti.

Samanyolu TV’deki programına dair iddialar hakkında, kanalın yasal olarak 25 yıl faaliyet gösterdiğini kaydeden Özşengül, “Bu iddialardan dolayı bir mahkemenin ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verebilmesini şaşkınlıkla izliyorum. Türkiye’de hukuk var demem beklenebilir mi?” şeklinde konuştu.

Yakup Şimşek: Zaman gazetesinde sadece ekmeğimin peşindeydim

Özşengül’ün ardından Yakup Şimşek savunması için söz aldı. “Zaman gazetesinde çalıştığım sürece sadece ekmeğimin peşindeydim. Başka da hiçbir faaliyetim olmamıştır” diyen Şimşek, suçlamalara dayanak olarak gösterilen reklam filmi hakkında ne RTÜK ne de Reklam Özdenetim Kurulu’ndan bir itiraz gelmediğinin altını çizdi.

“Bense sadece bu işin kâtibiydim,” diyen Şimşek, reklam senaryosu hazırlamak konusunda eğitimi veya yeteneği olmadığını belirterek, dosyada bu iddiayı doğrulayan tek bir kelime olmadığını kaydetti.

Daha önce tahliyesini talep eden savcının, dosya birleştirildikten sonra tutukluluğunun devamını talep ettiğini hatırlatan Şimşek, “Birleştirme nedenini hâlâ anlamış değilim,” diye konuştu. Şimşek beraatini talep ederek savunmasını tamamladı.